Tehdit, Siyasetin Aracı Olamaz

Abone Ol

Siyasette sertleşen üslup, giderek yerini kavgaya terk etmişti. Şimdilerde buna bir de tehdit eklendi. Hâlbuki tehdit dili siyasette araç olamaz, olmamalı. Olursa işin boyutu siyaset olmaktan çıkar. Elbette bunu özellikle Bahçeli de biliyordur. Bunun da ötesinde ülkemizde uzun yıllar yaşadığımız gerginlik ve çatışmaların oluşturduğu yaşanmışlıklar hatırlandığında bu dilin siyasetten uzak tutulması, karşılıklı ses yükselterek oluşturulan kavga ve gürültü ortamından ülkenin ve insanımızın kurtarılması gerektiği görülür. Siyasette fikri olan fikrini söylemeli, ülke sorunlarına çözüm tekliflerini halkımıza ulaştırmaya çalışmaları gerekir. Böyle olmaz da kendilerine karşı görüş ileri sürenleri parmak sallamakla ve o sallanan parmağı kırmasını biliriz tarzında bir yaklaşımın meydan okuma ve tehdit anlamına geldiğini de sanıyorum bu dili tercih edenlere hatırlatmaya bile yoktur. Çünkü siyaset ülke yönetimine talip olmak, ülke sorunlarına çözüm bulmak demektir.

Bu köşede kavga ortamının toplumu rahatsız ettiğine çeşitli kereler dikkat çekmeye çalıştım. Hatta her seferinde farklı görüş ve düşünce sahibi de olunsa birlikte yaşanacağını hatırlatmaya çalıştım. Ancak, nedendir bilinmez Cumhur İttifakı sözcüleri seçimler yaklaşırken sergiledikleri seçim kampanyalarının ana vurgusunu kendileri gibi düşünmeyenleri hain ilan etmektir. Böyle olunca ister istemez üslup da sertleşiyor. Mesele ülke sorunlarına karşılıklı çözüm aramaktan çıkıp, bilek güreşine varıyor. Bu noktaya gelindiğinde de Cumhur İttifakı’nın her söylediği ve yaptığı doğru, Millet İttifakı mensubu partilerin sözcülerinin her söylediği ve yaptığı yanlış, yanlışın da ötesinde hainlik oluyor, böyle nitelendiriliyor. MHP Genel Başkanı Bahçeli bu sert üslubun mensubu olarak siyaset yaparken, şimdilerde AK Parti sözcüleri de aynı çizgide yer alıp benzer üslubu sergilemeye başlayıp, sürdürmekte kararlı bir tavır sergileyince ülkede huzur kalmıyor. Zaten insanımız ekonomik ve sosyal bir takım problemlerle mücadele etmekten yorulmuş iken bir de siyasette de böyle bir üslubun benimsenmiş olması karşısında insan önümüzdeki sene yapılması gereken seçimlerin bu hava içinde yapılabileceğini düşünmeden edemiyor. Buna bir de İstanbul’un ortasında bir terör olayının eklenmesi gündeme gelince gerilen sinirler iyice geriliyor.

Derdim yangına körükle gitmek değil. Ancak, hâlâ özellikle Bahçeli’nin seçim kampanyasında tercih ettiği üslubun değişmediğini, değişmeyeceğini gösteren gelişmelere dikkat çekmek istiyorum. Bunun son örneği de MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin Elazığ mitinginde yaptığı konuşma ve sergilediği üslup oldu. Çünkü Bahçeli bu konuşmasında yine kendileri gibi düşünmeyenleri sert bir üslupla azarladı, tehdit diyebileceğimiz bir üslup ile uyardı(!) Bu arada AK Parti heyetinin Meclis’te HDP grubunu ziyaret ederek Anayasa değişikliğini görüşmelerini, “Meclis’te grubu bulunan bir partinin ziyaret edilmesinin doğal olduğunu” söylerken, hemen ardından, “PKK neyse HDP odur” diyerek HDP’ye yönelik değerlendirmesinde bir değişiklik olmadığını vurguladı. Hâlbuki bir yandan, “PKK neyse HDP odur, o kesindir. HDP neyse CHP aynısıdır. HDP ihanetin ve bölücülüğün merkez üssü, toplardamarıdır. Anayasa Mahkemesi tarafından HDP’nin kapatılması da mutlak mecburiyettir” diyerek AK Parti heyetinin HDP ile görüşmesini normal ilan ederken Altılı Masa altında saklanmış bir HDP arayanlar, böylece Millet İttifakı’nı suçlayanların kendi ortaklarının görüşmesini doğal ilan etmeleri siyaset yarışının mantığı devreden çıkardığını göstermez mi? Kısacası, HDP ile görüşme ve ilişki kurma bana normal ama size haram mantığını eleştirenlere karşı adeta, “Bize parmak sallayan olursa o parmakları kırmasını biliriz” şeklinde tehdit savrulması siyasi mücadelenin rayından çıktığının delili değil midir?

Bu bakımdan siyasi mücadele ile kabadayı tavrını karıştırmanın bu ülkeye yararı olmayacağını herkesin bildiğini sanıyorum.