Tam Bir Hukuk Manifestosu

Abone Ol

Bismillâhirrahmanirrahîm;

GEÇTİĞİMİZ 4 Ağustos günü, İstanbul Hukuk Fakültesi’nde mezuniyet töreni vardı. Nedense, bu yılın birincisi olan öğrenci, törende konuşturulmadı. Konuşturulmamasının gerekçesi ise bu gencimizin konuşma metninde İslâmî kaynaklara atıf yapması olarak yorumlandı. Birinci olan genç de bir grup arkadaşıyla, farklı bir yerde video kaydı eşliğinde konuşmasını yaptı. Gençler özetle, “hukuk!”; “illâki hukuk!”; “ne olursa olsun, hukuk!” diyorlardı. Konu, o günlerde sosyal ağlarda “gündem” oldu.

Genç hukukçulardaki “bu kararlılığı” görünce, Emile Zola’nın bir hukuk manifestosuna dönüşen “Dreyfus savunması” aklıma geldi. Zola şöyle kükremişti: “Şehirler yıkılsın; her şey yerle bir olsun! Yeter ki, hukuk ayakta kalsın! Biz o adaletle Fransa’yı yeniden kurarız.”

Törende konuşturulmayan Hukuk Fakültesi birincisi, bir hoca kardeşimizin evlâdı olan Muhammet Emin Ay’dı. Konuşturulmaması bir hukuk ayıbıydı. Her ne olursa olsun, konuşturulmalı; bir yanlışı olursa fakülte yönetimi tarafından düzeltilmeliydi. Teamül gereği, öğrenciler adına konuşma yapmak birinci olanın hakkıydı. Hür düşüncenin kalesi olan bir üniversitede böyle bir olayın yaşanması, farklılıklara tahammülsüzlüğün sonucu değil miydi?

Hukuka olan güvenin durmadan azaldığı bir dönemde, mezunlar adına, birinci olan öğrencinin sürekli “hukuk vurgusu” yapması hepimizin içini serinletti. Yalnız Fransa’da değil; “Türkiye’de de hâkimler var” sözünü hatırlattı. Konu hukuk; yani bir hakkın sahibine teslimi ise yürüyün gençler! Yalnız değilsiniz! Bu ülkenin mağdurları sizinle!

NELER KONUŞULDU?

MUHAMMET Emin, “Belirlediği çizgiyi aşmadan, hak ve hukuku çiğnemeden öğrenimini tamamladığını” anlattı. “Bilgilerini ‘hak’ kavramı üzerine inşa ettiklerini; hukukun gayesinin adaleti tesis etmek olduğunu” söyledi.

Hukukun yoruma elvermeyen matematiksel bir yönü oluğunu belirten Ay, “Adaleti sağlamaya en elverişli yorumu yapabilmenin insan olmanın bir görevi olduğunu” vurguladı. “Hiçbir normun tartışılmaz, değiştirilmez olmadığını” savunarak, “‘Daha iyi nasıl yapabiliriz’in düşünülmesi gerektiğini” dile getirdi.

Sayın Ay, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Hukukçular olarak toplum dinamizmini göz önünde bulundurmalıyız. İslâm dini bu toprakların vazgeçilmezidir. Necmettin Erbakan, ‘Bu milletin külünü üflesen altından iman çıkar’ der. Fakültemizdeki fetih müjdesi veren ayetler de bunun nişanesidir. Evrensel sayılan nice şey bizim kültürümüze aykırıdır.”

Konuşmada 28 Şubat sürecinin hukuksuzluklarına da parmak basıldı. Annesinin bu dönemde İstanbul Üniversitesi, Fen Fakültesi’nin Jeoloji Bölümü’nü okurken, son sınıfta okulunu bırakmak zorunda kaldığını açıkladı. Hukuk dışılıkları sorguladı. “Birinciliğimi, çarşafından onur duyduğum anneme armağan ediyorum” diyerek hukukun yanında yer almanın boyunların borcu olduğunu anlattı.

Konuşmacı, üzerinde hakkı olanlara karşı da vefakârlığını gösterdi. Konuşmasının sonunda annesine, babasına, kardeşlerine, hakkaniyetli hocalarına, fakültede çalışan tüm personele, birlikte mezun olduğu bütün arkadaşlarına ve Fatih Sultan Mehmet İmam Hatip Lisesi’nde kendisini yetiştiren hocalarına ayrı ayrı teşekkür etti. Böyle hak bilir, erdemli gençlerimizin varlığı aziz milletimiz için büyük müjdedir.

YÜK AĞIR; YOL UZUN!

MUHAMMET Emin, asıl zorluğun bundan sonra başlayacağının farkında! “Davamız zor, yükümüz ağır, yolumuz uzun” diyerek, zorlukların üstesinden gelmenin üzerlerine yüklenmiş bir ‘görev’ olduğunu söyledi. “Hukuka duyulan güveni artırmaya, adaleti sağlamaya var gücümüzle çalışacağız” ifadesini kullandı. Sonra şu ayeti nakletti: “Allah size emanetleri ehline vermenizi; insanlar üzerinde hükmettiğiniz zaman adaletle karar vermenizi emreder.” (Nisa, 58)

Gençler, insanlık için faydalı şeyler yapmaya odaklandıklarını belirterek; Allah’ın kendilerine bağışladığı nimetleri, O’nun yolunda kullanma sözü verdiler. Kararlılıklarını Necip Fazıl’ın şu beyti ile pekiştirdiler: “Yarın elbet bizim, elbet bizimdir, / Gün doğmuş, gün batmış ebet bizimdir.”

Mezunlar birincisi Muhammet Emin Ay kardeşimin şahsında, diğer mezun öğrencilere ve hukukun tesisi için emek veren bütün hukukçulara da teşekkür ediyorum. Kınayıcının kınamasından korkmadınız! Bizleri onurlandırdınız! Geleceğimize güvenimizi artırdınız! Tarihin en büyük milleti olma özelliğimizi sürdürecek gençler yetişmekte olduğunu gösterdiniz! Bu kararlılığınız “daim olsun!”

Bugünün Türkiye’sinde en büyük ihtiyacımız “adalet”tir. Adaletin sağlanması ile iç barış pekişecek, insanlar birbirlerine sevgi ve güvenle yaklaşacaktır. Yanlış giden pek çok işimiz adaletin sağlanması sonucu düzene girecektir. Hz. Ömer’in (r.a.) halife olduğu ortamda kurtla kuzunun “barışık” olduğu gibi; toplumumuzda da ideal bir “barış ortamı” sağlanacaktır. İstanbul Hukuk Fakültesi’nde yaşanan bu olayın iyiliklere, güzelliklere vesile olması niyazı ile!..