Tayyipce düşünce

Abone Ol

Biliyorum, yazacak o kadar konu varken Sayın Başbakan

hakkında neden bu kadar zaman ayırdığıma hayret edenler var. Ama ne yapalım, ne

zaman başka konu yazayım desem, öyle şeyler oluyor ki, yine bu konuya dönmem

gerekiyor.

Bu sefer de aynen öyle oldu. Bu hafta Sarıkamış Faciası’nı yazacaktım. Hazırlığımı yaptım, ama Sayın

Başbakan Konya’da yine öyle bir söz söyledi ki, o konuyu atlayamazdım. Cümle

şu:

“Merhum hocamız, eski başbakanlarımızdan Prof. Dr. Necmettin

Erbakan’ın şehri olan Konya’ya hizmetkar olmak bizim için gurur vesilesidir.”

Gazete ve televizyonlarda cevaplar verildi ama, ben yine

bundan önceki yazılarımdaki gibi yaklaşacağım. Hep diyorum ya, onu en iyi

tanıyan, adeta beynini okuyan kişiyim. Bu yazımda da, bu cümle ile ifade etmek

istediğini ve beyninden geçen düşüncelerini aktarmaya gayret edeceğim.

Bilirim, çaresizliklere düşünce,

Beyni üretiyor şöyle bir düşünce:

“Bir zamanlar ben Milli Görüş’ün bir il başkanıydım, Erbakan

da lideriydi. Gözümde çok büyük bir lider idi. Onun kara tırnağı bile

olamayacağımı düşünür ve ifade ederdim. Her konuşmamda bu düşüncemi pekiştirir

ve dile getirirdim.

Ne zaman ki İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı seçildim, o

zaman kendimin farkına varmaya başladım. Çünkü içerden ve dışarıdan etkili ve

yetkili kişiler yanıma gelir benim kendimde taşıdığım liderlik vasıflarını bana

hatırlatırlardı. Erbakan’ın asla beni yükseltmeyeceğini, ayrı bir parti kurmam

gerektiğini telkin ederlerdi. Bunlara yabancı misyon şefleri de dahil oldu.

Hatta bu konularda sohbet düzeyini bazen ileri geçer belli formüller de

üretirdik.

Kafamdaki liderlik imajları değişmeye başlarken, etrafımdaki

insan halkası da değişiyordu. Yani değiştiriyordum.

28 Şubat olayından sonra Lider’in o kararları imzaladığı

kulağıma fısılfandı. İlk bayrağı o zaman açmıştım. İlk defa cüretkar sözlerle

Erbakan’ın karşısına çıkmıştım. Gerisi çorap söküğü gibi geldi. Senaryolar

gerçekleşmeye başladı. Onu belediye binasına sokmamayı dahi müzakere ettik.

Gittiğimiz yerlerde açıktan eleştiri başlattım. Mahkeme ve hapishane sürecini

halkın beni tanıyıp kabullenmesi için bir fırsat olarak önüme geldi.

Hapishanede ziyarete gelenlerle, çıkınca da kurduğum bürolarda artık hareketin

şekillenmeye başladığını görüyordum. Eski liderim nasihat heyetleri ve ilim

adamlarını bana gönderiyordu ama kararlıydım. Hepsini uygun cümlelerle geri

çeviriyordum. İnsan kaynakları ve maddi sorunları kolayca aştım. Sonunda parti

kuruldu ve seçimlerde iktidar olduk. Artık açıkça her yerde ilan ediyorduk ki,

Erbakan’ı tarihe gömdük ve üstüne de beton döktük. Televizyonlarda da açıkça

onun aleyhinde söylemlerde bulunuyordum. Adam bulamadıklarından beni il başkanı

yaptıklarını falan…

Değişim söylemi geliştirdim. Milli Görüş Gömleği’ni

çıkardığımı ilan ettim. Ettim ama, bazı şeyler istediğim gibi gitmiyordu.

Benim verdiğim sözlerden daha çoğunu ve tehlikelisini bana yaptırıyorlardı.

Afganistan’da, Irak’ta katliamlar yapılıyordu. Ben saflığımdan dolayı bu

katliamcılara destek verdim, dua ettim. Havaalanlarını, limanları,

demiryollarını açtım. Hava koridorları tahsis ettim. Üsleri emirlerine tahsis

ettirdim. Çok insan öldü. Kıbrıs’ta büyük yanlışlıklar yaptırdılar. Büyük

Ortadoğu Projesi için eşbaşkanlık verdiler. Ama bu proje de dedikleri gibi

masum çıkmadı. İnsiyatifi asla bana vermediler. Bana bin yıl önceki Haçlı

seferlerini bile masum birer medeniyet ilişkisi gibi göstermem için telkinde

bulundular. Kilise, manastır, havra inşaatları ve açılışları gerçekleştirdim.

Ama geriye dönüp baktığımda asla onlara yaranamadım. Sonra biraz tarih okudum

baktım ki, Mustafa Reşit Paşa ve Mithat Paşa gibi sadrazamlar da batılılar için

aynı şeyleri yapmışlar ve asla yaranamamışlar. Hatta onlar Osmanlı bayrağına

Haç koyacak kadar ileri gitmişler ama nafile.

İstemediğim ve bunu kesin bir dille ilan ettiğim halde

Libya’daki katliama destek verdirdiler. Doğuda herhangi bir düşmanımız olmadığı

açıklayarak karşı çıktığım halde, füze savunma sistemleri getirdiler, yurdumun

orta yerine kurdular. Bütün komşularımızla ilişkilerimiz bozuldu. Yüzlerce

yabancı asker geldi, yurduma girdi. Bu askeri güçlerin topraklarımıza kabulü

için TBMM kararı bile aldırtmadılar. Bütün bunları yaptım. Şaşılacak şeydir ki,

millete karşı bir şaşırtmaca gündem maddesi ortaya atıyorum, herkes onunla

meşgulken bunları yapıyorum. Kontrol ettiğim medya olmasa bunları zor yapardım.

