Tam güneş tutulması

Abone Ol

Bugün meydana gelecek olan Tam Güneş Tutulması, Brezilyanın doğu kıyısında güneşin doğuşuyla başlayacak ve Atlas Okyanusu boyunca ilerleyecek. Ganadan Afrika kıtasına çıkan tutulma gölgesi Nijerya ve Libya boyunca Sahra Çölünü geçerek Akdenize ulaşacak. Antalya kıyısından yurda girecek olan tutulma gölgesi saatte yaklaşık 3 bin 250 km hızla Ordu iline kadar uzanan 165 km genişlikteki bir hat üzerinde devam edecek.

Bugün meydana gelecek olan Tam Güneş Tutulması, Brezilyanın doğu kıyısında güneşin doğuşuyla başlayacak ve Atlas Okyanusu boyunca ilerleyecek. Ganadan Afrika kıtasına çıkan tutulma gölgesi Nijerya ve Libya boyunca Sahra Çölünü geçerek Akdenize ulaşacak. Antalya kıyısından yurda girecek olan tutulma gölgesi saatte yaklaşık 3 bin 250 km hızla Ordu iline kadar uzanan 165 km genişlikteki bir hat üzerinde devam edecek.

Buradan da Karadenize geçecek olan tutulma Gürcistanda yeniden karaya çıkarak Hazar Denizinin kuzeyi ve Kazakistandan geçerek günbatımında Moğolistanda sona erecek. Türkiye saatiyle 14.00da gerçekleşmesi beklenen Tam güneş Tutulmasını Türkiyeden izleyebilecek iller Antalya, Konya, Aksaray, Nevşehir, Karaman, Kayseri, Kırşehir, Yozgat, Sivas, Tokat, Amasya ve Ordu. Ancak iklim ve meteorolojik koşullar açısından en iyi Antalya sahillerinden görülebilecek.

Tam güneş tutulmasının 29 Mart 2006da Brezilyadan Moğolistana kadar uzanan bir çizgide izlenebileceğine dikkati çeken Tübitak Ulusal Gözlemevinden Dr. Tuncay Özışık, "Türkiyede ise Antalyadan Orduya kadar 165 kilometre genişliğinde bir bölgede yaklaşık 4 dakika boyunca izlenecek. Dünyada tam güneş tutulmasının izleneceği en iyi ülke Türkiye; Türkiyede ise Antalya olacak" dedi.

Özışık, 29 Mart 2006 daki tam güneş tutulmasının saat 13.54te Antalyada 3 dakika 25 saniye; Manavgatta ise 3 dakika 41 saniye boyunca izlenebileceğini, bu süre içinde havanın kararacağını ve sıcaklığın 8-10 derece düşeceğini sözlerine ekledi.

Güneş Tutulmasını Çıplak Gözle  Seyretmeyin!

Tam Güneş Tutulması birçok insanın belki hayatında bir defa görebileceği muhteşem bir tabiat olayıdır. Uzmanlar uyarıyor: Çıplak Gözle Güneşe Bakmayın. Güneş Tutulmasını Çıplak Gözle Seyretmeyin. Güneş tutulması sırasında güneşe direk olarak bakılması ciddi görme kayıplarına neden olabilir. Güneş tutulması kör edebilir. Güneşin yaydığı ultraviyole ışınları, göz sağlığı için çok zararlıdır.

Normal zamanlarda güneş ışığının şiddeti nedeniyle güneşe uzun süre direk olarak bakmak mümkün değildir. Güneş ışığı içinde, gözümüzün göremediği ultraviyole ışınlar vardır. Tutulma sırasında ışık şiddeti azaldığı için güneşe direk olarak bakabilmek mümkündür. Ancak direk olarak güneşe bakmak, gözün ultraviyole ışınlara maruz kalmasına neden olur. Bu ışınlar, insan gözündeki sarı benek olarak adlandırılan makuladaki fovea bölgesinde yanıklara yol açar. Bu yanıkla birlikte kısa sürede bu bölgede su toplanır. Bunun sonucunda birkaç saat içinde tedavisi mümkün olmayan ciddi görme kayıpları meydana gelebilir.

Güneş ışığını artırarak göze gelmesini sağlayan alet, cihaz ve çeşitli merceklerin ultraviyole ışınların gözdeki tahribatını artıracaktır. Bu nedenle tutulma sırasında dürbün, fotoğraf makinalarında uzun odaklı objektifler veya kalın mercekler kullanılmasının tehlikenin boyutlarını daha da büyütecektir..

