İnsan evi gibi şehrini de temizler, düzene sokar.
Odalarına, salonuna gösterdiği özeni, içinde yaşadığı kentin mahalle ve sokaklarına da gösterir.
Hele de eski tarih ve sanat hazinesi bir adaya gözü gibi bakar.
Hem yerlilerin hem de yabancıların gözü, yüreği üstündedir sanat adalarının.
Surları uzun yıllardır kara kara düşünüyorum.
Adeta şehrin göbeğinde terkedilmiş, izbe, korku tüneli olarak bakımsız bırakılmış yerler.
Topkapı’dan Silivrikapı’ya doğru uzanan surlarda, biraz makyaj yapıldı, restore edilip turizmin bakış aynasına yansıtıldı.
Sadece dışarıya değil bize de iyi geldi eski hatıraların onarımı.
Tekfur Sarayını da, Animas Zindanlarını da öpüp başımıza koyduk.
Mevlana kapı’daki surlara hayat verenler biraz da çiftçiler.
Sebze bahçeleri, bostanlarındaki ıspanak ve pırasaları ile bu tabloya biraz yeşillik katarak terkedilmişlik acılarını teselli edebilmekteler.
Çocukluğumuzda da surlar tinercilerin, sokakta yaşayanların yeri idi gençliğimizde de.
Yaşımız kemale erdi, makûs talihinde bir gelişme olmadı.
Ne kadar yasa dışı iş varsa oralarda işlendi.
Bir ara kaçak et kesildi, hatta at ve eşek etekleri oralarda kesilip şehre dağıtıldı.
Yani sabıkası bayağı kabarık.
Ama Amerikalı kadın turistin cinayete kurban gittiği yer olarak anılmasını hiç hak etmedi.
Hem de tarihi bir adada, Topkapı Sarayının arka bahçesinde işlendi bu cinayet.
Bir milletin sanatını, tarihini, turizmini de baltaladı bu cinayet.
İnsanlar İstanbul’a gelmeye korkmaktalar artık.
Ne yazık ki yerel yöneticilerin hatası da var bu cinayette.
Topkapı otobüs garı gibi devasa bir mezbeleliği kaldıran yerel yönetim surların projelendirilip değerlendirilmesini çoktan başarabilirdi.
Bir Sur-i Sultani projesi vardı.
Banliyö seferleri saray çevresinden uzaklaştırılacaktı ama bir türlü uygulanamadı.
Topkapı Sarayı gibi bir hazinenin yanından geçip giden bir tren yolunu bir başka ülkede göremezsiniz.
Bırakın treni çoğu ülke araç trafiğine de yasaklamıştır, egzoz gazından. Tarihi bir kiliseyi ya da sarayı korumak için uzun yürüyüşlerden sonra ulaşabilirsiniz.
O trenlerin çevreye verdiği zarardan en büyük etkilenmeyi sadece Topkapı Sarayı da değil bir mimarlık şahikası olan Sepetçiler Kasrı da görmekte, yüzlerce yıllık surlarda.
Sarayburnu sadece şarkılarda kalmış.
Hatta değil gece, akşamüzeri bile değil, gündüz bile Sarayburnu’nda tur atmak yürek ister.
Sarayın surları restore edilmeyerek adeta tarihten gizli bir intikam alınmakta.
Issız, sessiz, karanlık, izbe bir hayaletler vadisi insanlara ürküntü vermekte.
Cankurtaran da Belediye bir sosyal tesisle oraya biraz hayat getirdi.
Başka sosyal tesisler, sanat evleri, kültür dernekleri, güzel sanatlar kurslarının yerildiği atölyeler ile orası nezih bir biçimde değerlendirilebilirdi.
Ebru ya da resim atölyelerinde tuvallerinde resimlerini üreten sanatçılarla şen şatır bir doku oluşturulabilirdi.
Böylece sadece turistlerin değil bizlerin de oralardan geçerken yüreğimiz ağzımıza gelmez, tertemiz bir şehrin tarihi renklerini teneffüs edebilirdik.
Sonuçta bu devasa ilgisizlik insanları da öldürmez; tarihi, sanatı, mimariyi de katletmezdi…