Tehdit ile seçim kazanmak

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

Hamdımız âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Cenab-ı Allah’adır. Salâtımız ve selamımız ise Peygamberimiz, âli ve sahabeleri içindir.

Üzülerek ifade edelim ki, tehdit ve korkutma ile seçim kazanmaya çalışan bir “kadro” ile karşı karşıyayız. Bu kadro, rakiplerine iftira atmayı, tehdit etmeyi, kendi bekalarını ülkenin bekasıymış gibi sunmayı ve yalanı, seçimi kazanmanın tek yolu olarak görmektedirler. Bu halleri sebebiyle elinde bulundurdukları devlet imkânlarını; rakiplerini sindirmek, sesini kısmak, milleti korkutarak oylarını yeniden almak için kullanmayı en doğal hak olarak görmektedirler. İsmet Paşa’nın şeflik döneminin bütün olumsuz uygulamaları, tek kişilik Erdoğan hükümetinin de alışkanlığı haline gelmiştir. Bu zihniyet; geçmişte melekleştirdiği ne kadar topluluk ve örgüt varsa bugün onları şeytanlaştırmaktan zevk almaktadır. Dün, melek gibi dedikleri FETÖ’yü bugün yine kendileri şeytan ilan etmektedirler. Dün, çözüm sürecinin masum tarafı olarak gördükleri HDP ve PKK’yı, parlatıp ön verenler, büyük şeytan ABD ve İsrail’i görmezlikten gelerek, bugün HDP ve PKK’yı, ülkeyi tehdit eden en büyük şeytan olarak takdim ediyorlar. İşine geldiği yerde bunlardan aday gösterip, milletvekili, bakan ve belediye başkanı yapıyorlar. Rakipleri bunu yaptığında “ezan, bayrak, vatan ve millet düşmanı” olarak ilan ediveriyorlar. Milleti kutuplaştırıyorlar; ya bana oy verirsin, yoksa “hain!” ilan edilirsin diyerek milleti tehdit etmeyi beceri ve başarı sayıyorlar. “Sivri biberin” fiyatından şikâyet edenlerin önüne “sivri mermiyi” koyuyorlar. Ama bir şeyi unutuyorlar. Unuttukları şey, “La havle ve la küvvete illa billahil azım / Mülk de, iktidar da azim olan Allah’ındır” esasıdır. Bir kimseye iktidarı veren de alan da ancak Allah’tır. Allah, iktidar verdiği kimselerden adalet ve merhamet ister. Allah’ın iktidar verdiği kimseler bilmelidirler ki, onlar bu iktidar ile imtihan ediliyorlar. Allah’ın verdiği iktidarı adalet ve merhamet için kullanmayanlar zalimlerdir. Allah ise, zalimleri sevmez ve onları kendisi yok eder. Çünkü Allah’ın verdiği iktidarı kötüye kullanmak, O’nun ile mülkünde savaşmaktır. Bu savaşta galip olacak olan ise Allah’tır.  

 

