Tanzimat Irkçılığından Bugüne II

Abone Ol

Irkçılığın vardığı yeni boyut “Arap düşmanlığı”nın İslâm düşmanlığına dönüşüm ve evrilişidir. Bir milletin iki yakasının bir araya getirilmeyişinin bir yoludur. Asıl amaç ve hedef İslâm’dır. Günümüz psikolojisinin irdelenişinde üzerinde durulması gereken husus asıl budur. Bir ırkın hedef alınışının elbette ki kimi sorunlar oluşturmasına neden oluyor, olmaya da devam edecek.

“Tanzimat Süreci” emperyalizmin asıl amacı Müslümanların gücünü kırma, etkisizleştirmedir. Başlangıçta özellikle azınlıklar, yani Müslüman olmayan unsurların daha çok söz sahibi olmasına dönük bir çaba olmasına karşın, asıl hedef Osmanlı Devleti’nin dağıtılması, ırklar ve kültürler üzerinde İslâm milletinin birbirinden koparılmasıdır. İki yüz yılı aşkın bir süredir asıl hedef budur.

Müslümanların birbirlerine olan, kopmayan, koparılamayan güçlü bağları vardır. Bir Türk, Bir Arap, bir Kürt, bir Acem, Boşnak, Çerkez, Avar gibi halkların kan bağlarından çok dini bağları çok daha kuvvetlidir. Bu, asla yadsınamaz.

İnsanlığı unsurlara, bölümlere ayırmanın, onları birbirlerinden uzaklaştırmanın türlü yolları vardır. Büyük kültürlere mensup olan toplulukların birbirilerine olan yakınlıklarını din ve ona bağlı kültürler oluşturur. Geçmiş zamanlara gitmeye gerek yok. Yakın zamanlara ya da kimi oluşlara, topluluklara bakıldığında sorunlar çok daha rahat çözümlenebilir ve anlaşılabilir.

Bir AB var. Bu, Hıristiyan Katolik ümmet birliği olmasına karşın ilerleyen zaman içinde Ortodoksları da içine alarak bu birliği güçlendirmeye bakıyorlar. Komünizmin etkisizleşmesi, bir bakıma kapitalist Hıristiyan topluluğun çerçevesini genişletmeye dönüktür. Her ne kadar güçler çatışması da olsa asıl hedef büyük bir güç oluşturma düşüncesidir. Ukrayna ile Rusya savaşı bir yanıyla güçler ve dengeler çatışması olmasına karşın bir diğer yanıyla da Büyük Güç’ün bir çatı altında toplanmasıdır. Türkiye yetmiş yıla yakın bir zamandır AB kapısında bekletilmektedir. Bir türlü içeri alınmamaktadır. Bu milletin iyice dönüşümü sağlanmadıkça da alınmayacaktır. Nedeni ise bu halkın ve milletin Müslüman olmasıdır.

Asıl konumuza dönersek, Batı’nın kapısında bekleyen, iştahla oraya kapaklanmaya çalışanların farkında olarak ya da olmayarak emperyalizme hizmet ettikleri şu ırk olgusuyla yardım etmektedirler.

Asıl paradoks şudur ki Batı hayranı olan, gönüllerini onlara açanlar yaşama biçimleriyle birlikte onlara benzeseler bile onlarda karşılık bulamayacaklardır. Bulabilmeleri için ancak din değiştirme ile olabilir diyeceğiz ama bu da bir sonuç vermeyecektir. Filistinli Edward Said bir Hıristiyan ve iyi bir bilim insanı, entelektüel ama şu bir gerçek ki asla Batılılar onu kendilerinden kabul etmemişlerdir.

İçinde bulunduğumuz dönemde kimi savaşlar ve olaylardan ötürü evlerinden, yurtlarından edilen halkların sığınacakları bir yer bulamayışlarıdır. Batı hem sömürüyor, hem yersiz ve yurtsuz bırakıyor hem de ortada bırakıyor. Bu insanların sığınabilecekleri, yaşayabilecekleri bir yerleri de kalmıyor. Müslümanların dayanışmaları çok güçlüdür. Tarihte ve yakın zamanda bunun çok örnekleri bulunmaktadır. Milli Mücadele’de doğu Müslümanları, Hindistan’dan Türkiye’ye çok yardımlar gelmiştir. Bu bir manevi bağdır.

Arap düşmanlığı, Araplaşma gibi tanım ve yaklaşımların temel hedefi İslâm ve Müslümanlardır. Bu, emperyalizme bir hizmettir.

Yersiz yurtsuz Arapları bırakın, Arap ırkı üzerinden bütüne dönük bir düşmanlık güdülmektedir. Varlıklı olanlar da artık Türkiye’den ayaklarını çekiyorlar.

Türkler Avrupa kapılarına koşarken aynı sorunla yüzleştiklerini unutuyorlar. Diyelim ki AB ülkeleri vizeyi kaldırsın Türkiye boşalacak. Sömürdükleri ve mağdur ettiklerini ne hâle getirdikleri ortada. Şu ırkçıların kendilerine verdiği zararı kimse veremez.