Tarihsel miras

Abone Ol

Dünyanın kültürel mirasına damga vuran tüm şehirlerin

kendisine has güzellikleri, siluetleri, bir bakışta hatırlanan manzaraları, bir

fotoğraf karesine sığan sembolleri ve yıllarca unutulmayacak, hafızalara

kazınacak nitelikte eşsiz özellikleri vardır. Tarih mirası şehirleri idare

edebilmek çok üstün yetenekleri gerektirir. Şehirleşmesi tam olarak

tamamlanmamış, kendisine özel çehresi ve silueti ortaya konulmamış kentlerde

yerel yönetimlerin başında olabilmek ile, kent dokusu tarih ile harmanlanmış

şehirlerde yerel yönetici olmak arasında elbette fark vardır. Her sokağı, her

caddesi tarih kokan, tarihin dehlizlerine açılan, sosyolojik ve kültürel olarak

bir değer sergileyen şehirlerde, betonlaşma, yapılaşma ve şehirleşme

unsurlarını çok dikkatli şekilde izleyip, ince eleyip sık dokuyup en doğru

kararları almak zorundasınız. Şehrin ana arterleri üzerine, şehri rahatlatan,

ferahlatan ana merkezlerin üzerine binlerce kişinin ikamet ettiği, araçlarıyla

her tarafı doldurduğu gökdelenler ve yapı merkezleri, AVM ler yapmamalısınız.

Bunlara izin vermemelisiniz Şehrin imarını düşünürken, yapacağınız yanlış bir

adımın yanlışlık yaptığınız noktadan itibaren şehrin çeperlerine doğru

yayılacağını ve bunun şehirdeki ferahlığı, nefes almayı güçleştireceğini de

hesap edeceksiniz. Geçtiğimiz yıllarda İnşaat ilavemiz dolayısıyla kendisiyle

röportaj yaptığımız o günün Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhçu, Ne yazık ki,

1950 den sonra göçe dayalı kentleşme süreci, İstanbul un bütün bu değerlerini

olumsuz şekilde etkilemeye başladı. Kontrolsüz büyüme, isteyenin istediği yerde

istediği yapıları yapabilmesi, kaçak kentleşme olguları İstanbul un var olan

değerlerini tehdit etmeye başladı. 1980 den sonra bu tehdit daha büyük ölçüde

arttı. Özellikle 1980 den sonra getirilen imar afları, ayrıcalıklı yapılaşma

hakları, kimi planlama ilkelerine mevzi imar planları, ya da planlar,

şehircilik ilkelerine, bilime, mimarlığa aykırı planlama İstanbul un geçmişteki

yapı stokuna yeni stoklar eklemeye başladı. Gelinen aşamada, İstanbul, yüzde

70 i kaçak, sağlıksız, niteliksiz, konut stoklarının olduğu, depreme karşı

güvenliği olmayan, kimliksiz bir kent haline gelmeye, hızla ilerlemeye başladı.

Nitekim son dönemlerde yapılan son sayıdaki gökdelenler İstanbul un siluetine

olumsuz şekilde de etki yapmaya başladı. Bunun çok ciddi bir tahribat

yarattığını değerlendirebiliriz. Bu gökdelenlerin İstanbul un tarihi siluetini

olumsuz etkilediği görüşü, sadece bize ait değildir, UNESCO çevreleri

tarafından da aynı tablo ortaya konulmaktadır demişti.

Şehri planlayanlar, şehrin temiz hava almasına izin

vermelidir Şehirde yaşayan insanların refahını, rahat etmesini, yaşadığı

şehirden bunalmamasını sağlamalıdır.

Peki, İstanbul için böyle bir yapının var olduğunu

söylemek mümkün mü

Önceki gün bir televizyon kanalında şehrin

planlayıcılarından bir profesör konuktu İstanbul un trafik problemiyle ilgili

bir şeyler anlatmaya çalışıyordu Çalışıyordu, ama, o da şehri getirdikleri

kaos boyutundan tam olarak ne demeye çalıştığını bile anlatamıyordu. Zira

İstanbul, bugün kapitalist bir zihniyetin unsurlarıyla planlanan, imarları

yapılan ve şehrin artık insanları çıldırtma boyutuna ulaştığı bir kent haline

gelmiştir. Şehrin tüm çeperlerinde 3 5 bin nüfusluk devasa yaşam alanları inşa

edilirken, insanların gideceği, araçlarını sürebileceği, rahat edeceği bir

trafik aks örgüsü ihmal edilmiştir. Şehrin bazı bölgelerine toplu taşıma

unsurları ekleyerek bu kaosu çözebilmenin de artık imkânı kalmamıştır.

Şehrimiz artık bu kaosu taşıyamıyor Şehrimiz artık bu

kirli zihniyeti de taşımamalı

Bu şehrin siluetine bile hançer saplayanların el üstünde

tutulduğu bir sürecin vicdani vebalini biz taşımak istemiyoruz.