Tartışmalarda özden uzaklaşıyoruz

Abone Ol

Kılıçdaroğlu’nun Çubuk’taki şehit cenazesinde saldırıya uğramasının ardından çeşitli yorumlar yapılıyor. Elbette, herkesin olaylara bakışında farklık olabilir. Ancak, nedense her seferinde olayın özü bir kenara bırakılarak detaylar üzerinde yorumlar yapıyor, meseleyi özünden saptırıyoruz. Hâlbuki ortada doğru olmayan bir hareket vardır. Bir parti lideri katıldığı şehit cenazesinde saldırıya uğramıştır. Dolayısı ile saldırıyı bir kenara bırakarak saldırıya uğrayan kişiye, “Cenaze törenine gitmeseydin daha iyi olurdu” anlamına gelebilen açıklamaların yapılmasını anlamak mümkün değil. Şehit cenazesine katılmak eğer bu ülkede bazılarının hakkı, bazılarına yasak ise o zaman vay halimize. Yani, bugün tartışılması gereken husus benzer bir saldırının tekrar meydana gelmemesi için nelerin yapılması gerektiği üzerinde kafa yorulması gerekmez mi? Ne var ki, önce İçişleri Bakanı Soylu’nunKılıçdardoğlu’nun emniyete haber vermeden cenaze törenine katıldığını, bu sebeple de gerekli tedbirlerin alınamadığını söylemesi karşısında insanın şaşırmaması mümkün değil. Çünkü CHP Genel Başkanı’nın da çevresinde resmi korumaları vardır. Bu korumaların ise Emniyet Müdürlüğü’nde bağlı oldukları bir makam vardır. Yani, bu korumalar gittikleri programlar konusunda sanıyorum amirleri ile temastadırlar. Eğer değillerse ortada bir eksik var demektir.

Bunun da ötesinde toplumsal kamplaşmanın seçim kampanyası sırasında yükseldiği, bu sebeple de şehit cenazesine siyasi parti genel başkan ve yetkililerinin katılacağının ille de katılacaklar tarafından haber verilmesi gerekmez diye düşünüyorum. Yani, normal olarak gerekli tedbirlerin alınmış olması gerekir. Zaten bu tür tedbirlerin alındığı da televizyonlara akseden görüntülerde görülüyordu. Bu bakımdan olayı saldırıya uğrayanı suçlayarak aklamaya çalışmanın anlamı yoktur. Ayrıca, bir saldırı olayının bile siyasi polemik konusu haline getirilmesi doğru olmaz.

Derdim Klıçdaroğlu’nu savunmak değil. Buna gerek de yok. Olay çirkindir olmaması gerekirdi. Ama olmuştur, olduktan sonra benzerlerinin tekrarlanmaması için nelerin yapılabileceğini tartışmak daha doğru olur. Yoksa Kılıçdaroğlu bu gergin ortamda cenaze törenine gitmeseydi demek sağlıklı bir yaklaşım olmaz. Hemen belirteyim ki, her olayda farklı yorumlar olabilir. Ancak, benzer olayları önlemekle görevli makamların meseleyi saldırıya uğrayana fatura etmeleri yanlıştır. Demeye çalıştığım husus, bu saldırının hangi psikolojik ortamda meydana geldiği, bu sağlıklı olmayan ortamın oluşumuna kimlerin sebep olduğu esas konu olması gerekir. Ne var ki, aylardan beri toplumun gerilmesinin, kamplaştırılmasının iyi olmadığı, kitleleri karşı karşıya getirebileceği ikazlarımıza rağmen benzer söylemler hâlâ sürdürülüyor. Bu arada Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın da İçişleri Bakanı Soylu ile benzer bir üslup sergilemesi, “Ben bile sormadan gitmiyorum” demesini anlamak zor. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı’nın gitmeden evvel sormasına gerek yoktur. Devletin tüm kurumları her türlü bilgiyi ulaştırmaktadırlar, ulaştırmak zorundalar. Seçim kampanyası sırasında sergilenen üslup sebebiyle gerginliğin yükseldiği, bu sebeple şehit cenazesine siyasi parti genel başkan ve bazı yetkililerinin katılmamasında yarar olduğu düşünülüyorsa bunun da medya aracılığı ile değil de doğrudan aktarılmasında yarar vardır. Bu vesile ile üzerinde durulması gereken en önemli husus toplumu kamplaştırmanın bazı kaçınılmaz sonuçları olduğunun görülmesi ve bundan sonra olsun kucaklayıcı ve birleştirici bir üslubun tercih edilmesi gerekiyor. Yani, olaydan bir ders alınmasında yarar vardır.