Tarihin onurlu çocukları

Abone Ol

İnsan için en büyük onur, zalim diktatör bir yöneticinin karşısında yer almak ve ölümü göze alarak hakikati haykırabilmektir. Zira kişisel çıkarlar söz konusu olunca yöneticilerin etrafını münafık, dalkavuk ve yalakalar sarmaya başlar ve böyle bir ortamda doğruya doğru diyebilecek pek az kişi olur. Mısır’da zulme rıza göstermedikleri için İsrail’in işbirlikçisi bir diktatör tarafından idam edilen dokuz genç tarihin onurlu çocuklarıdır. Tarihin her sayfasında onlarca onurlu çocuğun ayak izlerinden ve onların kutlu çağrılarından eserler vardır. Onlar masum ve mazlum insanların yükselen sesleri, konuşan dilleridirler. Güneş, hayatlarını Allah’a adayan seçilmiş kullar hürmetine doğar, yağmur onlar hürmetine yağar, toprak o insanlar hürmetine bine bin verir.

Tarihin onurlu çocukları adaletin hunharca katledildiği dönemlerde ölümü göze alarak çıkarlar yola ve ayaklarına takılan taşlara aldırmadan devam ederler. Bu insanlar canları dâhil dünya üzerinde sahip oldukları her şeyi feda edip yola revan olduklarında ekseriyetle yalnızdırlar. Zaten tavrını haktan yana koyan dava insanlarının kaderleri hep yalnızlık olmuştur.

Mısır’da zalim diktatörün karşısında yer alan kararlı, bilinçli ve aklıselim dokuz gencimiz küresel hesaplar uğruna idam edildi. Onlarcası da sırada bekliyor… Peki, bizler ne yapıyoruz? Hiçbir şey!

Onlar alınlarının akıyla şehadete koştular. Peki, bu katliamların hesabını kim verecek? Sahi hani İslam İşbirliği Teşkilatı, hani Uluslararası İnsan Hakları teşkilatları, hani âlimler, ekranlarda ahkâm kesen, reddiyeler yazan, ağına alamadığı kişileri ötekileştiren, tekfir eden, halkı hurafelerle meşgul eden sözde din adamları, âlim, mütefekkir, politikacı ve kanat önderleri nerede? Mısır’da masum insanlar idam edilirken bu zevatların sesleri neden yükselmez, neden tepki vermezler?

Duymuyor musunuz? Görmüyor musunuz? Mısır’da, Suriye’de, Yemen’de, Filistin’de onlarca masum insan küresel Siyonizm’in ideallerine kurban ediliyor. Onlarcası karanlık zindanlarda ölümü bekliyor. Aralarında ağır hasta olanları var, idama mahkûm olanları var. Peki, nerede toplumu ottan sudan meseleler için birbirlerine düşüren sözde âlim ve dünürler? Duymuyorlar mı, görmüyorlar mı? Hanemize ateş düştü, hanemiz işgal altında sözde âlimlerimiz ise tekfir hastalığına tutulmuş birbirlerini düşman ilan etmekle meşguller.

Unutmayın ki artık bu saatten sonra kaybedecek hiçbir şeyimiz kalmadı. Suriye’de, Filistin’de, Mısır’da, Doğu Türkistan’da oğullarımız, kızlarımız esaret altında yaşıyor. Ölüm, işkence, taciz, katliam, yoksulluk mahallemize zifiri bir karanlık gibi çöktü ve bir türlü aydınlığa çıkamıyoruz. Kaybedecek hiçbir şeyimiz kalmadı anlıyor musunuz? Her şeyimiz işgal altında her şeyimiz talan edildi… Bizler ise katledilenlerin ardından birkaç ağıt yakıp susuyoruz. Ne acı!

“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletten ayrılmaya yöneltmesin. Adaletli davranın bu takvaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah sizin işlediklerinizden haberdardır” (Maide, 8).