Nihayet kongre öncesi büyük bir pişmanlık içindeydim. Bütün

bu hatalarıma ortak olurlar veya varsa çözümleri, bana yardımcı olurlar diye

gömleğini çıkardığım Milli Görüş’e el attım. Bazı transferler gerçekleştirdim

ama, benim derdim Erbakan soyadında idi. Aileye el attım. Gördüm ki rahmetli çok

sağlam bir aile yapısı bıraktığından çivi bile sökemedim.

Şimdi tam bir tuzak içinde debeleniyorum. Katledilen

milyonlarca Müslüman, ırzına geçilen yüzbinlerce kadın, kız, çocuk, sönen

yüzbinlerce aile, sömürülen trilyonlarca servetler… Rahmetli Erbakan demişti,

öldürülen bir tek çocuğun bile hesabını yedi göbek sülaleniz veremez diye. Ben

nasıl bir hesabın içine düşürüldüm

Suriye ile savaşa zorluyorlar beni. Bu maksatla uçağımızı

düşürdüler, köylerimizi bombaladılar, tahriklerde bulunuyorlar. Şu ana kadar

dayandım ama, artık bir şeyler yapmak zamanıdır. Ne yapabilirim diye düşündüm,

yine Milli Görüş’ün çözümlerinden başka çıkar yol olmadığını anladım. Erbakan’a

ve harekete haksızlıklar yapmıştım. Pişmanım ama dönüş ne mümkün Tuzağı sağlam

kurmuşlar, çıkamıyorum.

“Koalisyon ortaklığı”mızı geliştirip “stratejik ortaklığa”

çevirdiğimiz, Obama’nın yeniden seçilmesiyle de, “model ortaklığı”na

yükselterek jest yaptığımız ilişkilerimize rağmen, İsrail’in son Gazze

katliamında gördüm ki ABD bizi ciddiye bile almıyor. Bu beni ürküttü. İslam

birliğinden başka çıkar yol olmadığını anladım.

Rahmetli Erbakan’ın kurduğu ve benim pasifize ettiğim D-8’i

canlandırmak aklıma geldi. Tamam iyi fikir diyerek, hemen açıklamamı yapıp

yollara düştüm. Ben D-8 ile uğraşırken, iradem dışında patriot bataryaları

senaryosunu devreye soktular. Bu da nerden çıktı diyerek, önce şiddetle

reddettim, ama dinletemedim. Şimdi şu kadar bin yabancı askerle beraber

patriotları getiriyorlar. D-8 atağımı boşa çıkardılar. Millet pek bir şey anlamamış

gözükse de, şimdi korkunç şeyler söyleniyor. Bu patriotlarla 3. Dünya Savaşı

çıkarılabilirmiş. Komşular bu yönde açıklamalar yapıp, ilişkilerimizi

geriletiyorlar. Sorunsuz komşu kalmadı böylece. Hep bu Haçlılar yüzünden…

Ah bu Haçlılar. Hatırlıyorum, 1991 yılında NATO askeri

tatbikatları sırasında bu Amerika’nın Saratoga gemisinden sarhoş bir asker bir

füzeyi ateşlemiş ve Muavenet gemimizi tahrip etmiş, mürettebatı da şehit

etmişti. Sarhoşlukla böyle bir şeyin olmasının mümkünatı bulunmadığı bilindiği halde,

Türkiye o sene bunu yutmasa bile gargara yapmak zorunda kalmıştı. Şimdi gene

bir sarhoş Haçlı askeri bir patriotu yanlışlıkla ateşleyip, savaşı başlatırsa

ne olacak Millete dediğimiz gibi değil ki, ateşleme mekanizması onların

elinde. Aman Allah’ım savaşı başlatan lider olarak tarih beni sorumlu tutacak!

İnsanların gözünde bunun sorumluluğunu Milli Görüş’e ve eski lidere atmalıyım.

Milli Görüş’ün politikalarını yürüttüğümü zannetmeliler. Böylece belki tek

sorumlu olmaktan kurtulmuş olurum. Önce açılışını yaptığım barajlardan birisine

Milli Görüş partilerinde genel başkanlık yapmış ve hâlâ saygın olan Eski Bakan

Recai Kutan’ın ismini vermekle başlayabilirim. Nasılsa bunun için sözlü bir

emir vermem yeterli olur.

İşte Konya programları bana yeni bir fırsat veriyor. Madem

ki, Konya’da açılışlar yapacağım ve Mevlana törenlerine katılacağım. Büyük

kongrede ilk sinyallerini verdiğim gibi, Konya’da eski lider Erbakan’ın yolunda

olduğumu sanacakları sözler söylemeliyim. Onun siyasetini yürüttüğümü

sansınlar. Böylece tarihin kahrından belki kurtulurum. Gerçi Allah’ı kandırmam

mümkün değil ama, insanlar bana çok inanıyorlar. Hele kontrolümdeki medya,

neredeyse beni bile inandıracak sorumluluğum olmadığına..”

Sayın Başbakan’ın beyni bence bu düşünceleri üreterek Erbakan’la

ilgili o cümleleri söylemiştir. O cümleyi söylerken de şu dörtlükteki düşünce

beynini işgal etmiş olmalıdır:

Hocam, kara tırnağın bile değildim,

Milli Görüş Eri’ydim, sen de Lider’din;

Hırsıma yenildim, Haçlı’ya eğildim,

Beni görseydin şimdi sen, “deli” derdin!..