BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;
ELİNDE bulundurduğu hazine ve reçetelere bizim kadar ilgisiz kalan başka bir ülke var mıdır, dersiniz? Eğitimciler ve yöneticilerimiz; peygamberler, veliler, âlimler, gönül erleri diyarı olan Türkiye’nin zengin kültürel hazinelerine niçin ilgisiz kalırlar? Önde gelen büyüklerin isimleri çok sık anılsa da, onların mesajının genç nesillere ulaştırılabildiği söylenemez. Gönüller Sultanı Mevlana bunlar arasında.
Toplumumuzdaki kaos ortamını hep birlikte yaşıyoruz. Terör örgütleri dehşet saçıyor. Yangınlar, maden ve trafik kazaları bitmek bilmiyor. Boşanmalar, aile faciaları had safhada. Psikolojik sıkıntılar sebebiyle intihar olaylarında artış var. İnsanlar mutluluk (!) için uyuşturucuya sığınıyor. Terör, iç çatışmalar, bölgesel savaşlar “Canımıza tak etti” dedirtecek boyutta. İnsanlar acı, kan, gözyaşı girdabında. Dünyanın pek çok yerinde benzeri manzaralar var.
İnsanlık, buhran ve bunalımlarını sona erdirecek, huzur ve barışı sağlayacak kurtarıcı bir el bekliyor. Bu iş için sağlam ve köklü reçeteler, gönülleri fethedecek maneviyat erleri gerekiyor. Kadim değerlerimizden hayat iksiri sunabilmek için.
Mevlana hazretlerinin yaşadığı döneme gidelim: Anadolu ve dünyada çalkantılar yaşanıyordu. Haçlı Seferleri Anadolu’yu kasıp kavurmuş; derin yaralar açarak büyük bir kin ve intikam duygusu oluşturmuştu.
1207’de Afganistan’ın Belh şehrinde dünyaya gelen Mevlana, ülkesindeki iç karışıklıklar sebebiyle ailesiyle birlikte Konya’ya hicret etmek zorunda kaldı. 13. yüzyıldaki kaos ortamı ile günümüz dünyası birbirine çok benziyor.
KONYA’DA İRŞADA BAŞLADI
MEVLANA toplumun problemlerine teşhis koyarak işe başladı. Onları tedavi etmeye girişti. Hırs, kibir, kin, intikam ve düşmanlıklar karşısında; Allah aşkı, insan sevgisi, dostluk, kardeşlik ve hoşgörüyü yerleştirmeye çalıştı. O insanları sevdi, insanlar da onu.
Mevlana, insanları fanilik duygusundan kurtarıp; maveraya, öte dünyaya, ahiret inancına ulaşmaya çağırdı. Ruhun evrensel doğrularına… Allah’a ulaşma iştiyakına… Her şeyden geçip Allah’ta fani olmaya… Ruhumuzun asli mekânına…
Kargı adı verilen budaklı kamıştan yapılan ney bunu sembolize eder. Kargının mekânı sulak arazi, hatta bataklık yerlerdir. Ney yapılmak için kesilmiş, hayat mekânından ayrılmıştır. Ney, Tasavvuf musikisinin de sembolüdür. Müzik aletleri için “çalma” ifadesi kullanılır; ney için ise “üfleme”. Bu da Allah’ın insanı yaratırken ona ruh üflemesini simgeler.
Ney’in inlemesi; “Ayrılıklardan şikâyet”tir. Bu şikâyet hayat mekânından “ayrılışı” sebebiyledir. Huzur bulacağı mekânı özlemektedir. O, Allah’a kavuşmadır. Âşığın maşukuna kavuşması… Yani vuslat… Mevlana’nın öldüğü güne “Şeb-i Arus - düğün gecesi” denilmesinin sebebi bu.
Ney’in inlemesi ruhu hatırlatır? Çünkü ruh, bedendeki nefis, hırs gibi insanın Allah’a ulaşmasını engelleyen etkenlerden muzdariptir. İnsanda, yalnız ruh olsaydı hiç kötülük düşünemez, yalnız Allah’a ibadet üzere olurdu. Allah, Elest Bezmi’nde ruhlara, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” buyurduğunda, istisnasız bütün ruhlar, “Evet, sen bizim Rabbimizsin! İşittik ve itaat ettik” demişlerdi. Tasavvuftaki nefis terbiyesi bu sebepten önemli!
ALLAH HER DERDE DEVA
NEFSİNİ yenerek Allah’a kavuşma iştiyakı taşıyan insanda hırs, kibir, kin, intikam gibi dünyalık hastalıklardan eser kalmaz. Böyle insanların bulunduğu toplumlara huzur ve barış hâkim olur.
Mevlana, ibadetle ruhu beslemeye çağırır: “İnsan sadece bedenden ibaret değildir. Ona hayat kazandıran, ruhun Allah’ın nuruna yönelmesidir. Bu hakikati bilerek ruhunu Allah’a yöneltebilenler olgun insanlardır. Böyle insanlar, melekleri bile geride bırakır.” (Meclis-i Seb’a)
Mevlana insana değer vererek ondaki insani değerleri gösterdi. Güzel öğüt ve hikmetle insanları hak ve hakikate davet etti. İyilikleri yaşattı, kötülüklerden sakındırdı. Allah’ın emirlerini insanlara anlattı. Efendimiz’in (sav) izinden gitti. Peygamber yolunun yolcularına da düşen görev bu! Bu yolda hep birlikte çalışılmalı. Mevlana şöyle der: “Salihlerin tembelliği, zalimlerin iktidarını hazırlar.”
Mevlana, Konya civarındaki beldelerin birinde intihar olayı yaşandığını öğrenince; “Orada hiç Müslüman yok muymuş” demişti.
Alman asıllı Psikolog Dr. Michaela Mihriban Özelsel Mevlana Müzesi’ni ziyaret eder. Orada farklı bir manevi iklim yaşar. Mevlana’nın eserlerini okuyarak İslam’ı seçer. Der ki: “Batılı bakış hasta ve mecalsiz durumda. İntihar gibi, bunalıma girmiş hastalara Batı metotları işe yaramıyor. Mevlana’nın insanlara verdiği umut, sevgi, barış benzeri duygularla hastalarımı tedavi ediyorum.”
Sözümüzü Mesnevi’nin sunum şiirinin son beytiyle bitirelim: “Anlamaz olgun adamdan ham adam / Söz az ve öz gerektir vesselam.”