TBMM’ye güveniniz mi kalmadı?

Abone Ol

Bismillâhirrahmânirrahîm;

MİLLETİMİZ İstanbul Sözleşmesi’ni değerlendirirken neye karar vereceğini çok iyi bilmek zorunda. AB ile inşaatta, besicilikte, şehircilik ve benzeri konularda birlikte ticaret yapmak amacıyla kabul edilen bir “anlaşma”dan söz etmiyoruz. Sosyal yapımızı ilgilendiren en temel konu olan “aile”yi konuşuyoruz. Yani, en özel yanımızı, harîm-i ismetimizi, hükümdarların bile girmesine müsaade edilmeyen en sağlam kaleyi, yabancıların girmesi yasak bir alanı, aileyi!

Son çeyrek asırda görev yapan hükümetlerin çoğu “AB uyum yasası” diyerek aileyi örselediler. İnancımız aile reisliğini erkeğe vermişti. Onlar, “Aileyi kadın ve erkek birlikte yönetir” diyerek aileyi “başsız” bıraktılar. Hâlbuki, Allah kadın ve erkeğe yapılarına uygun görevler verir. Ailede paylaşma, mutluluk, sıcaklık, samimiyet, fedakârlık, birbiri için yaşama, sadakat esastır. Bunlar parayla satın alınamayacak kadar yüksek değerlerdir.

Fertlerinin birbirine sadakatli olduğu bir aileyi tanıyorum. Karı koca mütevazı bir işletmeleri var. Mekânlarında İstanbul Sözleşmesi konuşuluyordu. Hanım bir ara dayanamayarak şöyle dedi: “Benim 40 tane ‘kat’ım, 40 tane ‘yat’ım olacağına, başımda sapasağlam duran bir erkeğim olsun, yeter!” Beyinin kaybettiği bir seçimi hatırlatarak devam etti: “Beyimin gözü yerde iken, benim gözüm gökte olamaz.” İşte sadakat, işte mutluluk!

Böylesine sağlam bir aile yapımız vardı bizim. Birlikte sevinir, birlikte üzülürdük. Dünya bize hayrandı. Zaferlerimiz ve her konuda ideal noktada oluşumuzun tılsımı buradaydı.

ÇÖZÜM İÇİMİZDE

İNANCIMIZA, aslımıza, kimliğimize, tarihte bizi üstün yapan değerlerimize dönme zamanı. Araştırırsanız karşınıza çıkar: Her konuda aradıklarımızın ideal örneği kendi değerlerimizde. İlim, irfan, ideal hayat tarzı bizde. Cebinde kaybettiği güneşi deliler gibi dışta aramaya çalışan insan komikliğine düşmeyelim.

Türkiye’mizin durumu ortada. Cinayetler, intiharlar, aile faciaları vb... Biz karıncayı bile incitmekten korkan bir toplumduk. Şimdi, tecavüz ettiği kadını işkenceyle öldüren, çöp bidonuna atan, hırsını alamayıp ateşte yakan canavar ruhlu insanlar türemeye başladı. Biz, nazik ve narin yapılı, annelik gibi kutsal özelliğe sahip kadının bakışlarla bile taciz edilmesini en büyük hakaret olarak görürüz. Şerefli yaratılan insanın incitilmesini istemeyiz. İnancımızın gereğidir bu!

İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması için çıkarılmış 6284 sayılı yasa, “Kadının beyanı esastır” diyerek kadını, erkeğe karşı kışkırtıyor. Çok kere onuruna dokunulan erkek cinayete varan tepkiler gösteriyor. Bu yanlış uygulamadan en büyük zararı gören, zayıf durumdaki kadın oluyor! Çarpık gidişatın acıklı sonuçları!

Hukuk, savunma hakkının kutsallığını benimser. Bu hak kadına da, erkeğe de eşit oranda verilir. Facialar haksızlıklardan doğar. En az 3 senedir bıkmadan, usanmadan her platformda sözleşmenin aileyi yok etmek istediğini anlatan Sema Maraşlı bacımız, hukuken bu farklı muamelenin ortaya çıkardığı fecaati değerlendirdi: “İki köpek evden atılsa haber oluyor. İki milyon baba evden atılmış… Erkeğin köpek kadar değeri yok.”

TBMM GÖREVİNİ BİLSİN

İSTANBUL Sözleşmesi Çalışma Platformu, 7 aylık araştırma ve inceleme sonucunda bir “rapor” hazırladı. Sonucu kamuoyuna açıklayan Av. Figem Şaştım, dayatma üslûbuyla hazırlanan sözleşmenin, “Kadın ve erkek ilişkilerinde çatışmaya, ailede erozyona, toplumun millî ve manevî değerlerinde yozlaşmaya sebep olduğunu” anlattı.

Cinayetlerde çoğunlukla kadının ‘kurban’ seçilmesi herkesin onuruna dokunuyor. Çözüm yolu olarak İstanbul Sözleşmesi’ne sarılanlar var. Denize düşenin yılana sarılması misali! Hayır, hayır! Artık yılana sarılmayacağız. Yüzerek sahile çıkacak, kendi problemimize el koyacağız.

Türkiye, hukuk devleti! Kanunlar, milletin temsil edildiği Meclis’çe yapılır. Çözümün adresi TBMM… Ey milletvekilleri! Bu görevi siz yapacaksınız, siz! Ülkeyi yabancılara muhtaç etmeyeceksiniz! Özellikle, sözleşmeyi imzalayan hükümet; onu TBMM’de onaylayan AKP, CHP, MHP, HDP’nin Meclis grupları yaptıkları yanlışı acilen düzeltmeli. Millet olup biteni anlamaya başladı. Dr. Mücahit Gültekin, “İstanbul Sözleşmesi’ni feshetmek, Meclis’in vatandaşa borcudur” diyor.

Sözleşmenin uygulanması için yasa çıkarıldı, ETCEP pilot uygulaması yapıldı, bazı sosyal gruplar bilgilendirildi, eşcinsellik yasal hale getirildi; ama bütün devlet kurumları henüz sözleşmeye göre yapılandırılmış değildir. Bu düzenleme tamamlanırsa Türkiye’nin farklı bir topluma dönüşeceğinden kimsenin şüphesi olmasın! Meclis daha fazla devre dışı kalmamalı.

Sözleşme sürecinin “gizli” yürütülmesi, kamuoyunda tartışılmaması, 26 dakikada onaylanması gibi pek çok skandal yaşanmıştır. Bu yanlış düzeltilmezse, son 9 yıllık süreç sorgulanır, sorumlularından hesap sorulur.