Müslümanlar asli konumlarını yitirdiler. Batılılaşma
sürecine girildikten sonra, ülkeler yönetimlerini de onlara teslim ettiler. Ya
da onların belirlediği yöne savruldular. Büyülü Batı onları ancak kendilerine
benzetebileceği oranda kapılarını araladı. Bütünüyle içine almıyor. Bunun en
somut örneği; yaşayış ve bakış bakımından Batı ruhuna yakın olan Türkiye, elli
yılı aşkın bir süredir bir Hıristiyan birliği olan AB’ye almıyorlar. Türkiye,
iştahla, heyecanla ve arzuyla Batı kapılarında çırpınıp duruyor.
Komünizmden kopan ülkeler çok kısa sürede bu birliğe
dâhil edilirken, Türkiye tam dönüştürülemediği, açıkçası tam
Hıristiyanlaştırılamadığı için kabul görmüyor. Önüne konulmuş olan ödevleri
heyecanla yerine getiriyor, bir an önce bu birliğe dâhil olmak istiyor gene de
olmuyor. Zina yasasıymış, domuz eti serbestliğiymiş, homoseksüellerin ve
gaylerin özgür serbestîleriymiş, alkolmüş, hutbelerde “Allah’ın katında din
sadece ve yalnızca İslâm’dır” ayetinin okunmamasıymış vs. Bunların hiç biri
yeterli görünmüyor.
Türkiye, Abede’nin stratejik ortağı. Abede Büyükelçiliği
Türkiye’de Türkiye’ye ayar veriyor. Uygulamalarını beğenmiyor ve eleştiriyor.
Türkiye’nin bölünmesine ilişkin oluşlara dolaylı destek verdiğini bile ima
ediyor. Orta Doğu’ya yeni bir ayar verilirken Türkiye koşar adım onların önünde
gidiyor. Bir dediklerini iki etmiyor. Türkiye topraklarını tam bir NATO üssüne
çeviriyor gene yetmiyor. İsrail’in güvenliğini sağlamak adına yerleştirilen
patriotlar Türkiye’nin isteğiyle getiriliyor. Abede’de bulunan gazeteciler
Abede’nin Türkiye’ye bakışında bir soğukluktan söz ediyorlar. Barak (Hüseyin!)
Obama ikinci seçilişinin hemen ertesinde İsrail’e ziyaretini yapıyor. Türkiye
hiç de dikkate almıyor.
Arap-Amerikan Baharı’nın ardından görünenler hiç de iç
açıcı değil.
Tam bir karmaşa yaşanıyor. Müslümanlar şaşkın bir
durumda.
Sayın Başbakan bu olanlar karşısında kimi zaman tepki
verse de sonuç asla değişmiyor, değişmeyecek. Hıristiyan oluşu olan AB’ye karşı
Şanghay Beşlisi’ni gündeme getirmesinin nedeni de bu. Oysa 17 Aralık’ta
Papa’nın heykeli altında imzalanan AB sözleşmesinin üzerinden şu kadar zaman
geçti, o sevinç ve coşku kursaklarda kaldı. O tarihten bugüne bir adım ileri
atılabilinmiş değil. Zaten adım atılsın diye yapılmıyor bütün bunlar.
Türkiye halkı tam Hıristiyanlaştırılmadıktan ve
kendilerine benzetilemedikten sonra asla kabul görmeyecek.
Ruhlarıyla Batı’ya bağlanmış olan Türkiyeli Batıcı
aydınlar İslâm öncesi kültürlere yaslanıyorlar. İslâm medeniyetini, oluşunu,
birikimini yadsıyorlar. Artık bunu açık açık dile getiriyorlar.
Türkiye, bu karanlık ve karmaşık dehlizde nereye doğru
yol alacak Asıl sorun bu.
Geçen hafta içinde yayımlanan istatistikî verilere göre
Türkiye’de dinsiz oranı yüzde 5’ler civarında gösteriliyor. Bunun içinde hem
ateistler hem de agnostikler var. Bir de Türkiye’de artan Hıristiyanlar var.
Demek oluyor ki Türkiye nüfusunun yüzde 98’inin Müslüman olmaktan uzaklaştığı.
Zaten Cumhuriyet ideolojisinin temeli de insanımızı Müslümanlıktan
uzaklaştırmaktı. Bunda da başarılı olundu.
Bu süreç sadece Hıristiyanlaştırmayı getirmedi. Kavmi
bölünmelerle coğrafyamız paramparça edildi. Şimdilerde ise mezhep gerilimi
tırmandırılıyor. Müslümanların devlet düzleminde laikleştirilmesi, birey
düzleminde sekülerleştirilmesi, kavmi bölünmeler ve Hıristiyanlaştırmaya adım
adım götürülmesi bir rastlantı olmasa gerek. Bütün bunlar bir planla yapılıyor
ne yazık ki. Siyasiler de bunun önünde koşarak gidiyorlar. Geri dönüşü olmayan
bu süreç büyük yıkımlara neden oluyor.
Türkiye siyasa adamlarının yaslandıkları dayanakları bir
bir gidiyor. Gene de onlardan vazgeçmiyorlar. Tapınma duygusuyla bağlanıyorlar.
Kimin daha çok Batıcı olduğu, yüzü Batı’ya dönük olup olmadığı rekabeti
yaşanıyor.
Türkiye bu karanlık labirentten nasıl ve ne zaman
kurtulacak Asıl sorulması gereken soru bunlar.