Tartışmalar 30 Martta son bulmaz

Abone Ol

Mahalli seçimlerden hangi taraf istediği sonucu alırsa alsın tartışmalar biteceğe benzemiyor. Çünkü 4,5 ay sonra bu defa Cumhurbaşkanı seçimi gündeme gelecek. Yani ülkemiz bir seçim kampanyasından çıkarken bir diğeri gündeme gelecek. Zaten her seçim kampanyasında az ya da çok tansiyon yükselir. Toplum olarak buna alışmıştık da. Seçim kampanyaları sırasında ister istemez parti liderleri zaman zaman sertleşebiliyorlar ve belli bir ölçü korumak şartıyla bu tür sertleşme ve restleşmeler kampanyanın tuzu ve biberini oluşturuyordu. Bu seçim kampanyasında buna birde cemaat-iktidar kavgası eklenince ister istemez sinirler daha da geriliyor. İnsanlar siyasi tercihlerinin yanında bir de tartışmanın tarafları arasında zorunlu olarak tercih yapmaya başladılar. Bu tercihi yapmak için ille de iktidar ya da cemaatten birinin yanında olmanız gerekmiyor. Çünkü seçim kampanyasının merkezine bu tartışmalar oturunca iki kişi bir araya geldiğinde konuşmalar aynı noktaya geliyor. Ve yorumlar başlıyor. Kimisi seçimlerden Erdoğan beklediği oranda oyla çıkabilirse neler yapabileceği üzerine düşüncelerini aktarırken, kimileri de cemaat beklediği sonuca ulaşırsa Erdoğan’ın başına neler gelebileceğini tahmine çalışıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse siyaset dışı bir oluşumun bir seçim kampanyasında böylesine ağırlıklı olarak yer almış olmasını doğru ve sağlıklı bulmayanlardanım. Çünkü intikam çığlıklarının atıldığı bir ortamda toplumun huzur içinde seçim yapması mümkün olmaz/olamaz. Kaldı ki, önümüzdeki mahalli seçimlerden kısa bir süre sonra bir de Cumhurbaşkanı seçimi var ve insanımız ilk defa Cumhurbaşkanını kendisi seçecek. Böyle olunca toplumdaki kutuplaşma mahalli seçimlerle bitmeyecek, Cumhurbaşkanlığı seçimleri dolayısıyla taraflar kozlarını bu defa da o seçimde kullanmaya kalkacaklar.

Bu noktada gençlik yıllarıma 1960-70’li yıllara giderek toplumumuzun o zamanda iki kampa ayrılmıştı ama o zamanki kamplaşmanın adı sağ-sol idi. Öyle bir hava oluşturulmuştu ki, bu iki kesim arasında uzlaşılması mümkün olmayan farklılıklar olduğu sanılırdı. Erbakan Hocanın siyaset sahnesinde yer almasına kadar toplum böyle algılamıştı. Bu anlayışı Erbakan Hoca yıktı, hepsinin aynı olduğunu millete anlatmaya başladı. Ancak, o yılların düşman kardeşleri bugün kol kola seçim kampanyası yürütüyorlar. Bir önceki seçimde sağda aday olan bir isim bu seçimde solda, bir önceki seçim solda aday olan bir isim bugün sağda aday olarak milletin karşısına çıkabiliyorlar. Hatta CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu seçim kampanyasında bozkurt işareti bile yapabiliyor. Kısacası, sol-sağ arasında kamplaşma sona ererken bu ülkeyi rahat bırakmak istemeyen güçler bu defa başka bir kamplaşmanın fitilini ateşlediler. Bu noktada insanların durup düşünmeye ihtiyaçları var. Ancak, bunu düşünebilmek için sakin bir ortam gerekli. Bu seçim havası içinde gereken sükûnetin yakalanması mümkün değil. Hatta sadece bugünler için değil yakın gelecekte de toplumun sükûnete kavuşamayacağı görülüyor. Yukarıda da belirttiğim gibi bir seçim bitecek bir başkası gündeme gelecek, gerilim sürüp gidecek. Eğer, 17 Aralık operasyonu bir dış destek ile mahalli seçimler öncesi özellikle gündeme getirilmişse bu işin Cumhurbaşkanlığı seçimini de kapsayan bir proje olduğunu düşünmek yanlış olmaz. Özellikle de bu paralel yapı sadece bir iç organizasyondan ibaret değil de Başbakan’ın söylediği gibi dış bağlantılı ise bu dış güçler istedikleri hedefe ulaşana kadar çatışmayı sürdürecek ve toplumumuz bugün yaşadığı sıkıntı ve bunalımı yaşamaya devam edecektir. Böyle olmamasını, aklıselim hâkim olmasını, ülkemiz üzerinde bir takım hesapları olan güçlerin işlerini kolaylaştırıcı eylem ve söylemlerden uzak durulmasını gönül arzu ediyor. Aksi halde bu işin görünüşte bir kazanını olsa bile sonuçta ülke ve insanımız kaybedecektir.