Taksitli Ölüm

Abone Ol

Ekranlarda sizler de izlemişsinizdir. TOKİ kura çekilişinde ev çıkanlar sevinçten havalara uçuyorlar. Sevincinden havalara uçanlar elli altmış yaşında insanlar. İnsan izlerken bu insanlar niye seviniyor acaba diyor ister istemez. On yıl, yirmi yıl borçlanıyorlar hâlbuki. Oh ne iyi ettik de borçlandık diye mi seviniyorlar! Hayır, o yaşa kadar ev sahibi olamamışlar bir umut ev sahibi olacaklar ona seviniyor havalara uçuyorlar. Hüzün verici değil mi bu! Hüzünden öte acı verici bir durum. İçinizden vay be o yaşa kadar ne ev hayalleri kurmuştur da hiçbiri olmamıştır diyor üzülüyorsunuz. Sağ olsun devletimiz insanları on yıl, yirmi yıl borçlandırıyor ev için. Düşünün altmış yaşında bir insan ev alacak yirmi yıl borcu (taksiti) devam edecek diyelim ki yetmişbeşinde öldü, ne olacak. Devletimize göre taksitli ölüm olacak! Hayır taksiti ödemeden ölemezsin! Yo ya ben şimdi öleceğim! Ama bize borcun var ölemezsin! Kim dedi kardeşim ölün diye! Devletten izin aldınız mı ölmek için! Daha borcunuzu bitirmemişsiniz ölüyorsunuz ya insan devlete borcunu bitirmeden ölür mü! Ben ölsem iyi olur sayın devletimiz! Bize mi sordun ölmek için! Hayır kardeşim ölemezsin!

Ülkemizdeki sömürü düzeni insanın ölmesine bile karışıyor. Türkiye nüfusunun yarıdan fazlasının kendine ait bir evi yok. Evsizlik ülkemizde ciddi sorun olduğu halde yöneticilerimiz her şeyde olduğu gibi köklü çözüm yerine insanlara taksitli ölüm öneriyor. Seksenli yıllara kadar ülkemizde bir insan normal bir işte çalıştığında bir yıl aldığı maaşın yarısını kenara koysa bir yıl sonunda ev alabiliyormuş. Günümüzde ise bir insan normal bir işte çalışsa aldığı maaşın yarısını bırakalım hepsini kenara koyup biriktirse bir yıl sonunda ev almayı geçelim kümes bile alamaz, alamıyor. Aldığı maaşın hepsini kenara koysa on yıl sonra yine ev alamaz. Bu durum sömürü düzeninin bir sonucudur.

Gelir adaleti olmayan ülkemizde gelir dağılımı bir kişiye bir milyon bir milyon kişiye bir lira mantığına göre düzenlenmiş durumda. Fabrikatörün ay sonunda aylık kazancı bir milyonken işçinin ay sonunda aylık kazancı asgari ücret. Asgari ücret açlık sınırının altında. Asgari ücretin açlık sınırının altında olduğunu bilmeyen devlet yöneticisi var mı yok. Fabrikatörün milyonları har vurup harman savurduğunu bilmeyen devlet yöneticileri var mı yok. Ülkemizde bütün işyerlerinde, ister on kişi ister yüz kişi ister bin kişi çalışan işyeri olsun, onca çalışan sadece bir ya da bilemediniz iki üç kişiye çalışıyor. Diğerlerinin insanın temel ihtiyacı olan bir evi bile yokken o bir iki ya da üç kişinin bilmem kaç tane dairesi olduğu gibi parası o kadar çok ki parayı nereye harcayacağını şaşırıyor. Lüks ve debdebe içinde yaşıyor. İşçileri ya da çalışanları ise ay sonunu nasıl çıkarırım diye düşünmekten alınlarının damarı çatlıyor. Önce diş sıkmaktan dişleri çürüyor insanların. Sonra altmışına varmadan binbir türlü hastalığa yakalanıyorlar. Sonra da gidip TOKİ’ye yazılıyorlar!

Türkiye’yi yönetenlerin kurduğu sömürü düzeni sorunları temelden çözmüyor. İnsanlara altmış yaşamadan ev alma düzeni kurmak yerine on yıl yirmi yıl taksitli ölüm düzeni kuruyorlar. Dişlerin neden çürüdüğünün temel sorununa inmiyorlar dağa bayıra diş hastanesi açıyorlar. Verdiğimiz maaştan dişlerini çürüt sonra da şurada açtığımız diş hastanesine git dişlerini çektir! Hastalığın sebebi ortadan kaldırılmıyor da hastane yapılıyor. Hem hasta ol hem de kazandığın üç kuruşu hastanede harca diye! Budur işte sömürü düzeni. Mobilya ve beyaz eşyadan bu ay sonuna kadar ÖTV’yi kaldırmışmış! Neden ay sonuna kadar! Tamamen kaldırılsın ÖTV. Pansuman çözümle çözüm ürettiklerini sanıyorlar. Sanmıyorlar da millete yutturduklarını düşünüyorlar. Bir kere ÖTV diye bir vergi hiçbir şeyde hiçbir zaman olmamalıdır. Çalışanlardan kesilen bütün vergiler kaldırılmalıdır. Çalışanlar çalışırken vergi ödüyor, kazandığı üç kuruşla hayatta kalmak için alışveriş yaparken de KDV ödüyorlar.

Sömürü düzeni taksitli ölüm istiyor kurbanlarından!