Tasfiye sürecinin olumsuz yönleri hakkında birkaç kelam

Abone Ol

Olağanüstü dönemlerde olağanüstü ve hızlı davranmak gerekli olmakla birlikte yine de tedbirli, temkinli, düşünerek ve danışarak karar vermeyi elden bırakmamak gerekir. Bir mümin olarak üzerimize düşen görev, her şeye rağmen olayların nasıl ve niçin başladığından veya kimin işine yaradığından çok; önümüze bakmak, doğru bildiğimizi söylemek, üzerimize düşeni yapmak ve meselelerin hayırla çözülmesi için dua etmektir.

SORU VE SORUNLAR:

1. Görevden alma sürecinde dikkat edilecek ilk husus; gerçek hainlerin ve plan sahiplerinin tespitinin güç olmasıdır. Zira hain, kendini gizler ve mertçe davranmaz. Bu yüzden tespit edilenlerin ikinci ya da üçüncü derecede failler olduklarını unutmamak ve mevcutlara buna göre muamele etmek esastır.

2. Devlet işlerinde tedbir ve maslahat esastır lakin yine de şüphe ile amel etmemek evladır. En ufak bir şüphe de bile kısaslardan vazgeçin buyuran bir peygamberin ümmeti olduğumuzu unutmamak gerekiyor.

3. Malum grupların üst kademelerine karşı operasyonlar yürütülürken yeni yetişenleri ne yapacağız? Onları da infaz mı edeceğiz? Yoksa bataklığı kurutmaya ve onları ıslah etmeye mi çalışacağız?

4. Bazı Müslüman grupların ve hatta bazı siyasilerin; “bunlar İslam’a hizmet ediyorlar” diye referans olmalarından dolayı çocuklarını güvenerek bunlara emanet edenler ile yine belli referanslarla bunlara maddi manevi yardım edenleri ne yapacağız? Mesela “bunların gazete dergilerinde Allah yazıyor” diye gazetelerini alan okuyanlar ve dağıtanlar? Her şeye rağmen bunlara yine de acımaktan kendimizi alabiliyor muyuz?

5. Asıl önemlisi, halkımız hâlâ her sakallıya dede diyecek mi? Yine kanacak mıyız ya da asıl önemlisi kandık/kandırıldık diye kendimizi mi aklayacağız?

6. Peki, mevcut grubun tasfiye edilmesi ile sorunlar çözülebilecek mi? Yarın başka grupların da belli şeylere kalkışmamasının önünü nasıl alacağız? Her siyasi görüşte olanlar devleti yönetmeye talipken devleti yönetmekle yıkmak veya ele geçirmek arasındaki farkı kim nasıl tespit edecek?

7. Diğer taraftan iyi işler yapmaya çalışan kişi ve kurumlar, bu yanlışa düşmekten veya zarar görmekten nasıl korunacak? Hayır işlerini, insan yetiştirmeyi ve diğer faaliyetleri terk mi edeceğiz?

8. Bugün yapılan düzenlemelerin daha sonraları suiistimal edilmeyeceğinden emin miyiz? “Deniz alev alır mı?” sorusuna “Belli olmaz padişahım” diyen veziri unuttuk mu? Atatürk’ü koruma kanunundan ilk yargılananın, kanunu çıkaran Sayın Menderes olduğunu hatırlıyor muyuz? Devlet ebed müddettir lakin mahkemenin kadıya mülk olmadığı da malum değil midir?

9. Olumsuz muamele gören on binlerce insan ve yakınlarında oluşan/oluşacak olan sosyal huzursuzluk ve travmalara yönelik ilgili makamlar çalışma yapmış mıdır?

10. Asıl önemlisi; bir babanın günahı, evladından eşinden babasından dostlarından arkadaşlarından sorulur ise insanların adalete olan güveni sarsılmaz mı? Devlet olmak; babasını ihanetten cezalandırırken çocuklarının başını okşayabilmektir. Böylece o çocuk, devletin ne olduğunu anlayabilir ancak.

Soru ve sorun çok. Lakin maksadımız bilgi kirliliğini arttırmak, yangına körükle gitmek ya da bağcıyı dövmek olmadığından bununla iktifa ediyor ve sorduğumuz sorulardan bazılarına cevap vererek yazımızı bitiriyoruz.

CEVAPLAR:

1. Büyüklerimizin ve akil adamlarımızın ilk yapması gereken şey; duygularını ve siyasi emellerini bir kenara bırakarak, bu konularda çözüm olabilecek herkesi göreve davet etmektir. İnsanları sadece sokağa davet etmek yerine onlara memleket için hayırlı ama kendilerine uygun görevler verilmesi kamu yararına değil midir?

2. Devlet büyüklerimizin ikinci vazifesi; tüm gruplara, cemaatlere ve ideolojilere eşit olarak davranmak ve eşit fırsatlar vermektir. Adaletin bir ayağı da dengedir. Güçler ayrılığının bir amacı da devleti belli grupların inisiyatifine bırakmamaktır. Belli grupların öne çıkarılması durumunda benzer olayların yaşanması normaldir.

3. Devletimizin bir diğer vazifesi; özellikle iç siyaset, ekonomi ve dış politika alanlarında milli ve manevi değerlerine yani fabrika ayarlarına dönmektir. Bizi bir arada tutan, bize cesaret veren ve hatta bizi adam gibi adam yapan değerlerimiz budur.

4. Devletimizin son bir görevi de, milli ve manevi değerlere sahip kadrolar yetiştirilmesine yönelik sağlam bir zemin hazırlamaktır. Bu minvalde siyaset, teknik ve askeri becerilerin yanında insanlara şahsiyet eğitimi ve manevi eğitim de ciddi ve sistemli olarak verilmelidir.

5. Vatandaşımıza düşen en önemli görev ise gereksiz konuşmaları, kamplaşmayı, eleştiride de sevgide de aşırıya kaçmayı terk etmek; üzerine düşen vazifeleri yapmak ve hayatlarına devam etmektir. Sağ-sol ile başlayan kamplaşmaların tekrar yaşanması demek, istemediğimiz ve mücadele ettiğimiz tüm olumsuzlukların başarılı olması demektir. Allah Resulü “Fitne zamanında oturan ayaktakinden, ayaktaki yürüyenden, yürüyen koşandan hayırlıdır” buyurmaktadır.

Bütün bu sorulara cevap bulmak sadece siyasilerin görevi değildir. Vatandaşlarımızın sosyal medyayı ve diğer dedikodu araçlarını bırakarak bunlar üzerinde tefekkür etmesini istirham ediyoruz.

Vesselam…