Hedefe varmak ve stratejimizi uygulamak için hangi taktiği uygulayalım?
O taktiğin başarılı olması için hangi metot kullanılmalıdır?
1960’dan 12 Eylül 1980’e kadar, kendisini sağ ve sol kabul eden kesim, Lenin’in, Troçki’nin, Mussolini’nin, Hitlerin, Gandi’nin ve diğer birçok kendince başarılı kabul edilenlerin hayatlarını, kitaplarını ve röportajlarını yayınladılar, ABD kriterleri, Avrupa kriterleri, sosyalizm dediler sonuç bu.
Neden? Kendi yandaşlarına örnek olsun diye yayınladılar.
Yabancı stratejistler, kendi açılarından haklı olabilirler.
Çünkü karşı oldukları rejimlere karşı kendi ideolojilerini tatbik etmek istiyorlardı.
“Hep onlara kulluk edeceğinize biraz da bize kulluk edin” mantığıyla harekete geçmişlerdi.
Biz, onlar gibi değiliz.
Bizim, bütün insanlığa tebliğimiz, bizim aklımızın ürünü değil.
Sekiz milyar insanı yaratanın kelamını sunmak için çıkarılmış bir ümmetiz.
Onların strateji, taktik ve metotları, bizim için geçerli değil.
İnsanların şu anda şikâyet ettiği, sızlandığı, fakirlik, güvenliğin olmaması, ahlâksızlığın sınırlarının kaldırılması gibi uluslararası yaygın hastalığın reçetesi, bir insanın, bir gurubun, bir devletin aklıyla çözülebilecek bir şey değil.
İslam öncesi dünyada yaşanan vahşeti tarihçiler anlatıyorlar.
İşte o vahşet toplumunun içinden nasıl nur toplumu çıkarılacağının yolunu ancak gecenin karanlığını gündüzün aydınlığıyla gideren Allah celle ecallühun sırat-ı müstekıymi kurtarır.
Sevgili Peygamberimizin en zor zamanlarında, sahabenin bile, “Ne olacak?” dediği,
Kâfirlerin de, “Bunlara ve bize ne olacak” dediği günlerde Rabbimiz, Sevgili Peygamberimize şu ayeti indirir:
“De ki: ‘Ben peygamberler içinden bir türedi değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.” (Ahkaf süresi ayet 46/9)
Bu dünyada bana ve size ne olacak, ahirette ne olacak ben bilmem.
Ben, bana indirilen ayetlere göre hareket ederim ve sizi uyarırım diyor Sevgili Peygamberimiz.
Yani gönüllerin kâfirlikle kapkara olduğu, karanlık gözlerle birbirlerine bakıldığı, mal, can ve namusun güvende olmadığı bir karanlıklar diyarında, gelen ayetler ışığında yol alma usulüyle usul usul, uslu uslu hareket ederek sonuca gitme yolu gösteriliyor bize.
Hani hapishaneden arkadaşlarını kaçırmaya karar verenler, önce hapishanenin yapılış planını temin ederler ve oradan arkadaşlarını gün yüzüne çıkarırlar ya, işte müminlerin cennetteki makamlarına göre bu dünyanın en güzel yeri de olsa Guantanamo hapishanesinden beter kabul edilen bu dünya hapishanesinden cennetin aydınlığına çıkabilmek için, dünyayı ve yaratılan her şeyi yaratanın verdiği kurtuluş rehberine sarılmamız ve örnek olarak da Allah’ın elçisine uymamız gerekir.
Rehber kitabımız Kur’an’ı okuma konusunda da yanılmalarımız var.
Bir ömür boyu namaz kıldığı ve en az bir milyondan fazla Fatiha süresi okuduğu halde bir defa olsun manasını okumayan dede, nine ve cami hocalarımız var.
Rabbimiz, “Anlaşılması için indirildiğini” haber verdiği halde hâlâ manasını anlamamada ısrar edenlerimiz var.
Manasını anlayan ve bir ömür boyu tefsirlerin içinde toz yutarak nefes alan, dışarıya çıkmayan değerli insanlarımızı da gördüm.
Ama bu da Sevgili Peygamberimizin ve onun arkadaşlarının usulüne uygun değil.
Bir ayet öğrendiğinde hemen dışarı çıkıp insanların karanlık dünyalarına aydınlık vermek için koşanlara biz ashab-ı kiram diyoruz.
Bu ayette gördük, her ayet inişinde karanlıklar içinde yönlerini ve yollarını Rabbimizin belirlediğini gördük.
Selam verme ayeti indiğinde, şehrin içinde o inen ayet, selametle dolaşan bir sevgi bulutu gibi serinlik yayıyordu.
Yürüyüşü ayarlayan, “Kibirle yürümeyiniz” ayeti yollarda tevazu, saygı ve sevgi yayıyordu.
Akrabalık bağlarını kuvvetlendirmeyle ilgili ayet indiğinde, en uzak akrabaların gönülleri arasında muhabbet köprüleri kuruluyordu.
“Hepiniz Adem’densiniz, Adem de topraktandır” hadisiyle ırk, renk, dil, bölge farkı kaldırılıyor ve “Allah’ın kulları” adıyla herkes eşitleniyor.
Sekiz milyar insanı Allah’ın kulu kabul edip, her gün her saat, cennete ve cehenneme doğru akan bu hayat suyunun içinden cehenneme güle oynaya gidenlerin ileride bir uçuruma doğru gittiğini bütün yürekten gelen acı bir hisle, tatlı bir sesle, güçlü bir nefesle kurtarma yolunu izlemeye, Kur’an’ı gerçekten okumaya çalışmak denir.