Toplayıcı özelliği olan kalın mercekli gözlük kullanan hipermetrop hastaları için, risk daha fazladır. Çünkü bu gözlük mercekleri, ışık miktarını artırarak göze daha çok ışık girmesini sağlamaktadır. Bunun yanı sıra çocuklar ve yaşlılarda da risk daha fazladır. Çocuklar gelişim çağında oldukları için, yaşlılarda da göz yapısının ileri yaşa bağlı olarak zayıflaması nedeniyle gözün sarı benek bölgesi daha hassastır. Bu kişilerde, güneş tutulması sırasında güneşe direk olarak bakılması daha ciddi görme kayıplarına neden olabilir.

Güneş tutulması sırasında güneşe bakılırken, islendirilmiş cam, röntgen filmi veya buna benzer bazı malzemeler kullanılmasının kısmen etkili olabilir, fakat bu yöntemler de güvenli değildir.

Tutulma sırasında güneşe bakmak isteyenler için en güvenilir yol, ultraviyole ışınları engelleme özelliği bulunan camların kullanıldığı özel gözlük takılmasıdır.

Güneş Tutulması (Küsûf)

Küsûf (güneş tutulması): Güneşin ışığının tamamen yahut kısmen gündüz vaktinde kaybolmasıdır. Bunun sebebi, ayın güneş ile dünya arasına girerek güneş ışığına engel olmasıdır. Ay ve güneş tutulması halinde, eski çağlardan beri insanlar çeşitli vehimlere kapılır, kehanete dayalı yorumlar yapılır ve insanlar bunları yeryüzündeki çeşitli gelişmelere bağlarlardı. Bazı tabiat olaylarından manalar çıkarmak cahiliyye anlayışıdır ve gerçekle bir ilgisi yoktur. O cehalet devrinde câhiliye halkı ay ve güneş tutulması gibi tabiat olaylarını uğur veya uğursuzluk olarak yorumlamakta, ay ve güneş tutulmasının yeryüzünde önemli bir kişinin veya bir hükümdarın doğum ya da ölümünün işareti saymakta, ya da büyük bir zarar olacağına inanmaktaydılar.

Bu olaylarda her şeyin yaratıcısı olan ALLAHtan gaflet ederlerdi. Dedikodulara kendilerini kaptırır, yerli yersiz yorumlarda bulunur, çeşitli endişelere kapılır, ALLAHa ibadet yerine bu gibi şeylerle meşgul olurlardı. Dinimiz İslam, bütün bunları ortadan kaldırdı. Resûlullah (S.A.V) efendimiz gerek ay tutulmasının ve gerekse güneş tutulmasının yeryüzündeki gelişmelerden herhangi biriyle ilgisinin olmadığını, ay ve güneş tutulmasının ALLAHın, Onun gücüne delalet eden ayetlerinden olduğunu, ay ve güneşin tutulması halinde Müslümanın yapması gereken dua ve namaz ile ALLAHa yönelmek olduğunu açıklamıştır. Görülüyor ki: Hz. Peygamber (S.A.V) efendimiz, bunlara sadece birer tabii gök olayı şeklinde bakmış ve ilim dışı yaklaşımlara şiddetle karşı çıkmış, ay ve güneş tutulması hakkında, eski çağlardan beri kehânete dayalı bu tür yorumların yanlış olduğunu bildirmiştir.

Hiçbir İnsanın Ölümü Sebebiyle Güneş Tutulmaz!

Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin zamanında, birisi Mekke döneminin sonlarında, ikisi de Medine döneminde olmak üzere üç defa güneş tutulması ve iki defa da ay tutulması meydana gelmiştir. Ay tutulması esnasında Yahudiler toplanıp ateş yakmışlar, tas çalmışlar, ayın büyülendiğini söylemişlerdir. Diğer birçok konuda olduğu gibi Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz, güneş ve ay tutulmaları konusunda da bu tür gerçek dışı inanç ve telakkileri yıkmıştır. Câhiliye halkının bu konudaki telakkisinin doğru olmadığını belirtmiş, bunlara sadece birer gök olayı olarak bakmıştır. Akıl erdirilemeyen olaylar karşısında akıl dışı yorumlar yerine ALLAHa sığınmanın daha sağlıklı yol olduğunu göstermiştir. Nitekim Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizin oğlu Hz. ibrahim, vefat ettiği zaman tesadüfen güneş tutulmuştu. Halk, cehalet devrinden kalma bir anlayışla güneşin tutulmasını, oğlu Hz. İbrahimin ölümüne bağlamışlardı. Resûlullah (S.A.V) efendimiz ise insanları bu tabii olay karşısında onun yaratıcısı olan ALLAHı tesbih etmeye ve iki rekat küsûf namazı kılmaya davet etmiştir.

