Tarih bilmenin ehemmiyeti

Abone Ol

Bir ülkenin idaresine tâlip olan, işbaşında olan zevât-ı âliyenin kuvvetli bir tarih bilgisine sahip olması gerekir. Tarihte başarılı olmuş idarecilerin ortak vasıflarından biri de tarih bilgisine sahip olmalarıdır. Fatih Sultan Mehmed ile Yavuz Sultan Selim, buna en müşahhas örneklerdir. Yavuz’un çıktığı seferlerde develer dolusu kitaplarını da beraberinde götürdüğü bilinmektedir.

Yalnızca idareciler değil, halk da kuvvetli bir tarih bilgisine sahip olmalıdır. İslâm âlimleri arasında, tarih bilmenin “vâcip” olduğunu söyleyenler çıkmıştır. MehmedVahbi Efendi, Fatiha Sûresi’nin tefsirinde, Cenab-ı Hakkın, kullarını tarih bilmeye terğib buyurduğunu, yani rağbet ettirdiğini, bu hususta emri olduğunu söylemektedir. “Hulâsatü’l Beyan” isimli tefsirdeki, “tarih bilmenin ehemmiyeti” üzerinde durulan kısmı birlikte okuyalım:

“Ümem-i mâziyeden [geçmiş ümmetlerden] gazâb-ı İlâhiye mazhar olarak helâk olanlarla tarik-i hakkı [hak yolu] bulamayıp şaşkın ve sersem olan erbâb-ı dalâletin hikâyelerine de (Ğayri’lmağdûbi ‘aleyhim vele’ddâllîn) ile işaret olunmakla Ümmet-i Muhammediyeyeümem-i mâziyenin hallerinden ders-i ibret almasını tavsiye ve ilm-i tarihin [tarih ilminin] ülüvv-ü kadrine [yüce değerine] remz ve işaret olunmuştur. Çünkü vukûat ve ukûbat [hâdiseler ve cezalar] gibi insanı maâsiden nehiy [günahlardan sakındıran] ve saâdete sevk eder hiç bir şey olmadığından vukuât ve ukubâtı ve insanların sergüzeştini beyan eden ilim ise, ilm-i tarih olduğundan Cenab-ı Hak kullarını Kur’ân’ın birinci sûresinde tarih mütalâasına terğib buyurmuştur [Rağbet ettirmiştir]. Binaenaleyh; insanın hemcinsinin ahvalinden ibret alması için ilm-i tarihle [tarih ilmiyle] meşgul olması emr-i ehemdir. [ehemmiyetli emirdir].” (Hülâsatü’l Beyan, c.1-2, s. 29)

İnsanlık tarihini bilenler; Münkir, hilekâr, zâlim, isyankâr kişilerin ve toplulukların başlarına neler geldiğini bilir, ona göre adımını denk atarlar. AllahuAziimüşşân’ın işaret buyurduğu “sırat-ı Müstakim”de yürümeye çalışır, haktan ve adâletten ayrılmazlar.

Bu ülkede yaşayan herkes, insanlık tarihinin yanı sıra kendi tarihimizi de çok iyi bilmelidir. Osmanlı gibi bir devlet, nasıl yükseldi, üç kıtaya ve kırktan fazla ülkeye hükmetti? Sonra neden, hangi sebeplerle çöktü ve tarih sahnesinden çekildi?

Ülkemizin idarecileri ve bütün halk, yakın tarihimizde olup bitenleri de çok iyi bilmelidir. Bu bilginin istiklâlimiz ve devletin devamlılığı ve halkın emniyeti, huzuru ve saâdeti açısından hayâtî ehemmiyeti vardır. Ne var ki, yakın tarihi bilmenin önünde hukûkî engel vardır. 5816 sayılı kanunun mevcudiyeti gibi. Mâruf adı, “ Atatürk ’ü koruma kanunu” olan bu kanun maddesi, zaman içerisinde gerçeklerin önünde bir Demirperde teşkil etmeye başlamıştır. Ülkemizde aklı başında kiminle konuşsanız bu maddenin kaldırılması gerektiğini söyler. Bir kere dünyanın hiçbir yerinde kişiye özel kanun çıkarılmaz ve bir tek kişi kanunla korunmaz. Maksat, hakârete karşı koruma ise, bütün vatandaşlar aynı konuda eşit olmalıdır. Zaten bu konuda yeterli miktarda kanun maddeleri mevcuttur. Meşrû ölçüler çerçevesinde ülkenin idarecileri tenkit edilmektedir, edilebilmelidir. İş hakâret ölçüsüne vardığında da yargı yolu açıktır. Hakâret eden, bedelini öder. Ancak sıra 5816 sayılı kanuna gelince, iş değişmektedir. Bu madde, bazı çevrelerce, Tek Parti devrindeki icraatların hiçbiri tenkit edilemez şeklinde yorumlanmakta ve o icraatlar gündeme getirildiğinde Demokles’in kılıcı gibi 5816 başlar üzerinde sallandırılmaktadır.

Bu vatanda yaşayan herkesin Tek Parti devrinde neler olup bittiğini öğrenmeye hakkı var. Ülkemizin mâzisi ve müstakbeli için hayâtî ehemmiyete hâiz bir devre, yalnızca açıklanması yasak veya mahzurlu arşivlerde saklı kalmamalıdır. Başta Doğu ve Güneydoğu meselesi olmak üzere, ülkemizi sancılandıran bütün konuları çözmek için yakın tarihimiz sansürsüz ve yasaksız olarak bilinmelidir. Bunun için de 5816 sayılı kanun kaldırılmalıdır. Yakın tarih araştırmalarına 30 yılını vermiş biri olarak, bu konunun istiklâliyetimizle doğrudan ilgili olduğunu düşünenlerdenim.