Taraf olmaya reddiye

Abone Ol

Öylesine akıl dışı, saçma, birbirine düşmanlık temelli ve körü körüne bir inatlaşma yaşanıyor ki, iyiyle kötünün, doğru ile yanlışın ölçütü değişmiş, kimin söylediğiyle, kimin yaptığıyla ilintili hale gelmiş durumda. Siyasilerin manasız (aslında siyasi rant amaçlı) sert ve sorumsuz söylemleriyle daha da gerilen ve kutuplaştırılan toplum, adeta bir karpuz gibi ikiye ayrılıyor ve kamplaşıyor. Kalitesiz siyaset, toplumun da huzurunu bozuyor.

Bu akıldışı kamplaşma ve kutuplaşma, birbirinden farklı düşünen insanları birbirlerine düşman olmaya zorluyor resmen. Bir de bu manasız kör döğüşü ve saçma sapan çatışmanın bir tarafı olmaya tabii. Bir tarafta bu memleketin dinamiklerini, sahip olduğu ve önem verdiği değerlerini, kutsallarını bir türlü okuyamayan, bunlara gereken önemi ve saygıyı asla göstermeyen, tepeden inmeci, ayağı yere basmayan ve asıl önemli noktaları es geçip ilgisiz yerlerden “vurmaya” çalışan bir muhalefet; öte tarafta ise kendisini küresel emperyalizmin ve neoliberal ekonomik politikaların emrine amade kılmış, tüm ideallerini ve prensiplerini konjonktüre feda etmiş, bu eksikliği de mümkün mertebe dini ve manevi değerleri istismar ederek ve toplumu da bu eksende kutuplaştırarak gidermeye çalışan bir iktidar. Tam anlamıyla iki kötüden birisini seçmeye zorlanan bir toplumda arada kalanların, bu saçma sapan kavganın, samimi ve tutarlı olmayan iki tarafın neferi olmaya itilenlerin seslerini yükseltmelerinin tam zamanı aslında.

“Taraf olmayan bertaraf olur” kasıtlı ve yanlış önermesine direnmenin de vakti. Bu akıldışı kamplaşma ve kutuplaşmada taraf olmak, bir bakıma körü körüne ve bilinçsizce bir kavgaya atılmak demek. Hiçbir akıl, izan ve insafın bulunmadığı, iki tarafın da birbirine karşı en ufak bir hoşgörüsünün, saygısının ve sevgisinin olmadığı bir cebelleşmeye çanak tutmak bu sadece. Beraber yaşadığımız insanlara, sırf farklı bir görüşte veya bizimle aynı şeyi düşünmüyor diye düşman kesilmek kadar manasız bir şey daha olabilir mi

Her iki taraf da meşrebine göre argümanlarla taraftar toplama derdinde. Birisi hiçbir kutsalı es geçmeden kendi malıymış gibi kullanırken, öteki ise laiklik diyerek, Atatürk diyerek, irtica vs diyerek saflarını sıklaştırma telaşında. İşin kötüsü bu saçma çatışmanın halka yansımaya başlaması. Bir taraf, iktidar partisine neredeyse ilahi bir anlam ve kutsal bir değer yüklemeye akılsızlığına, ötekisi ise Atatürk’ü putlaştırma, laikliği ilahlaştırma saçmalığına doğru hızla koşuyor. Aslında gerçekten de birbirlerinden farkları yok ve tam bir danışıklı dövüş uyguluyorlar.

Türkiye, bu tip kamplaşmaları `70’li yıllarda gördü. Siyasi kutuplaşmanın ve üslup olarak sertleşmenin oyları kemikleştirdiği, çatışmanın taraflarına prim yaptırdığı meydanda. Birisi “laiklik elden gidiyor”, diğeri ise “yoksa CHP gelir” diyerek, kitleleri rahatsız ediyor ve bir seçim yapmaya zorluyor. Bu danışıklı dövüş, her iki tarafa da kazandırıyor aslında. Birbirlerine vurdukça toplum “AKP-CHP” arasında bir seçime zorlanıyor yine.

Çatışmayı, kutuplaşmayı, “taraf olmayı” körüklemekle iktidarını, oylarını veya koltuğunu sağlamlaştıran da var, bu kamplaşmanın ekmeğini yiyerek şöhret olan, kitap satışlarından dünyaları kazanan da var. Her iki taraf da kazanıyor vesselam, tasası körü körüne “taraf olan” vatandaşa oluyor, gerginliğin sıkıntısını çekmek ona düşüyor.

Türkiye’nin her zamankinden daha da kısır ve seviyesiz siyasi atmosferi, maalesef böylesi bir seçime zorluyor insanları. Kitlesel halde bir akıl tutulması, bu saçma sistemin sorgulanmasını ve reddini engellediği gibi sürü psikolojisiyle taraf olmayı mecbur kılıyor adeta. Toplumdaki kesif, bilinçsiz ve körü körüne kamplaşma ve kutuplaşma, hayatın her alanına sirayet ederken, insanları birbirlerine karşı tahammülsüz kılıyor, “bir kaşık suda boğacak” hale getiriyor.

İşin kötüsü, hayatın siyasetten ibaret olmadığını ve bütün bu kamplaştırıcı, düşman edici eylemlerin de bir vebali olduğunu düşünen kimselerin olmaması. Söylenecek tek bir şey var aslında; Bu saçma kavgada taraf olmayı reddetmek en mantıklısı.