Tamamen insanların gücü ve iradesi dışında meydana gelen güneş ve ay tutulmaları esnasında Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizin ibadet etmesi, onun, kâinattaki düzeni yaratan Yüce ALLAHın gücünü takdir ve takdise yönelik bir davranışı olarak değerlendirilmelidir. Güneş ve ay tutulması Müslümana her şeyin yaratıcısı olan ALLAH için yerine getirmesi gereken görevi, ibadet ve kulluk konusunda yapması gerekenleri hatırlatır.

Bütün bunlardan anlıyoruz ki Resûlullah (S.A.V) efendimizin mucizelerinden biri de dışa akseden tabiat olaylarını hayal ve vehm dairesinden çıkararak ilim dairesinin içine sokması ve inceleme-araştırma yoluyla bunların gerçek mahiyetleriyle ilgili bilgiye ulaşma kapılarını açmasıdır. Asıl yaratıcılarının bilinmesi ve ALLAHa şükür amacıyla kulluk görevlerinin ve ibadetin yerine getirilmesi için sebeplerin onlardan kaynaklanan gelişmelerle (müsebbebatla) ilgisine işaret etmiştir,

Güneş tutulması halinde yapılacak işler

Namaz kılmak: Güneş tutulması hainde iki rekat namaz kılınır müekked sünnettir.  Meşrûiyyeti Kitap (Kurân-ı Kerim âyetleri), Hz.Peygamber (S.A.V) efendimizin kavl-i, fiilî sünneti ve icmâ-ı ümmet ile sabittir. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:

"Gece ve gündüz, güneş ve ay O nun ayetlerindendir. Eğer ALLAH a ibadet etmek istiyorsanız, güneşe de aya da secde etmeyin. Onları yaratan ALLAH a secde edin!" 

Bu âyet-i kerimedeki secdeden maksad: Ay ile güneş tutulunca namaz kılınmasıdır. Çünkü burada: Zikr-i cüz irade-i kül (parçayı anıp bütünü kasdetmek) kabilinden mecaz vardır. Bilindiği gibi secde, namazın bir cüzü (parçası)dır.

Çok önemli not: Meali arzedilen bu âyet-i kerime secde ayetidir. Secde ayetinin tercemesini okuyana da secde etmesi ittifakla ihtiyat yönünden vacip olmaktadır.  Fakihler:

"Biz (kudretimizin beyyinât ve alâmetleri olan) âyetlerimizi ancak kullarımızı korkutmak için göndeririz"   âyet-i kerimesini de kusûf namazına delil sayarlar. Zîrâ namaza ve duaya koyulmak, ALLAHtan korkmanın lâzımıdır.

Resûlullah (S.A.V) efendimizin Mariyeden olma oğlu İbrahim hicretin onuncu yılında, bir rivayette "onaltı" aylık diğer bir rivayette onsekiz aylık iken Rebîulevvel ayının onuncu veya dördüncü, çarşamba günü vefat etmiş; cenazesini bizzat Hz.Peygamber (S.A.V) efendimiz kıldırarak Medinenin meşhur kabristanı "Baki"a defnetmişlerdir. O gün tesadüfen güneş tutulmuş. Bunu gören halk: "Bu güneş, İbrahimin ölümü için tutuldu" demişlerdi. Çünkü güneş, mûtad olmayan bir zamanda tutulmuştu. Araplarca ayın onunda veya dördünde güneş tutulması hemen hemen görülmüş şey değildi. Bundan dolayı onun tutulmasını bu hazin hâdiseye atfetmek istemişlerdi. Fakat Resûlullah (S.A.V) efendimiz bunu reddetti ve şöyle buyurdu:

"Şüphesiz güneş ile ay insanlardan hiçbir kimsenin ölümünden dolayı tutulmazlar. Fakat bu güneş ile ay(ın tutulmaları) ALLAHın âyetlerinden iki âyettirler. Siz bunları (tutulmuş) gördüğünüz zaman hemen kalkıp namaza durun."

