Bazen insan kendini ökseye tutulmuş serçe gibi biçare
hisseder oltaya takılmış balık gibi çırpınıp durur. Hayatın çıkmaz sokağına
girer; öğrenilmiş çaresizlik içerisinde şartları kabul eder ve yenilmiş
psikolojisine teslim olur Ağır yara almış, hiç iyileşemeyeceğini düşünür
kahrolur ve şartlara teslim olur. Oysa çıkış az ötede duruyor. Çıkmaz sokağın
yanı başındaki tefekkür sokağında.
Birileri seni, doğruya en yakın, doğru gibi gözüken
yanlış bir sokağa sürükleyebilir. Sonra seni belirli bir süre umutla yaşatırlar
ve umutla beslerler. Bu süre içerisinde imanını çalarlar, yerine dünyayı,
maddiyatı koyarlar. Bunu yaparken her şey normalmiş gibi gelir sana. Dünyayı
düşünmek, ahirete perdedir. Perdelerler seni! Ahireti düşünmek, gafletten
kurtarıp hikmet konuşturur. Âmâ sana bunu düşündürtmezler ve tefekkür ibadetini
elinden alırlar. Çakma tefekkür sokağında, kapitalizmin oyuncağı olur, imanını
ılımlaştırarak seni yumuşak lokma haline getirirler. Doğru, gerçek anlamda
tefekkürlerin yaşandığı sokağa, ancak Saadet treniyle ulaşabilirsin. Bu trene
binemezsen, doğrularla yanlışlar birbirine karışır, ayırt etme yeteneğin
körlenir. Yanlış sokaklarda seni fikirsizlik ve düşüncesizlik içerisinde
bırakırlar. Bunu o kadar iyi bilmektesin ki, ama gel gelelim gaflet uykusu derin
mi derin! Uyku ağır mı ağır. Algı kuvvetli mi kuvvetli.
Oysa insanoğlunun düşünmeye yani tefekküre ihtiyacı
vardır. İki kişi Hz. Aişe (r.a.) yi ziyaret etmişler. Onlardan biri, Hz.
Muhammed (s.a.s.) de gördüğünüz etkileyici bir şeyi bize anlatır mısınız
deyince, Hz. Aişe (r.a.) şöyle demiştir: Rasulüllah (s.a.s.) bir gece kalktı,
abdest alıp namaz kıldı. Namazda çok ağladı. Gözlerinden akan yaşlar
sakallarını ve secde esnasında yerleri ıslattı. Sabah ezanı için gelen Hz.
Bilal (r.a.): Ya Rasulellah (s.a.s.)! Geçmiş ve gelecek bütün günahlarınız
affedildiği halde, sizi ağlatan nedir deyince, o: Bu gece Yüce Allah bir
ayet indirdi. Beni bu ayet ağlatmaktadır. dedi ve ayeti okudu: Göklerin ve
yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbiri arkasına gelişinde aklı başında
olan kimseler için gerçekten açık ibretler vardır. (Âl-i İmran, 190.) Bir
sonraki ayet; Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler
(tefekkür ederler) ve Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz (derler).
(Âl-i İmrân, 191.)
Yönünü batıya çevirirler. Sana Al-i İmrân 191. ayeti
unuttururlar. Yaşayan ölüye çevirirler. Bireyselleştirirler ve yalnızlığa
mahkûm ederler. Dava diye sana çakma
dava peşine koştururlar. Bunlarda Müslüman dersin de Neden yönümüz Avrupa
Birliğine döndürdük diye düşünüp, hesabını soramazsın. Çünkü medya algısıyla
ve subliminal mesajlar yoğunluğunda muhakeme yeteneğini elinde alırlar. Seni
Demokratür tuzağına çekerek, beynini iğdiş ederler. Kendi koltuklarını korumak
adına 950 TL asgari ücret altında inim inim inletirler. Öğrenilmiş çaresizlik
bütün bedenini ele geçirdiğinden; neden bana uygun görülen asgari ücret bu
kadar az sorusunu soramazsın. Düşüncelerin köle, dilin lâl olur. Ehven-i şer
diye gidip teslim olur, biat etmeye devam edersin. Kendin ettiğinden dolayı
ağlayamazsın da asgari ücretle harikalar meydana getirip, yaşar gidersin.