Bismillahirrahmanirrahim;
Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize, âline ve sahabelerine olsun.
Bir zamanlar Mısır’da iktidar gücünü elinde bulunduran Firavun’un adına çalışan sihirbazlar, yani troller vardı. Musa’ya (A.S.) karşı yürüttükleri bütün algıları çökünce, anladılar ki Musa’nın davası haktır, bundan dolayı gerçeği gördüler ve Musa’nın davasına iman ettiler. Bunun üzerine Firavun: “Nasıl olur da benden izin almadan Musa’ya ve davasına inanırsınız? Bu yaptığınızı bana karşı kurulmuş bir tuzak olarak algılarım. Bunun karşılığı olarak ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keserim, sonra da hepinizi asarım” diye onları tehdit etmiştir. Neticede Musa’ya iman edenler kurtulmuş, Firavun’a tabi olanlar helak olup gitmiştir.
ERBAKAN VE ERDOĞAN
Akıl, önemli bir nimettir. İnsan aklıyla hakkı batıldan ayırır, ya batılda veya hakta karar kılar. İnsanın sorumluluğu, hak yolda yürümek, Allah’ın verdiği nimetler ile O’nun rızasını kazanmaktır. Recep Tayyip Erdoğan bir zamanlar, Erbakan Hocamızın yanında olan Milli Görüşçü bir kimse idi. Allah ona, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı ihsan etti. Ve o, Erbakan Hocamızın karşısına; “O adamsa ben de adam, o liderse ben de liderim” diyerek çıkıverdi. Kendisine yapma etme diyenlere, bana verilenler sahip olduğum üstün yetenekler ile elde ettiğim şeylerdir deyiverdi. Erdoğan, kutlu bir davanın sadık bir mensubu iken, kendisi, kutsanan bir dava haline geldi. Bir “Erdoğanizm” davası türedi. Erdoğan; Milli Görüş gömleğini çıkarıp muhafazakâr demokratlık gömleğini giydikten sonra CHP’nin himmetiyle yolu açılmış ve hayalini kurduğu Başbakanlık koltuğuna oturuvermiştir. Büyüdükçe büyümüş, Cumhurbaşkanı olduktan sonra ise ülkenin tek aklı haline gelivermiştir. Erbakan Hocamız hiçbir zaman Erdoğan’ın Milli Görüş’ten kopmasına rıza göstermemiştir. Faiz, dünya gerçeğidir diyerek kapitalist nizama evrilmesine, AB’ci olmasına, ABD ve İsrail’i stratejik müttefik edinmesine hep üzülmüştür. Gittiği yolun yanlışlığını her fırsatta dile getirmiştir. Erdoğan, Erbakan Hocanın hep yüreğini sızlatan kimse olmuştur. Benimsediği yeni yol, Erbakan Hocamızın benimsediği Milli Görüş, Adil Düzen yolu değildir artik. Bundan böyle Erdoğan için Erbakan Hocamız, hatırlamak istemediği yaşanmış bir anıdır sadece. Erdoğan’ın yürüdüğü bu yeni yolun referansı, hiçbir zaman İslam da olmamıştır. İlan ettiği referansı ise, AB kıstaslarıdır.