Bu hadis-i şerifle Hz.Peygamber (S.A.V) efendimiz güneş ile ayın ALLAH Teâlânın birliğine, kudretine, Onun şiddet ve azabından kullarını korkutmaya delâlet eden iki alâmet olduğunu beyân buyurdular. Hadîs-i şerif manen:

"Biz (kudretimizin beyyinât ve alâmetleri olan) âyetlerimizi ancak kullarımızı korkutmak için göndeririz"  âyet-i kerimesinden alınmıştır. Ebû Bekre (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

"Şüphesiz güneş ile ay ALLAHın âyetlerinden iki âyettir. Bunlar hiçbir kimsenin ölümünden dolayı tutulmazlar. Velâkin Yüce ALLAH bu âyetle kullarını korkutur"  buyurdu.

Güneş ve ay bizzat ALLAHın âyetlerinden olduğu gibi, bunların tutulmaları da Hz.Peygamber (S.A.V) efendimizin birçok hadis-i şeriflerinde buyurduğu üzere birer âyettir. Güneş ve ay tutulması hakkındaki ilmî izahlar, bunların ALLAHın azamet ve kudretine delâlet eden birer âyet olmalarını küçültmek değil, bilhassa daha da takviye eder. ALLAH bazen bu âyetleri kullarına kendini hatırlatmak, daldıkları gafletlerden uyarmak, sonsuz kudretini ve tedîbini sezdirerek onları korkutmak için de kullanır. Zelzele, yıldırım ve diğer tabiat hâdiselerini de bunun için kullanır. Bunda ilme aykırı düşecek hiçbir taraf yoktur. Bu gibi tabîat olaylarını korkutmak için vâsıta yapacağını şu âyet-i kerimesinde belirtmiştir:

"Biz (kudretimizin beyyinât ve alâmetleri olan) âyetlerimizi ancak kullarımızı korkutmak için göndeririz"  Demek bütün tekvini ve tenzîlî âyetlerinin hedefi budur. Buna göre yalnız güneş ve ay tutulmalarında değil, zelzele, şiddetli rüzgâr, tufân, gündüz karanlığı gibi herhangi korkunç bir tabîat hâdisesi vukûunda ALLAHa sığınma, Ona duâ ve niyazda bulunma tavsiye edilmiş oluyor.

Güneş tutulması halinde namaz kılmanın meşruiyeti hususunda fukaha icma (fikir birliği) yapmışlardır.

Şöyle ki, güneş tutulduğu zaman cuma namazını kıldıran imam, ezansız ve ikametsiz olarak en az iki rekat namaz kıldırır ve her rekatta fazla miktar ve İmam-ı Azama göre gizlice, İmameyne göre de aşikare kıraatta bulunur. Meselâ her rekatta Bakara sure-i celilesi kadar okur ve diğer namazlar gibi her rekatında bir kere rükû, iki defa secde eder, namazdan sonra da güneş açılıncaya kadar kıbleye doğru ayakta veya insanlara karşı oturarak dua eder. Cemaat da "âmin" der. Çünkü Ebu Bekre (R.A.) şöyle demiştir: Biz Resûlullah (S.A.V.)in yanında idik. Derken güneş tutuldu. Peygamber, ridâsını ardından sürükleyerek kalktı ve mescide girdi. Biz de girdik. Bize güneş siyahlıktan sıyrılıncaya kadar iki rekat namaz kıldırdı. Sonra:

"Şübhesiz güneş ile ay hiçbir kimsenin ölümünden dolayı tutulmazlar. Siz bunların böyle tutulduklarını gördüğünüzde, başınıza gelen bu hâl açılıncaya kadar namaz kılın ve duâ edin"  buyurdu.

Güneş tutulması namazında ezan da ikamet de meşrû olmadığı için, Abdullah. Amr (R.A) den rivayete göre, Resûlullah (S.A.V.) efendimiz zamanında güneş tutulduğu zaman: İnne s-salate caiatün = Namaz toplayıcıdır, diye namaza çağrı yapılmıştır. , ki bunun manası: Cemaatle namaza hazır olun, demektir. Bu tabirler, ezan ve ikamet yerine geçmiş olur. Menduptur.

Böyle bir imam bulunmazsa, insanlar bu namazı kendi evlerinde tek başlarına kılarlar. Bunu böyle bir camide kılmak, mescitlerde kılmaktan daha faziletlidir. Sahrada da kılınabilir.

Küsûf namazlarında İmam-ı Azama, İmam Malik ile İmam Ahmede göre hutbe okunmaz. Çünkü Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz, küsûf hâdisesinden dolayı namaz kılınmasını, dua edilmesini, sadaka verilmesini tavsiye buyurmuş, hutbe okunmasını emretmemiştir. İmam Şafiî ile İbn-i Hacere ve bir kısım muhaddis (hadis alimlerine) göre ise, namazdan sonra hutbe okunması müstehaptır.

