Son günlerde, şehrin ilan tahtalarında, “Sultan V. Mehmet Reşat ve Dönemi Uluslararası Sempozyumu” afişlerini gördüğümde, Sultan Reşat’ı ne kadar az tanıdığımızı anımsadım.
Büyük biraderi 2. Abdülhamit öylesine şöhretli idi ki, ölümünden sonra kaç kuşak geçse de hâlâ karizmasını sürdürürken; küçük kardeş Reşat için ne yaşadığı dönemde ne öldükten sonra öyle büyük bir etkisi olduğu söylenemez.
Söylenemez çünkü Osmanlının diğer sultanları gibi filinta çağı olan genç bir yaşta değil ancak 65 yaşında taht yüzü görebilmiştir. Buna hastalıkları ve saraydaki yarı kapalı hayatının getirdiği hareketsiz yaşamı, kiloları da eklendiğinden, taht yılları ağır rahatsızlıkları ameliyatları ile geçtiğinden, sefa sürdüğü pek söylenemez.
Ne var ki Sultan Reşat, halkı için bir umut olmuş, yolu gözlenmiş, büyük biraderi Abdülhamit’in baskılarını diline dolamış aydınlar ve dönemin modası haline getirilmiş hürriyet aşkına kapılmış ahali tarafından kurtarıcı görülmüştü.
14 Nisan fetvası ile Abdülhamit tahttan indirildiğinde, Reşat’ın cülus haberi etrafa yayıldığında, halk sevinçten birbirini tebrik ediyordu.
Eski bir risalede, o günkü heyecan teferruatı ile anlatılmıştır;
“Harbiye Nezareti önünde mektepli subayların hürriyetperverlik iftiharı ile dolaştıkları görülüyordu, yüzbinlerce halk toplanmıştı.
O sabah Mebusan Meclisi’nden Reşat Efendi’ye bir heyet gönderilmişti. Heyet milletin kendilerini saltanat makamına oturtmak arzusunda bulunduğunu tebliğ etmiş, bunun üzerine Reşat Efendi:
‘Otuzüç senedir ölçülü hareketlerimi muhafaza ettim. Bu müddet zarfında daima milletin selamet ve saadetine dualar ettim. Mademki millet beni arzu ediyor teşekkürle bu hizmeti kabul ederim. Benim birinci emelim şeriat ve anayasa gereğince hükümet etmektir. Milletin arzu ve emellerinden zerre kadar uzaklaşmam. Cenab-ı Hak muvaffakiyet ihsan ederse bahtiyarım.’
Sultan V. Mehmet Han, Dolmabahçe Sarayı’ndan hareket eder etmez Tophane’den derhal toplar atılmaya başlanmıştır. İstimbot Kabataş önünden geçtiği sırada gemiler tarafından selamlanıyor, herkesin yüzünde büyük bir sevinç, iftihar görünüyordu.
Yeni padişahı gören halk sevincinden ellerini çırpıyor, ‘Padişahım çok yaşa’ sesleri bütün yürekleri titretiyordu. Sokakların kalabalığı gittikçe artıyor, bütün millet yeni padişaha saygı gösteriyordu.
Herkes yeni padişahın gelişini bekliyordu. Asker selam vaziyeti aldıktan sonra idi ki harbiye mektebi süvari talebeleri düzenli bir seyir ile saltanat kapısından göründü. Daha sonra Sultan V. Mehmet Han, saltanat arabasına binmeyerek kendi sade arabalarında yavaş yavaş ilerliyor. El çırpmalar, padişahım çok yaşa sesleri harbiye nezareti meydanını dolduruyordu. Padişah harbiye nezaretine dâhil olduğu esnada bütün devlet erkânı ve subaylar karşılamaya hazırlanmışlardı. Sultan V. Mehmet Han başında kırmızı fes, arkasında siyah redingot, tebessüm eden simalarıyla merdivenlerden çıkıyorlar, bütün subaylar canı gönülden el çırpıyorlardı.
Duanın sonunda Sultan V. Mehmet Han, güler yüzlü bir tavır ile salonda hazır olanlara hitap ettikten sonra:
‘Hakkımda gösterilen umumi hüsnükabulden dolayı çok teşekkür ederim. Hürriyetin asıl ilk padişahı olduğumdan dolayı iftihar ederim. Benden sonra gelen ikincisi olacaktır.’
Padişahın teşrifine alamet olan sancak Bayezid Kulesi’nde dalgalanıyor, top sesleri halkın alkışları arasında bütün meydanı dolduruyordu.
Padişah; Emel ve arzum devlet ve milletin refah ile saadetidir. Millete, ayan, mebusan ve vekillere teşekkür ederim.”