Kültür tarihindeki her ayrıntı, yerine ve konumuna göre önemlidir. Daha da önemli olanı, bunların yerini bulmasıdır. Yazılı tarihe bu anlamda çok daha dikkatle bakılmalıdır. Kültür ve düşünce tarihimiz yeterince değerlendirilmediğinden, ya da yorumlanmadığından boşluklar bulunuyor. Eklemlenecek ayrıntılardan tarihin ruhu derinden ve yeniden kavranabilir. Buna ihtiyacımız var. Kimi zaman gözden kaçan, ya da ihmal edilen kimi önemli ipuçlarının elden kaçışı, geleceğe dönük bakışta ne kadar önemli olduğu anlaşılıyor.
Belleğimizde yer eden ve iz bırakanlar genelde, kaba hatlarıyla olanlardır. Bunlar, o şeyin o olgunun sadece iskeletini oluştururlar. Örneğin tarihte yer alan, kazanılmış bir savaş, bir uygarlık ve kültür tarihinideki durum kaba hatlarıyla anlatılır. Bütüncül bakış bunun üzerine kurulur. Oysa ki, bu savaşın kazanılmasının arka plânında çok daha önemli durumlar vardır.
Malazgirt Savaşı ndan önce Bizanslılarla Müslümanların karşılaşmasında Basilas ın yaralı bir esir olarak Sultan Alp Aslan ın huzuruna getirilişi, onun ona olan muamelesi, insanlık tarihi için yeni bir örnek oluşturuyor. Malazgirt Savaşı ndan belki de çok daha önemlidir. Malazgirt Savaşı daha o zaman kazanılmış oluyor. Yaralı ve esir kumandana, hakiki bir kumandan muamelesi gösterilmesi, onun uğurlanması, ardından da Malazgirt Savaşı nda esir Romen Diyojen in serbest bırakılışı, Anadolu nun fethinin, gelecekte olacak olan İstanbul un fethinin muştusudur.
Güçlü iradeler güçlü kişiliklerden ve kendinden emin oluşlardan doğar. Ufku ötelerde olan insanların büyüklükleri geleceğe bakışlarından belli oluyor.
İstanbul da ilk cami ne zaman inşa edilmiştir Dikkatli okumalaramızda kültür tarihimiz ile ilgili karşılaştığımız bir sürprizdir. Bu, söylencelerin ötesinde bizi ilgilendiren önemli bir soru ve bir konudur. Hatta İstanbul un fethinin ilk tohumları da diyebiliriz buna. Tuğrul Bey zamanında Bizansla ilk karşılaşmalarında Bizans ın önemli ve merkezi kumandanı olan Yenal Liparit esir edildikten sonra Sultan a getiriliyor. Özellikle Liparit in esir düşmesine Bizans imparatoru çok üzülüyor. Sultan a bir elçi gönderiyor, ayrıca Diyarbekir hükümdarı Nasrüddevle bin Mervan ın aracı olmasını rica ediyor. Tuğrul bey elçinin getirdiği fidyeyi almadan Yenal Liparit i serbest bırakıyor. Şeriflerden Nasrı bin İsmail i İstanbul a elçi olarak gönderiyor. Sözünü ettiğimiz önemli ayrıntı buradadır:
"Şerif vaktile İstanbul da dokuzuncu asırda Mikail le Bègue zamanında yapılıp bilahere harap olan camiin inşasile Tuğrul Bey namına hutbe okunmasını teklif etti. İmparator camii yaptırttı. Fakat Şerif in İmparatorluğun Türk saltanatına haraçgüzar olması yolundaki teklifi imparatoru gücendirdi. Şerif geriye gönderildi ve müsalâha aktolunmadı."* Geleceğe olan yürüyüşte, ânın hakkıyle değerlendirilmesinde, kendinden emin olmadan kaynaklanır bu gibi durumlar. Büyük devlet kurmanın ilk adımları. Geçmişte de, şimdi de aynıdır. Garip tecelliler vardır. İstanbul da o zaman ne kadar Müslüman vardı, nerelerde yaşarlardı, bilinemiyor. İstanbul a gelen sahabiler olduğunu biliyoruz. Onları kabirlerinden tanıyoruz.
Bu cami Perşembe Pazarı ndaki cami olsa gerektir diye düşünüyorum. Mimarisi ve konumu olarak bende öyle bir his bırakıyor.
Türkiye nin dört bir tarafında Batılılar tarafından kiliseler yaptırılıyor, bunun için büyük fonlar ayrılmış. Sanki tarih bizim aleyhimize dönmüş ve sanki ufuksuzluk kuşatmış. Hayata ters açıdan bakılıyor gibi.
* Anadolu nun Fethi 1, Mükrimin Halil [Yinanç], Akşam Matbaası, 1934, İstanbul, s. 27