Hz. Aişe (R.Anha) validemizden rivayete göre  Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimizin bir küsûf namazından sonra yaptığı bir konuşma şöyledir:

"Şüphesiz güneş ve ay ALLAHın mucizelerinden bir mucizedir. Bir kimsenin ölümü veya dünyaya gelmesi yüzünden tutulmazlar. Bunu görünce ALLAHa dua edin, namaz kılın ve sadaka verin. Şüphesiz şu makamımda size söz verilen her şeyi gördüm. Beni öne geçer gördüğünüzde ben de kendimi Cennetten bir salkım almayı arzu eder görüyordum. Beni biraz geri çekilirken gördüğünüzde ben Cehennemin bir kısmının diğer tarafını yediğini görüyordum " 

İbni Abbas (R.A)den rivayet edildiğine göre güneş tutulunca, küsûf namazı kılınıp güneş açıldıktan sonra Resûl-i Ekrem  (S.A.V.) efendimiz, şöyle buyurdu:

 "Bana cehennem  gösterildi. Bir de baktım ki cehennem  ehlinin ekserisi kadınlardır. Çünkü onlar nankörlük ederler." Bunun üzerine şöyle soruldu:

- Ya Resûlellah! ALLAH (Celle Celâlühü) ne mi nankörlük ederler Nebi SallALLAHu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

 "Onlar kocalarının kendilerine yaptıklarını unutup nankörlük ederler. Birisine dünya dolusu ihsanda bulunsan sonra senden hoşuna gitmeyen bir şey görse şöyle der:

-"Ben senden hiç bir hayır görmedim."

Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz Miraç gecesinde veya küsûf namazı kılarken kendisine gösterilen bir manzarayı tasvir ederek  cehennem  ehlinin çoğunun kadınlar olduğunu belirtmiştir. Bunun sebebini de kocalarına karşı takındıklara tavır olduğunu belirtmiştir. Şüphesiz sadece kadınlar değil erkekler de kadir bilmezlikten uzak durmalıdır. Zira gördüğü iyilik sebebiyle insanlara teşekkür etmeyen kimse ALLAH (Celle Celâlühü) ne şükretmiş olmaz.

İnsan iyilik bilir olmalıdır. Kadir şinaslık en büyük nimettir. Kadınlar kocalarının yaptığı iyilikleri unutmamalıdır.

Her iki rekatta kırâetin uzun olmasında fazilet vardır. Namazdan sonra, güneş tamamen açılıncaya kadar duâ edilir. Kırâeti uzun, duayı kısa veya kırâeti kısa, duayı uzun yapmak da caizdir.

Bu namazın evlerde tek başına kılınması da caizdir, insanların bir araya toplanıp duâ etmeleri de kifayet eder. İmam duâ etmesinde serbesttir: Dilerse kıbleye yönelerek otururken duâ eder, dilerse ayağa kalkarak duâ eder. İsterse insanlara dönerek dua eder. Cemâat  "âmîn" der.

Güneş tutulması esnasında hazır bir cenaze olursa, önce cenaze na-mazı kılınır, ondan sonra Küsûf namazı kılınır. Güneş tutulması namazı seferde de hazarda da erkek ve kadınlar için meşrûdur. Yani beş vakit farz namazla sorumlu bulunan herkes için meşrûdur. Çünkü Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimiz, bu namazı güneş tutulmasından ötürü kıldırmıştır.

Güneş tutulması namazının sebebi:

Bizzat güneş tutulması olduğu için, bu namaz güneş tutulma zamanında kılınır ve tekerrürü ile tekerrür eder. Güneş, karanlıktan sıyrıldıktan yani tutulma bittikten sonra, namazın vakti geçmiş olacağından artık kılınmaz.

