Bugün seçim günü.
Türkiye geleceğini seçecek.
Bizim kuşak için biraz heyecanını yitirse de seçimler, gençler ve yaşlılar için coşku çok üst düzeyde.
Seksen küsur yaşındaki babam rahatsızlıklarına, sağlık sorunlarına karşın bugün her zamankinden farklı bir telaşta.
O çok önemli gördüğü oy verme eylemini erkenden yerine getirdi; heyecanla, kaygıyla saatlerin geçmesini beklemekte.
Akşam ajansları için televizyonun karşısında nefes almadan sonuçları izleyecek.
Torunlarından, komşularından ya da cami cemaatinden biri yanılıp tuttuğu partiyi eleştirirse, o sakin adam eminim sinirlenecek, neredeyse kalp kırmanın eşiğine kadar gelecek.
Bazen uyarıyorum:
- ama babacığım senin kara siyasa için bu kadar kendini heder etmene değer mi, adamlar çıkarları için arenada gladyatörler gibi birbirlerini boğazlarken asabını bu kadar bozup sağlığını riske atmana değer mi” diye uyarıyorum ama nafile.
Aslında yaşlı deyip kendi zannımızca yaptıklarını gereksiz görmekteyiz ama bir yerde ölümün eşiğindeki ağır hastaların bile yüreklerindeki utku, ülkelerinin geleceğinin garanti altında olması.
Hastane odasındaki ağır hastanın yarım yamalak konuşmaya çalışarak odadaki konuklarına fısıltısı:
-bu seçimde 3.dünya savaşımızı vermekteyiz, bütün ülkeler sinsi planlarla saldırmaktalar, dikkatli olalım.”
Kendi yaşam savaşını kenara koyup ülkesi için endişelen o yaşlı kadını dinlerken düşündüm de önceki gün, belki de seçimi bile göremeyecek o yaşlı yürek, ülkesi için ne kadar endişelenmekte idi öyle.
Babaları hatta kendileri savaş, yokluk, kıtlık görmüş bir nesil şimdinin yaşlıları; babam 2. Cihan Harbi’nin, Kore Savaşı’nın yakın tanığı, ülkelerinin mağduriyet yıllarını asla unutamayan o acılı nesil, bu yüzden geleceğe daha kavi asılmak istemekte, kendileri için de değil, yeni kuşaklar adına.
Ayrıldıkları dünyayı, torunlarına sorunsuz bırakma arzusu ne kadar baskın.
Hangi düşünceden olursa olsun insanların yurt sevgisi çok saygıdeğer.
Kavgalarla, nefretlerle, ayrışmalarla, kamplaşmalar, savaşlar, kanlar, cinayetlerle meşgul olanlar artık kendine gelmeli.
Başka bir vatan, başkalarının yurdu bize yar olamayacağına göre.
Hepimiz öldüğümüzde dünyanın en güzel yerinde değil de, atalarımızın nenelerimizin kemiklerinin saklı durduğu o en kıymetli hazinemiz olan, kıraç köyün irehan açmış yamacında yatmak istediğimize göre bu ayrık otları, nefretlerin aramızda işi yok.
Savaşların en berbatı, kendi insanımızın kutuplaşması, içimizdeki kinler.
Hepimiz şunu kabul etmeliyiz ki bu ülkenin sarhoşu, berduşu, inançsızı, kapısızı, arsızı, hırsızı bizim insanımız.
Bu toprakların çocukları.
Başka memleketlerin değil.
Sadece bu diyarın evlatları.
O halde biraz daha birbirimize tahammülle, biraz daha o eksik olan aşımızdaki tuz, çayımızdaki şeker olan sevgi, saygı, merhamet ile bakmak zorunluluğundayız birbirimize.
Tek eksiğimiz bu.
Seçimin ertesi günü hayata başlarken sonuç ne olursa olsun herkesin gönlündeki aslan olan partinin düşen oyları ile hayata küsmek yok.
Yıkılmak yok.
İnadına tebessüm.
O surat asma abukluğunu aramızdan kaldırabilirsek, gülümseme eylemini hayata geçirebilirsek.
Kazanan ülkemiz ve halkımız olacaktır.