Taviz mi dediniz? Asla veremeyiz

Abone Ol

Muhammed ül-Emin (s.a.v) e Peygamberlik görevi verildikten sonra Rasûlüllah (s.a.v), İslâm ın kabulü için büyük mücadeleler verdi. Bunca gayretin ve Allah ın lütuf ve ikramının sonunda, Arabistan yarımadasındaki kabileler yavaş yavaş gelip İslâm a girmeye başladılar.

Bu arada, Taif ten Sakıf Kabilesi geldi. Dediler ki:

Ya Muhammed! İslâm gönlümüze yattı. Bundan dolayı Müslüman olmayı düşündük. Bu sebeple huzuruna geldik.Müslüman olacağız, ama bir şartımız var. Bunu kabul edersen biz de Müslümanlığı kabul edeceğiz.

Nedir şartınız dedi Hz. Muhammed (s.a.v).

Biz Müslüman olacağız, fakat bir sene daha put umuza müsadenizle tapınacağız.

Peygamberimiz (s.a.v) Efendimiz dedi ki:

Olmaz! Hem Allah (c.c.) a inanmak, hem de bir puta tapınmak. Bu olmaz...

Öyle ise altı ay tapınalım.

Ve lâ Lâhza! (=Bir saniye dahi olmaz...) buyurdular âlemlerin Efendisi (s.a.v).

O hâlde, dediler:

Ya Rasûlallah! Biz o putu yaparken çok yorulduk. Bir dost gönderin de yaptığımız putu kırsın...

Âlemlerin rahmeti Hz.Muhammed (s.a.v):

Olur, buyurdular.

Sonra birkaç sahabesini gönderip o putu ve putçuluğu kökünden yıktı ve yıktırdı.

Dikkat ederseniz, Peygamberimiz Efendimiz bir saniye dahi TAVİZE müsaade etmedi. Hiç etmedi, asla tavize müsaade etmedi.

Ey! Kızım üniversiteyi okuyuncaya kadar başını açsın. Okulunu bitirince kapatır. Sonra da:

Bunca emek verdi. Çalışsın emekli olunca saçını başını kapatır; namazına da başlar.

Bu ara evlenir. Evlendiği kocası:

Hayat müşterektir. Nasıl istiyorsa öyle yaşasın. Çalışsın. Birlikte biriktirir rahatça bir yaşantımız olur.Bir maaşla geçinilmez ki. Emekli olunca saçını, başını örter. Örtünür.Birlikte namaza başlarız. Durumumuz elverirse hacc a da gideriz.

Derken, çocuklar olur. Tekrar okul serüveni başlar. Kazançlar gedikleri kapayamaz, israflara da yetişemez olur.

İş arkadaşlarıyla akşam birliktelikleri oluşur. "Hayatın icabettirdikleri"ne bir arada oturmalar, en câzibeli "giyiniş"lerle misafir karşılamalar, "ay vallahi darılırım içmezseniz" yollu işveler. Hahhahlar, hihhihler, huhhuhlar... Bize de buyurunlar...

Hayat böylesine sürüp gider.

Tavizlerin ardı arkası gelmez.

Önce tesettürden taviz...

Sonra tutmaktan taviz...

Bir arada bulunmak tavizi...

Şakalaşma tavizleri...

Cicili bicili giyinme tavizi...

Yemek yemek için ziyafet tavizleri...

Hakırlı hıkırlı çay ziyafetleri...

İşe gidiş-gelişlerdeki balık istifi toplu taşıma vasıtalarındaki, karşıki cinslerle sürtünme tavizleri.

Emekli olduktan sonra: "- Kardeş! Alışmışım, vallahi bir türlü örtünemiyorum. Namaz da kılamıyorum, dizlerimi bir türlü bükemiyorum," şeklinde erteleme ve terk tavizleri... Derken, gelinen akıbet; son noktada: Artık verecek taviz kalmadı. Ve böylece tavzilerin hesabı başlıyor.

Ey babalar, kocalar, erkek kardeşler; anasının erkek kuzuları! Şimdi tavizlerinizin hesabını nasıl vereceksiniz

Bunca kadınların asıl vazifesi kocasına karılık, çocuklarına analık iken bir kaşık çorba için, kefen misali örtüyü bahane edip, haremi ismetinize kıyıp, nasıl taviz üstüne taviz verdiniz Hiç mi sıkılmadınız

Rasûlüllah (s.a.v) Efendimiz in vermediği, "bir an bile olamaz" dediği tavizleri sizler neden ve nasıl verdiniz.

Verebilecek misiniz hesabınızı bakalım "Allah affeder" diyordunuz, bunca serkeşliklerinizle bu affa mazhar olabilecek misiniz İnanın ben de bunu emrak ediyorum...

Görelim Mevlâm neyler

Neylerse güzel eyler...