Hak Teâlâ günlük, haftalık, hattâ yıllık vakit değişmelerinin hepsinde bi-rer namaz meşrû kılmıştır. Bunlar gibi, her ufukta muayyen vakitlerde gö-rülmeyen güneş ve ay tutulmaları da büyük ilâhî âyetlerden olup, bunların mey-dana geliş zamanlarında da İslâm dinince bir namaz tahsis edilmesinde garib görülecek bir husus yoktur. Bilhassa kıyamet hâllerini beyân sadedinde:

"İşte göz (dehşetle) kamaştığı, ay tu-tulduğu, güneşle ay bir araya getirildiği zaman..."   âyet-i kerimesinden de anlaşılacağı üzere, kıyamet alâmeti olarak bu kabilden bâzı felekî görünüşlerin de meydana geleceği Sâdık Haberci tarafından haber verilmiştir. Buna mukabil:

"Kıyametin subûtunun ne zaman olduğunu sana sorarlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin nezdindedir. Onun vaktini kendisinden başkası açıklayamaz. Göklere de ve yere de ağır basmıştır O. O size ancak ansızın gelir..."   ayet-i kerimesinin sarahatine binâen apansızın kopacak olan kıyametin de vakti tayin üzere bilinmez. Bunun için kusûf ve husuf hâdiselerini tazarru, niyaz ve teabbud vesilesi ederek namaza koyulmak, imanlılara göre pek tabiî bir key-fiyettir. Bundan korkuya düşmekte de ayıblanacak birşey yoktur.

Husuf ve kusûf zamanları, dakikası dakikasına; hattâ saniyesi saniyesine erbabı tarafından evvelce hesâb edilerek haber verilebilir. Çok tekrar eden tabiî hâdiselerden oldukları için vukûlarından korkuya ne mahal var demek de ol-maz. Çünkü bu kevnî nizâmın çözülme günü demek olan kıyametin kopması miadının evvelden hesâb ve tayîn edilmiş, bu gibi hâdiselerle birlikte vuku bul-mayacağına hiçbir aklî delîl yoktur. İşte o büyük hâdisenin meydana gelme ânın-da bu, ilâhî âyetlerden biridir diyerek namaza, teabbud ve niyaza koyulanlara ne mutlu!

2- Dua etmek. Mugire b. Şube (R.A) şöyle demiştir: Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin oğlu İbrahimin öldüğü gün güneş tutuldu. İnsanlar, güneş İbrahimin ölümü için tutuldu, dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (S.A.V.) efendimiz:

"Şübhesiz güneş ile ay ALLAHın âyetlerinden iki âyettir. Bunlar hiçbir kimsenin ölümü ve de hayâtı için tutulmazlar. Sizler bunları (tutulmuş) gördüğünüz zaman hemen ALLAHa duâ ediniz ve açılıp parlayıncaya kadar namaz kılınız" buyurdu.

İbrahimin ölümü ile güneşin tutulması hâdisesini birbirine bağlayan, tutulmanın bu ölüm sebebiyle meydana geldiğini zanneden ve bu zannını konuşmalarıyla etrafa yayan kimseler bulunduğu Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz tarafından haber alınınca, halk arasındaki bu yanlış düşünceler îrâd edilen beliğ bir hutbe ile izâle edilmiştir. Hz. Peygamber(S.A.V.) efendimiz hutbesinin bu kısmı ile yıldızların yeryüzündeki vakıalara müessir olduğu hakkında ve hatta şimdi bile avamın arasında- yaşayan bâtıl bir itikaadı bertaraf etmiş oluyor. Güneş de, ay da ALLAHın kudretine musahhar iki mahlûkudur. Başka mahlûklara tasallut ederek, meselâ yeryüzünde ölüm gibi, harb gibi, karanlık ve kıtlık gibi zararlar meydana getirmeye kaadir olamadıklarından başka, ALLAHın teshiri ile musahhar olduklarından kendi nefislerinde vâki olan hâdiseleri bile def ve ref etmekte zerre kadar dahl ve tesîrleri yoktur. Güneş, İbrâhîmin ölümünden dolayı tutuldu demek, yıldızların tesîrlerine inanılması bâtıl inancına benzer. İşte Hz.Peygamber(S.A.V.) efendimiz, güneş ve ayın kimsenin ölüm ve hayatiyle alakalı olmadığını, husuf ile kusûfun, bunların kendilerine göre konulmuş kanunlara göre cereyan ettiklerini, bu vesile ile ve en güzel şekilde öğretmiş, yanlışın, hurafenin yayılmasına fırsat vermemiştir.

Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimizin mübarek dilleri daima böyle hakikatlara tercüman olmuş, insanları yanlış düşüncelerden, inanışlardan men etmiştir. İslâmiyetin tertemiz sahası, akla hikmete uygun olmayan inançlardan, hareketlerden her şekilde uzak bulunmuştur. Artık böyle ulvî bir peygambere, mukaddes bir dine nâil olmamızdan dolayı ne kadar şükran secdelerine kapansak yine az değil midir

    İnsanlar Câhiliyyedeki Güneş ile ay âlemde bir ölüm ve zarardan dolayı değişme îcâb ettirirler, yânî tutulurlar" şeklindeki itikaadlarını söylemişlerdi. Rasûlullah (S.A.V.) birçok beyanlarıyla hemen o itikaadın bâtıl olduğunu bildirmiştir.           

