Seçimler yaklaştıkça ülkede tansiyon giderek yükseliyor. Hem de hiç hesapta olmayan olaylar yaşanıyor. Bir yandan terör örgütü silah bırakacak denirken, bir de bakıyoruz Ağrı’da bir çatışma meydana geliyor. Çatışma topluma tam olarak izah edilemiyor, kafalarda bir takım soruların oluşması sanki özellikle isteniyor görüntüsü ortaya çıkıyor. Öbür yandan İstanbul’da bir terör örgütü adliyeyi basarak bir savcımızı rehin alıyor ve katlediyor. Bu olayda da pek çok cevapsız soru ortaya çıkıyor. Öte yandan Soma faciasının ilk duruşması gerilime ve tartışmalara sebep oluyor. Mahkeme heyeti yeni bir karar alarak bugünkü duruşmaya tutuklu sanıkların da getirilmesine karar veriyor. Yani daha önce verilmiş kararından dönüyor. Bu arada, faciada hayatını kaybedenlerin yakınlarından sadece bir kişinin mahkemeyi takip etmesi istenir ve duruşmayı takip edeceklerin listesi buna göre hazırlanırken, adliye önünde gerilim yükselip ortalık karışınca duruşmayı izlemek için adliye önünde toplanmış olan mağdurların hepsinin salona alınması kararlaştırılıyor. Kısacası, rutin olaylar bile ülkemizde yeni sıkıntılara ve gerilme sebep oluyor. Bu arada Meclis’te temsil edilen muhalefet partileri de her olaydan siyasi bir sonuç çıkartma beklentisine giriyor. Kısacası, hiçbir olayda makul olanda buluşmak mümkün olmuyor.
Bu seçim kampanyasının ağırlık noktasını çözüm sürecinin oluşturacağı bu sebeple de özellikle HDP ve AK Parti’nin karşılıklı olarak tabanlarına çözüm sürecine ve barışa duyulan ihtiyacı anlatmaları beklenirken iki partinin ilişkileri giderek sertleşmeye başladı. Sanki çözüm sürecini çözümsüzlük sürecine dönüştürmek gibi bir hava estiriliyor. Özellikle Ağrı olayı ile ilgili iki parti sözcülerinin açıklamaları savaş baltalarının çekilmesini andırıyor. En azından seçimlere kadar eylemsizliğin hâkim olacağı beklenirken ülke bir çatışma ortamına hızla sürükleniyor. Eğer bu görüntü bir seçim stratejisi olarak uygulanıyorsa bundan kimseye fayda gelmez, gerilim stratejisi partilerin bilinçli tercihi değil, iradeleri dışında gelişiyorsa çok daha dikkatli olmak gerekir. Terör eylemlerinin arkasındaki güçleri görmeden olayların gerçek yüzünü anlamak mümkün olmaz. Söz gelimi İstanbul’da teröristlerce savcının şehit edilmesi ile Ağrı’da yaşananlar sebebiyle kafalarda çeşitli sorular oluşuyorsa özellikle bazı kaynaklar olayları ya bizzat yönetiyor/yönlendiriyor ya da çarpıtıyor olabilir. Bu bakımdan olayların arkasındakiler ister dışarıdan, ister dışarıdakilerin içerideki gönüllü maşaları olsun güç kaybına neden oluyor. Aslında seçim kampanyalarının ülke sorunlarına çözüm üretme ve üretilen çözümlerin millete sunulması şeklinde geçmesi gerekirken bazı partilerin gerilimden fayda ummaları bir yandan insanımızı huzursuz ederken öbür yandan da doğru ile yanlışı toplumun görmesi zorlaşıyor. Eğer gerilim stratejisi toplumun gerçeği görmemesi için uygulanıyorsa bu gerilim toplumda kamplaşmaya, özellikle de karanlık odakların hedeflerine ulaşmasına katkı sağlayacaktır.
Toplumu gerecek bir takım açıklama ve eylemlerden zarardan başka bir sonuç elde edilemeyeceğini sanıyorum hatırlatmaya bile gerek yok. Bu seçim kampanyası boyunca toplumdaki gelir dağılımında yaşanan dengesizliğin, toplumun büyük bir kesiminin devlet yardımları ile hayata tutunmaya çalıştığı gerçeğinden nasıl kurtarılabileceğine, kısacası devletin bir yardım kuruluşu değil, insanının refah, huzur ve saadetini teminat altına almak olduğu gerçeğini insanımıza anlatmak için partilerin yarışması gerekir. Ortalığı toz duman bulutunun kaplamasına destek verip insanımızın gerçeği görmesini engelleyerek bir takım hassasiyetlerin oya tahviline çalışmak kalıcı bir yarar sağlamaz. Bazı partiler bugünü kurtarsalar bile gelecekte bir varmış bir yokmuş olmalarını engelleyemezler.