Tavırlar ve niyetler

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Bir adamın yüzüne gülersin, niyetin ona gülmek değildir. Bir kimseye, biz kardeşiz dersin, niyetin gerçekte onu kendine kardeş kılmak değildir. Biz Müslümanların günümüz dünyasında zillet içinde olması, tavırlarımızla niyetlerimiz arasında yaşanan çelişkilerdir. İslam; sadece, dışarıya karşı yapılan eylemlerle hâkim olmaz, bilakis içeriye dönük eylemlerin samimiyet ve ciddiyetinin kalitesiyle birlikte hâkim olur. İçeriye dönük faaliyetlerin temelinde “adab-ı muaşeret kuralları” bulunur. Çünkü Cenab-ı Hak, bizlerin sadece tavır ve davranışlarına değil, bu hareketleri hangi maksat ve niyetlerle yaptığımıza da bakar ve bize ona göre akıbet verir.

KANADA ÖRNEĞİ

Bu konuda Erbakan Hoca’mızın verdiği şu örnek manidardır: “Kanada da, şoför ehliyeti almak isteyenleri imtihan etmek için, özel bir sistem ve salon hazırlanmıştır. Dışarıda, şoför olarak kendini yetiştiren ve kazanacağına güvenen kişi, gelip kimliğini özel bölmeye yerleştiriyor ve giriş kapısı açılıyor. İçeride tekerleri hariç bütün aksamı çalışır vaziyette bir araba bulunmaktadır. Sürücü adayı, arabanın kapısını açıp direksiyona geçtiği ve kontağı açtığında, tam karşı duvardaki ekranda özel olarak hazırlanmış bir film oynamaya başlıyor. Sürücü, kendisini gerçek bir yol üzerinde seyrettiğini zanneder. İniş geliyor, yokuş çıkıyor, çeşitli trafik işaret ve levhalarıyla karşılaşıyor şoför adayı, bütün bu durumlar karşısında en doğru olanı yapmak ve kurallara uymak zorundadır. Çünkü arabanın viteslerinden frenlerine, gaz pedalından direksiyonuna kadar her şeyi bir otomatik beyne bağlanmıştır ve özel filmdeki şartlara göre ayarlanmıştır. Eğer doğru hareket edilmişse, dışarı çıkarken ehliyet kutuda hazır olur. Yok, yanlış hareket edilmişse, otomatik beyin boş basar ve çalış, öğren tekrar gel diye ikaz eder. Trafik komiserinin huzurunda yapılacak bir ehliyet imtihanında, adam kayırma, rüşvet alma ve hataları imtihan komisyonunun gözünden kaçırma gibi durumlar olabilir. Ama otomatik beyni aldatmak ve atlatmak mümkün olmamaktadır. İşte her hâl ve hareketimizdeki niyetimiz, ciddiyetimiz ve gayretimiz, devamlı olarak bu otomatik beyinden bin kere hassas ilahi bir murakabeye; kontrol ve değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Kader ve külli irade; şimdi, kendimizi, bu ehliyet imtihanı için hazırlanmış özel arabanın ve ekranın başına geçtiğimizi, bütün bu araçlarında bir TIR’a veya tren vagonuna yerleştirildiğini ve Ağrı’ya doğru gittiğini düşünelim. Biz ise, diyelim ki, Aydın’a varmak istiyoruz. Ve bu amaçla direksiyon başında çabalayıp duruyoruz. Hâlbuki bizim bütün gayretimiz ve dikkatimiz, sadece; ehliyet alabilmek için puan kazanmamıza yarayacak, yoksa ne trenin hızını, ne hedefini ve ne de hareketlerini asla değiştirmeyecektir. İşte o tren külli iradeyi, bizim ekrandaki filme göre ve trafik kuralları çerçevesindeki gayretimiz ve gayemiz ise, cüzi iradeyi temsil etmektedir.” Bu izahtan alacağımız, sayısız dersler vardır. Bu derslerden bir tanesi de dışarıya karşı merhametli ve şefkatli olmak ne kadar önemli ise, içeriye karşı da o kadar diğerkâm, samimi ve muhabbetli olmak gerekir. Bunun için nefislerimizle mücadele büyük cihat olarak tanımlanmıştır.

KUSURLARIMIZ

Nefis terbiyesi ve muhasebesi, bir kimsenin kâmil insan olmasında önemlidir. Erbakan Hoca’mız; “Bir İnsan kendi kusur ve kabahatlerini düşündüğünde, utancından başkasının yüzüne bakmaya mecali kalmayacaktır” der. Nefsini terbiye eden ve iç muhasebesine önem veren her kimse, iman kardeşlerine ilgisiz ve duyarsız kalmaz. Erbakan Hoca’mız bu konuda bir başka esası şöyle ifade eder: “Herhangi bir durumun oluşmasında ve gelişmesinde
Müslümanların üç ayrı safhada, takınacağı, üç ayrı tavır vardır: 1-Önce emredilen ve yapılması gereken bir konuda, takatimizin sonuna kadar ceht, gayret ve her türlü esbaba tevessül etmek, 2-Olayın meydana gelişi sırasında, korku ve telaşa kapılmadan Allah’a teslimiyet ve tevekkül, 3-Sonunda ise, takdire rıza ve ortaya çıkan neticenin hakkımızdaki en hayırlı durum olduğunu kabul etmek gereklidir. Biz bütün sebeplere tevessül etsek ve her türlü gayreti göstersek bile, Allah istediğimiz neticeyi vermeye mecbur değildir. Ancak sebeplere tevessül edilerek ve sünnetullaha uygun hareket edilerek yapılacak işlerin, genellikle başarıya ulaştırılması da adetullahın gereğidir. Emir ve yasakları içeren, tehlike bölgelerini gösteren trafik levhalarıyla donatılmış, inişli, yokuşlu, virajlı bir anayol düşününüz. Siz, araba kullanabilir belgesi olan ehliyetinizi almış olarak, kendinize verilen bir vasıta ile bu yol üzerinde hareket ediyorsunuz. Trafik kurallarına ve işaret levhalarına aykırı hareketlerden dolayı bir kaza yaparsanız, elbette bunun sorumlusu ve suçlusu siz olacaksınız ve cezalandırılacaksınız. Ancak, üzerinde seyrettiğiniz yolun, çok büyük ve güçlü, ama görülmeyen muazzam bir lokomotifin üzerinde olduğunu farz ediniz. O takdirde siz, kendi arzu ettiğiniz yere değil, yolu taşıyan o güçlü lokomotif nereye götürürse, oraya gitmek zorundasınız ve bu neticeden sorumlu da olmayacaksınız. İşte ehliyet alıp, yol üzerinde araba kullanmak, cüzi iradeye, o görülmeyen ve her şeyi üzerinde götüren güçlü lokomotif de külli iradeye örnektir.” Zihin dünyasını doğru kotlamayan fert ve toplumlar, dünya hayatının gayesini unutarak, burada kendilerince fasit bir anlayış ile ömür sermayelerini israf ederler.

NAMAZ VE CİHAT

Erbakan Hoca’mız şöyle demiştir: “Namaz dinin direği, cihat ise zirvesidir. Cihat, huzur ve hürriyet içinde yaşanacak, temel insan haklarına saygı duyulacak bir ortamı hazırlama gayretidir. Ülke içerisinde yapılan ilmi, ahlâki ve siyasi hizmetlerdir. Askeri ve silahlı cihat ise, ancak dışarıdan saldıracak düşmanlar için geçerlidir. Cihat izzet ve aydınlık, gevşeklik ise zillet ve karanlıktır.” Selam hidayete tabi olanlara…