3- ALLAHı zikretmek, istiğfar etmek: Ebû Mûsâ el-Eşârî (R.A.) şöyle demiştir: Güneş tutuldu. Bunun üzerine Hz.Peygamber(S.A.V.) efendimiz bunun saat (yâni kıyamet alâmeti) olmasından korkarak belinleye belinleye telâşla kalktı ve mescide geldi. Ve o zamana kadar asla yaparken görmediğim en uzun kıyam, en uzun rükû ve en uzun sucûdlarla namaz kıldırdı ve:

"ALLAH Taâlânın göndermekte olduğu işle bu âyetler, hiçbir kimsenin ölmesinden ve hayâtından dolayı olmaz. Lâkin ALLAH bu tutulma ile kullarını korkutur. Binâenaleyh sizler bu kabilden (korkunç) bir şey gördüğünüz zaman hemen ALLAHı zikr etmeye, ALLAHa duâ etmeye ve ALLAHtan mağfiret istemeye (koyulup) sığınınız" buyurdu.

4- Sadaka vermek

Hz.Aişe (R.Anha)dan rivayete göre Hz.Peygamber(S.A.V.) efendimiz güneş tutulması namazını kıldırdıktan sonra ALLAHa hamd ve sena etti, sonra:

"Şübhesiz ki, güneş ile ay, ALLAHın âyetlerinden iki âyettir. Bunlar hiçbir kimsenin ölümü ve de hayâtından dolayı tutulmazlar. Sizler bu tutulmayı gördüğünüz zaman hemen ALLAHa duâ edin, tekbîr alın, namaz kılın ve sadaka verin" buyurdu. Sonra da şunları söyledi: "Ey Muhammed ümmeti, ALLAHa yemîn ederim ki, erkek kulunun veya dişi kulunun zina edişinden dolayı ALLAH Teâlâ kadar kıskanç olan hiçbir kimse yoktur. Ey Muhammed ümmeti, ALLAHa yemîn ederim ki benim bilmekte olduğumu sizler bilseniz, muhakkak az güler çok ağlardınız"

Burada ALLAHın gayretinden maksad, bunun lâzımıdır: Ailesini, nâmûsunu kıskanan kimse, tecâvüz edenin cezasını tertîb ile ukubete uğratırsa, ALLAH da haramları işleyenlere şiddetli ceza hazırlamıştır demektir. Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizin bu hutbesinin son fıkrası çok manâlıdır. Hz.Peygamber(S.A.V.) efendimizin bu sözündeki azamet ne kadar teemmül edilse az gelir. Hakîkaten "ALLAHın azametinin ne olduğunu, cürüm sahihlerinin uğrayacağı ilâhî intikamın şiddetini, kıyamet hâllerini, ateş azabının şiddetini bilseniz" demektir ki, bunları müşâhede eden kimsede neşve ile dünyâ sevinci kalmayacağı bedîhîdir. Buradaki "Az gülerdiniz" demek "Gül-meğe hiç mecaliniz kalmazdı" demek olur.

Umudu korkusuna gâlib olanlar ise buna "ALLAHın geniş rahmetini; hilminin, Iûtfunun, kereminin derecesini bilseniz, ihmâle uğrattığınız sevâblı fiillerin kaçırılmasından devamlı ağlar; gülmeğe vakit bulamazdınız" manâsını verir-ler. Hz.Peygamber(S.A.V.) efendimizin bu son sözleri Kurân-ı Kerimdeki şu âyet-i kerimeyi hatırlatıyor:

"Artık irtikâb etmekte oldukları günâhların cezası olmak üzere az gülsünler, çok ağlasınlar.

5- Köle azad etmek. Esma: "Yemîn ederim ki, Peygamber (S.A.V.) güneş  tutulması dolayısıyla köle azad etmeyi emretti" demiştir.