ERDOĞAN VE AK PARTİ’NİN YOLU

Sayın Erdoğan ve AK Partililer bir beşer olarak Allah’ın kuludurlar. CHP’liler, MHP’liler, İyi Partililer, HDP’liler, Kürtler, Türkler, Lazlar, Çerkezler, her kavimden insanlar, Allah’ın kuludurlar. Saadet Partililer de Allah’ın kullarıdır. Bu bilinmesi gereken gerçektir. Allah, yarattığı bütün insanlara, adalet ve merhamet yolu olarak İslam yolunu göstermiştir. Bu, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir konudur. Erdoğan’ın da sıkça kullandığı Yunus’un, “Yaratılanı severiz, yaratandan ötürü” sözü, bildirilen İslam’ı tanımlayan en güzel sözlerdendir. Erdoğan ve arkadaşları bir zamanlar Milli Görüşçü idiler. MSP, Refah Partisi ve de Fazilet Partisi içinde bulundular ve Adil Bir Düzen’in kurulması için mücadele ettiler. ABD ve İsrail emperyalizmine karşı direndiler. Avrupa Birliği’ne, bir Hıristiyan ve Yahudi kulübü olduğu için karşı çıktılar. Faize zulümdür dediler, faizci kapitalist düzeni, bir ezen ve ezilen düzenidir diye tanımladılar. O zamanlarda Erdoğan ve arkadaşları siyaseti; bütün insanlığın saadeti için yapılması gereken bir cihat olarak görüyorlardı. Bu dönemlerinde Erdoğan ve arkadaşları tarafından yapılan konuşmaları dinlenirse, bu durumlarına tanıklık edilir. Olan oldu ve Erdoğan ve arkadaşları “yenilikçiler” diye bir hareket başlattılar. “Bizim medeniyetimiz yenilmiştir, Batı medeniyeti üstün medeniyettir” dediler. Milli Görüş gömleğini çıkardılar, “muhafazakâr demokratlık” gömleğini giydiler. Bu yeni bir yola sapmak demekti ve bu yolun yol haritasını da “Erdoğan ilkeleri” olarak ilan ettikleri altı kurala bağladılar. 1. Siyaset işi ABD’siz olmuyor, bundan böyle ABD ve İsrail stratejik ortak olarak görülecektir. 2. Faiz dünya gerçeğidir, bundan böyle faize karşı bir mücadele yapılmayacaktır. 3. Müslümanlık bir vicdan işidir, “fert Müslüman devlet laiktir” ilkesine sadık kalınacak, Avrupa Birliği bir medeniyet projesi olarak benimsenecektir. 4. Dünya ve Türkiye derin devletinin karışmayın dediği hiçbir konuya müdahale edilmeyecektir. 5. Erbakan ve Milli Görüş ile bütün bağlar koparılacaktır. 6. Bu yeni yolda örneğimiz Özal’dır. Bu hareket “genç Özalcılar” hareketi olarak görülmelidir. Erdoğan ve AK Parti’nin kurulduğu günden bu güne takip ettiği siyaset, bu altı ilke üzerine bina edilmiştir ve bu altı şeyden zerrece bir sapma olmamıştır. Erdoğan ve AK Parti’nin yolu hiçbir zaman, Milli Görüş ve Erbakan’ın yolu olmamış, aksine Özal’ın, Demirel’in ve İnönü’nün yolu olmuştur. İcraatları bu gerçeğin en açık delilidir. Okumasını bilen bunu görür.

SAADET’İ KARALAMAK

Erdoğan ve AK Parti kurucu iradesinin, işbirliği içinde olduğu çevrelerle yaptıkları sözleşme gereği, Milli Görüş’ün ve onun tek temsilcisi Saadet Partisi’nin lehine olabilecek herhangi bir adımı atmaları mümkün değildir. Milli Görüş’ün ve Saadet Partisi’nin güçlenmesi, Erdoğan ve AK Parti’nin tarihteki “soylu!” yerini alması demektir. Erdoğan’ın; “güçlü bir Saadet Partisi ve AGD senin her zaman lehinedir, güçlenmeleri için katkı sağlamanız gerekir” teklifine “benden ayağıma kurşun sıkmamı mı istiyorsunuz” cevabını vermesi, manidar değil midir? Erdoğan ve AK Parti, Saadet Partisi’ni kendi bekaları bakımından en tehlikeli düşman olarak görüyorlar. Bunun için MHP ve Perinçek ile yan yana gelebiliyorlar, Saadet Partisi ile yapılan görüşmelerde “ne zaman tabelayı indirip, bize katılacaksınız” diyorlar ama samimi ve ilkeli işbirliğine hiç yanaşmıyorlar. Ancak karalayarak itibarsızlaştırmaktan da geri durmuyorlar ve “milleti Saadet Partisi sattı” sözünü rahatlıkla söyleyebiliyorlar. Saadet aynasına bakıyorlar, kendilerini tanımlıyorlar. Korkunun ecele faydası yoktur. Saadet Partisi, uygulamada gördüğü yanlışları söylemeye ve bu yanlışlardan çıkış yollarını göstermeye devam edecek ve zafer sadıkların olacaktır. Selam hidayete tabi olanlara…