SAADET PARTİSİ VE ERDOĞAN
Fazilet Partisi’nin kapatılmasından sonra Erbakan Hocamız Saadet Partisi’ni kurdurmuştur. Erdoğan ve arkadaşları ise AK Parti’yi kurmuşlardır. Yollar ayrılmış, niyetler farklılaşmıştır. 2002 yılı 3 Kasım seçimlerinden sonra CHP destekli olarak yapılan Anayasa değişikliği ile Erdoğan’ın siyasi yasağı kaldırılmıştır. İptal üzerine yenilenen Siirt seçimlerinde Milletvekili seçilen Erdoğan, Başbakanlık koltuğuna oturmuştur. Erbakan Hocamız da, bu değişiklikten sonra Saadet Partisi’ne Genel Başkan olmuştur. Hocamızın Saadet Partisi’ne Genel Başkan olması Erdoğan’ın hoşlanmadığı bir şey olmuştur. Trilyon davası diye bilinen yargılama süreci sonunda Hocamız yeniden siyasi yasaklı haline getirilmiştir. Erdoğan, bu olaya kayıtsız kalmış, mahkûmiyeti ortadan kaldıracak hiçbir girişime olumlu cevap vermemiştir. Erbakan Hocamızın mahkûmiyeti kesinleştikten sonra da Erdoğan, infazın ortadan kaldırılması taleplerini de reddetmiştir. Erdoğan’a göre Saadet Partisi olmaması gereken bir partidir. Numan Kurtulmuş olayını bu açından okumak gerekir. Eğer Numan Kurtulmuş, üslendiği operasyonda başarılı olsaydı bugün Saadet Partisi’nden söz etmiyor olacaktık. Erdoğan; zahiren Erbakan Hocamızı ve Saadet Partisi’ni ustalıkla görmezlikten geldi. Hocamızın vefatından sonra taktik değişikliğine gitti. Bu sefer Milli Görüş’ün söylemlerini kullanarak Saadet Partisi’ni etkisiz kılmaya çalıştı. Bu meselenin derin ve uzun bir hikâyesi var. Zamanı gelince yazılır.
SAADET’E SALDIRMAK
Seçim kararı alındıktan sonra Saadet Partisi’nin çizgisi konusunda kamuoyunda ciddi bir tartışma başlatıldı. Başbakan bu tartışmalara, “Saadet Partisi’nin Erbakan’la alakası kalmadı” sözleriyle katıldı. Hükümet sözcüsü Bekir Bozdağ ise, Saadet Partisi’nin CHP, İyi Parti ve Demokrat Parti ile yapacağı söylenen ittifak için, “Bu ittifakla merhum Necmettin Erbakan Hoca’nın kemikleri sızlamıştır...” sözleri konuyu alevlendirdi. Şimdi bir psikolog çıkıp bu lafları eden adamları bir tedavi etse de, ruh hallerini bir rapor olarak önümüze koysa çok hayırlı bir iş yapmış olur. Böyle aymazlık olmaz. Bu AK Partililer bütün konuşmalarında, “Biz kimsenin yaşam alanına müdahale etmeyiz, etnik milliyetçiliğe, dinsel milliyetçiliğe, bölgesel milliyetçiliğe karşıyız, düşüncesinden dolayı kimseyi kınamayız, bizim yolumuz, Mustafa Kemal’in, Menderes’in, Özal’ın yoludur” diyecekler, bir seçim kazanmak için bu ülkenin insanını dinli-dinsiz diye itham edip ayrıştıracaklar ve böylelikle bu seçimi alacaklar öyle mi! Böylece alınan bir seçim, kendileri için bir cehennem olmaz mı? Biz, lideriniz Erdoğan’a geçmişte olmadık hakaretleri yapan Bahçeli’nin MHP’si ile bir araya gelmenize karışıyor muyuz? Siz bu ittifakınızla Erdoğan’ın merhum anne ve babasının kemiklerini sızlatıyorsunuz diyor muyuz? Demiyoruz. Demeyiz de… Çünkü biz, gerçekten Allah’tan korkan bir topluluğuz. Şimdi size soruyoruz? Birileri size, Saadet Partisi’ni tedip görevi mi verdi? Siz Saadet’e söverek değil, kendinizi millete anlatarak seçimi kazanmaya çalışın… Siz şu şeker fabrikalarını niçin sattınız, 2018 yılı bütçesine 71,7 milyar liralık faiz giderini niçin koydunuz, devleti 1 trilyon lira borcun altına niçin soktunuz? Seçmene bunu anlatmalısınız. Evet, biz Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kendi adayımız olan Temel Karamollaoğlu ile milletvekilliği seçimlerine ise anılan partiler ile seçim işbirliği yaparak gireceğiz. Bundan size ne? Korkutmanız, tehditleriniz, algılarınız boşunadır. İnancımız karşısında bunların hiçbir hükmü yoktur. Çünkü hakikaten, kuvvet ve kudret sahibi Allah’tır. Allah, kimin doğru yolda olduğunu bilendir. Sizi de bilir, bizi de bilir. Dürüst ve saygılı olun beyler… Selam hidayete tabi olanlara…