ÖNCE şunu vurgulamakta yarar vardır; Türkiye, tabii ki ülke futbolunun böylesine büyük bir uluslararası zafere ihtiyacı vardı. Hele hele bu zafer futbol dünyasının en büyüklerinden İtalya’nın en önemli futbol firmalarının başında gelen bir ekibine karşı kazanılmışsa... Bravo Galatasaray!
Merakla bekliyordum. Neyi mi Galatasaray, Elazığspor karşısına 3-5-2 ile çıkmıştı. Oysa Terim’in ilk dönemlerinden, o da bir kaç maç, hiç bu sistemle oynamamıştı Galatasaray. Ben de merak etmiştim; acaba bu Juventus maçının formülü mü idi, yoksa ligde yeni bir sıkıntı yaşanmaması için alınmış bir önlem mi idi Öyle ya Mancini sık sık, günde üç defa savunma çalışmamız gerekir diyordu. Zaten genel yorumlar da hep Galatasaray’ın savunmada arıza gösterdiğinden yana idi. Galatasaray bu maçı kazanmıştı. Ama ya Juventus
İlk gün hava koşulları ancak 31 dakika izin verdikten sonra Çarşamba’ya kaldı. Hem de kaldığı yerden. Yani Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ne devam edebilmesi için bir yarım saati daha gitmişti. Sonra yeniden gelindi sahaya. Zemin bu defa daha feci idi. Topla gitmek mümkün değildi. Uzun atışlara kendini gösterebilen, bunları kontrol edip rakibin savunmasının içine kullananlar ancak kazançlı çıkabilirlerdi. Ve Galatasaray yine 3-5-2 idi. Demek ki Elazığspor maçının oyun formülü Mancini tarafından bu maça endeksli idi. Hatta ben A Haber’deki programımda, “Juventus maçının sistemi 3-5-2 ise neden bu bir kaç maç önceden denenmedi” dedim. Öyle ya Gökhan da, Semih de, Chedjou da bunu oynayan savunma oyuncuları değillerdi. Hele hele kenarlarda Riera ile Eboue nasıl olup da maçın tamamında, ortalama 80 metreyi devamlı hem öne, hem arkaya tek başlarına oynayacaklardı Bu beşli hemen hemen hiç hata yapmadan oynadı. Hem Salı, hem Çarşamba... Acaba maçın iki taksitte oynanması özellikle Eboue ve Riera için çok mu işe yaradı Bahse girerim ki öyledir. Bu oyun düzeninde yine Sneijder’e çok işi düşecekti. Çünkü öndeki ikiliden Drogba ve Burak’tan sekecek ve onların indireceği topların kullanımı hiç tartışmasız Sneijder’e olacaktı. Ama bu Hollandalı da ne zamandır oynamıyordu. Ya Selçuk Tamam da bu zeminde Selçuk’tan ne alabilirdiniz ki yüksek dozda Melo da arkasındaki yeni kurguda meydana gelecek aksaklıkların sigortası olacaktı. Ama Hollandalı klas oyunculuk sergilemesine çıkmıştı anlaşılan. İki şut hedefe gitmedi. Ama goldeki topla buluşması, kısa mesafedeki topla adımı ve sonraki, “Oraya vuruşu” şapka çıkartılacak cinstendi. Şayet Burak, Drogba ve Sneijder gibi iki klasın arasında da bilgisini, görgüsünü arttıramazsa yazık olur diyerek bu bölümü bitireyim. Bu arada Mancini, Umut gibi fizikman güçlü bir oyuncuyu daha önce sahaya sürseydi daha doğru olmaz mıydı
Şimdi önemli bir yere daha geleceğim. Bakınız, büyük takımların büyük kalecileri olması gerekir diye bir futbol kanunu vardır. Çünkü büyük takım büyük hatalar yapar. Bunların da rakibe skor verebileceği korkusunu kaledeki güvencesi ile yener. Nasıl olsa arkada o var der ve maçta alabileceği riskleri devamlı dener. İşte Muslera da bu büyük zaferin mimarlarının başında gelmektedir. Hele hele o hava koşullarında ve berbat zeminde. Buffon da aynı Uruguaylı kaleci gibidir takımı için. Drogba’nın şutunu çıkarmak o kadar kolay değildir. Golde bile yattı ama yetişemedi. Yani Muslera’nın dönüşü Galatasaray takımının oyunu olumlu yönde etkilemiştir.
Şampiyonlar Ligi’ne devam ediyor Türk futbolu... Meseleye böyle bakmalıyız. Hem ülke puanı, hem de ekonomi olarak. Tabii ki Galatasaray da kendi puanını yükseltmiştir.
Bakınız beraberliğin yaradığı bir İtalyan takımını, hele hele bu Juventus ise yenmek kolay değildir. Futbolla ilgili mi O sahada, o hava koşullarında neyi yazarsınız ki Pas yapamadı diye birini eleştirmek mümkün müdür Adamı kolayca geçemedi diye aynı eleştiri olur mu Haaa formül şudur: Ne gerekiyorsa macerayla girmeden oynamak. Doğrusunu söylersek her iki takım da bunu yapmaya çalıştı.
Böylece bazı okurlarımın istediği gibi hemen sıcağı sıcağına yorum yazdık. Maçın saati uydu da ondan... Gazetenin baskı meselesi...