Taşın altındaki işbirlikçiler 4

Abone Ol

Bir önceki bölümde ilginç bir kitaptan bahsetmiştim. İsmini bir kez daha hatırlatayım. “Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye: Birbirine Muhtaç Müttefikler” Ömer Çelik; AKP Genel Başkanı baş danışmanı olarak “Turkey and the fate of political İslam” (s.61-84), yani “Türkiye ve siyasi İslam’ın kaderi” başlıklı makalesiyle katılmış. Yazıyı ilginç yapan İsrail’e ve ABD’ye verdiği sinyaller. Bu sinyalleri derli toplu ifade edilmiş bulmak. Ömer Çelik Türkiye’deki İslamcılığı diğer İslam ülkelerindeki tezahürlerinden ayıran özellikleri tarih perspektifi içinde izaha çalışıyor. Bu çerçevede, Türkiye’deki İslamcılığı anlamada biri iç, diğeri dış olmak üzere iki temel sorun tespit ediyor: Kürt ve İsrail sorunu. Çizilen çerçevede AKP’nin İslamcılıktan kendini ayırarak ABD’nin yenidünya düzenine biat ettiğini göstermeye çalışıyor Çelik.

Ömer Çelik de bu yazısında Erbakan ve Milli Görüş ile Erdoğan ve AKP’yi mukayese ederek ABD ve İsrail’e selam gönderiyor. O dönemde AKP Genel Başkanının Baş Danışmanı olan Çelik, temel farklılığı ilkin söyle ifade etmeyi seçmiş: “(Türkiye’de) Erbakan ve Milli Görüş düşüncesi, Kemalizm’e karşı çıkan en kökten alternatifti. Katı bir siyasi tavrı vardı. Mesela Saadet Partisi genel başkanı Recai Kutan (O dönemde genel başkan oydu) AK Parti’nin tersine istediklerinin değişmek değil, Türkiye’yi Milli Görüş çerçevesinde değiştirmek olduğunu söylemişti. Saadet partisi Türkiye’de siyasi İslam’ı temsil eden en kökten grup olarak kaldı.”(s.72) Bu sözleri gayet doğal bulabiliriz. Kimi AKP’liler bunları sürekli tekrarlamıyor mu zaten Fakat söyledikleri bağlama dikkat edersek, burada bir şikâyet bir “ispiyon” anlamı taşıdıklarını görüyoruz. İspiyonun dışında yazının bütününe baktığımızda hafif bir tehdit havası da görülebiliyor: “AK Parti kapatılırsa, partinin tabanı siyasi İslam’a kayacak değildir. Ama böylece bir boşluk doğacaktır ve bu da siyasi İslamcıların yeniden belli bir ağırlık kazanmalarına yol açabilecektir.” (s.74) Çelik İslamcılığı bakın neyle itham ediyor ve yukarıdaki tehdidi nasıl pekiştiriyor: “İslamcı partilerin öne çıkmasından evvel başörtüsü gibi konular çok dikkat çekmezdi ve muhafazakâr kadınlar herhangi bir siyasi mana ima eder duruma düşmeksizin veya toplumsal ya da psikolojik baskı altında kalmaksızın başörtüsü takabilirlerdi. Ama İslamcılar başörtüsünü siyasi bir ifade aracı olarak kullanmaya başlayınca, buna karşı bir laik tepki gelişti ve bu bazı durumlarda da gitgide baskıcı bir hal aldı. AK Parti kapatılacak olursa, bu türden özellikler taşıyan bir (İslamcı) partinin AK partinin alacağından daha fazla oy alması muhtemeldir.” (s.74)

Çelik sayfa 78’de Çelik İsrail’e vaatlerde bulunuyor: “(Türkiye’de) İsrail’den tümüyle kurtulmak düşüncesi, bir zamanlar olduğu kadar kuvvetli değildir. Bunun yerine, çoğu İslam’ı grup İsrail’in gerçekliğini ve zorunluluğunu kabul etmiştir. Bu durum, siyasi ifadesini de AK partide bulmuştur.”

Makalenin 80. Sayfasında Çelik İsrail’e tam teslimiyet 2002 yılının tam ortasında şöyle ifade ediyor: “AK Parti liderleri düşük profilli bir hükümet tarzı izleyecek ve devletin geleneksel dış politikasının sınırlarını zorlamayacaklardır.” “Erdoğan ABD’nin yapacağı muhtemel bir Irak operasyonuna aktif destek vermeyecekse bile, Türk devletinin genel politikalarına karşı da çıkmayacaktır. Hâlbuki Saadet Partisi Türkiye’nin böyle bir saldırıya aktif destek vermesini engellemeye çalışacaktır.”(s.82) Ömer Çelik İsrail’e diyor ki, siz Irak’ta Müslüman öldürürseniz bizim sesimiz çıkmaz, fakat Saadet Partisi bunu kabul etmez.  Vatandaşa bunu ifade etsek, algı sarhoşluğundan; “bir bildiği var” der.