Bütün bu hadis-i şerifler gösteriyor ki: Güneş tutulması esnasında: Namaz kılmak, ALLAHa dua etmek, Onu zikretmek, istiğfar etmek, sadaka vermek ve gücün yettiği ölçüde çeşitli ibadetlerle, hayırlarla ALLAH Teâlâya kullukta bulunmaları gerekir. Zira güneş tutulması ALLAH Teâlâ tarafından kullarını bir korkutma, bir uyarmadır. Bu durumu ortadan kaldırması için kulların ALLAHa taat ve ibadette bulunmaya koşmaları gerekir. Çünkü güneş tutulması gibi arızalar ve olaylar, hep ALLAH Teâlânın azamet ve kudretine hikmetli işlerine delâlet eden birer nişandır. Cenab-ı hak şöyle buyurur:

"Bizi, ayetler (mucizeler) gönder-mekten alıkoyan tek şey, öncekilerin bu âyetleri yalanlamış olmasıdır. Nitekim Semud kavmine, açık bir mucize olmak üzere bir dişi deve vermiştik. Onlar ise, (bu deveyi boğazladılar ve) bu yüzden zalim oldular. Oysa biz Biz (kudretimizin beyyinât ve alâmetleri olan) âyetlerimizi ancak kullarımızı korkutmak için göndeririz." 

İşte bu ayet-i kerimenin beyanı üzere, bu gibi alâmetler insanları korkutmak, onları günahlardan kurtarıp ibadet ve tevbeye yöneltmek için zaman zaman meydana gelen kudret alâmetleridir. Bunları gören sağduyulu bir kimsenin ruhunda bir korku ve bir heyecan belirir. Gözlerinin önünde Yüce ALLAHın celâl ve azameti canlanmaya başlar. Artık o kimse, büyük yaratıcımızın bu âlemi nekadar muntazam ve mükemmel bir şekilde yaratmış olduğunu anlar. Daima o büyük yaratıcının koruma-sına muhtaç olduğunu kavrar. Bu anlayışla, ezelden beri varolan yaratıcısına döner. Ona saygı için namaz kılar, Onun koruma ve yardımına kavuşmak için dua eder. Böylece gafletten uyanır. Anlayışlı bir ruha sahib olmak için çalışmış olur.

Arzedilen İsra Süresi 59. ayet-i kerimede geçen «âyet» ten maksat, kâfirlerin, keyiflerine göre gösterilmesini istedikleri mucizelerdir. Nitekim, Abdullah b. Abbasın rivayetine göre Mekke müşrikleri, Resûlullah (S.A.V.) efendimizden, Safa tepesini altın ve gümüş yapmasını istemişlerdi. Ayet-i kerimeden anlaşıldığına göre, daha önceki kavimler de bu tür mucizeler istemişlerdi ki, onların asıl maksadı, inanmak değildi. ALLAH Teâlâ, onların, peygamberlerinden istediği bu mucizeleri tahakkuk ettirmiş, fakat iman etmedikleri için de onları helak etmişti. Bu, ALLAHın bir kanunudur. Eğer Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimiz de, müşriklerin istedikleri bu nevi mucizeleri göstermiş olsaydı, -ki, onlar yine de inanmayacaklardı- o takdirde geçmiş kavimler gibi onlar da helak olacaklardı. Nitekim yukarıdaki ayet-i kerimede Salih Peygamberin kavmi Semûdun isyankâr tutumuna değinilmekte ve mucizeden maksadın korkutmak olduğu tasrih edilmektedir ki, ancak bu takdirde mucize imana vesile olabilir ve beklenen faydayı sağlayabilir.

Güneş ve Ay tutulmasının ne gibi muntazam kanunlar dairesinde meydana geldiği malûmdur. Mütefekkir bir insan için bu kanunları böyle düzenli, mükemmel bir tarzda meydana getirmiş olan Yüce Yaratıcıyı düşünmek en yüksek bir vazifedir.

Güneş ve Ay tutulması ile aydınlık nimeti, karanlığa dönüşüyor, iki parlak kürenin simasını yoğun bir karanlık kaplıyor, bu hal devam edecek olsa, hayatî varlığımızda kim bilir ne fecî değişiklikler meydana gelir. Halbuki Alîm ve Hakîm olan kainatın yaratıcısının koymuş olduğu tabiat kanunları buna müsaade etmiyor. Bu korkunç hüzün verici hal, az sonra yok oluyor. O iki kudret meşalesi, yine olanca parlaklığı ile ışıklarını, nurlarını etrafa saçıp durmaya başlıyor. Artık bundan dolayı Kerîm ve Rahîm olan Yaratıcımıza binlerce, yüzbinlerce şükür etsek yine kulluk vazifemizi yerine getirmiş olamayız.