Tam 100 yıl olmuş.
26 Mart 1913, Edirne nin Bulgarlara teslim edildiği tarih.
Mart ayının 26 sında Edirne deydik. 100 yıl sonra o acıyı
bir defa daha yaşadık.
Eski başkentimizdeki etkili faaliyetleri ile gündem
oluşturan Anadolu Gençlik Derneği nin cevval ve çalışkan başkanı Abdülhamid
İriş beyi ve ekibini tebrik etmemiz gerekiyor. Her yıl Çanakkale konferansı
için gittiğimiz Edirne ye bu defa Balkan Savaşları ve Edirne konulu konferans
için çağrıldık. Seçkin bir protokol ve davetli dolu salonda iki saate yakın
süren sunumumuz, ilgi, duygu seli ve dikkatle takip edildi.
Anadolu Gençlik Derneği Edirne Şubesi tarafından özenle
hazırlanan zengin sinevizyon gösterimi, sunum öncesi atmosferi hazır hale
getirmişti.
Balkanların nasıl fethedildiğini, Edirne nin hangi ak ve
kara günleri nasıl yaşadığını, sebep ve sonuçları ile takdim ettik. İttihat ve
Terakki nin ordu üzerinde akıl almaz uygulamalarını, politikaya bulaştırılmış
bir ordunun, 2 asırda fethedilmiş yerleri 2 ayda nasıl terk etmek zorunda
kaldığının ibretlik hikâyesini tarihin bir feryadı olarak anlattık.
Ertesi günü ayrılmadan önce şehir ve çevresini dolaştık.
Bakımsız, ilgisiz ve düzensiz bir Edirne
Başka şehirler hizmet alırken Edirne bundan mahrum
bırakılmış.
Üzerinde otlar bitmekte olan muazzam bir tarih. Bazı tarihi
eserlerin restorasyonu devam ediyor ama ihtiyacı karşılamaktan çok uzak.
Camiler, çeşmeler, türbeler yok olmakla karşı karşıya. Onarılmakta olan tarihi
tabyaları dolaştık. Kahraman Şükrü Paşa yı andık. İttihat ve Terakki nin Şükrü
Paşa ya reva gördükleri eziyet derecesine varan baskılarını hatırladık.
Yolumuzu çevre köylere de uzandırdık. Yabancılara arazi
satışlarının nasıl artış gösterdiğini, ismini gizli tutmaya çalışan arazi
toplayıcılarının yöntemlerini endişe ile anlatan köylüleri dinledik.
Tarihi Sırpsındığı köyüne yöneldik. Köye yaklaştığımızda
mücahitlerin tekbir seslerini, at kişnemelerini, kılıç şakırtılarını ve feryat
seslerini hissetmeyi umuyorduk. Balkanların kapısını Osmanlı ya açan 1364
yılındaki Sırpsındığı zaferinin heyecanı ile köye girdiğimizde şok üstüne şok
yaşadık. 10 bin mücahidin 60 bin mevcutlu Haçlı ordusunu bir saat içinde nasıl
perişan ettiğinin tarihi izlerini arıyorduk. Hemen hemen bir hiç ile
karşılaştık. Paslanmış demir kapısını zor açtığımız, bakımsız ve mezbelelik bir
parkta, dökülmeye yüz tutmuş bir iki levhadan başka hiç bir şey bulamadık.
İftihar tablolarımızdan birisi olan Sırpsındığı zaferimiz
Osmanlı da ve Cumhuriyet Türkiye sinde 650 yıldır her yıl dönümünde törenlerle
kutlanırdı. Milletimizin gençliğini motive eden bu törenlerin AK Parti
döneminde tamamen kaldırıldığını ve bu muhteşem köyün kaderine terk edildiğini
köylülerden öğrendik. Zaten otomatik ezan okuyan ve görevlisi, cemaati olmayan
köy camii içimizi burkmuştu. Zaferin de unutturulmak istenmesi yüreğimizi
dağladı. Muradı Hüdavendigar Han ın, Gazi Evrenos Paşa nın, Lala Şahin
Paşa nın, Hacı İl Bey in ve 10 bin mücahidin sitem dolu bakışlarından kurtulmak
için başımızı öne eğerek mahzun bir şekilde köyden ayrıldık.
Bu uygulamanın sebebi nedir acaba
Kimbilir belki, tarihi Haçlı Seferleri ile gerçekleşen
Müslüman katliamlarını medeniyet alışverişi ne indirgemeye çalışan bir
zihniyetin, Osmanlı ya medeniyet getirmek için (!) Sırpsındığı mevkiine gelen
60 bin sarhoş Haçlı askerinin katledilmesi olarak değerlendirmesi midir Ya da
medeniyetler ittifakı veya Avrupa Birliği için masaya konulmuş bir taviz
midir Bilemiyoruz.
Muhteşem zaferimize reva görülen bu unutturma gayretlerini
üzüntüyle karşılamadan öte, şiddetle kınıyorum. Bu unutturma gayretinin geçerli
hiçbir mazereti olamaz.
Eski dostumuz, Edirne Milletvekili ve yeni Sağlık Bakanı
Sayın Mehmet Müezzinoğlu bu konuya eğilip bu yanlışı düzeltir diye umuyorum.
Konunun takipçisi olacağım.
Zaferlerimizi unutturarak gençliğimizi tarih ve millet
sevgisi için motive edemeyeceğimiz ortadadır.
Osmanlı ve tarih severleri Edirne yi ziyaret etmeye davet
ediyorum. Bu serhat şehri hepimiz tanımalı ve tanıtmalıyız. Bu şehre ve
etrafındaki olaylara, unutma ve unutturma muamelesi yapanlara karşı sessiz
kalmamalıyız. Kulaklarımızı patlatacak olan tarihin feryatlarını artık duyalım.
Ağzımızı değil, kulaklarımızı açık tutmalıyız.
TARİHİN BORUSU
Tarih feryat eden antika gramofon,
Kulağa dönüktür, üstteki borusu;
Bizlerse ağzımız açık dinliyoruz,
Kulağı koruyor, östaki borusu...