Bu yazı dizisinde Taksim Kadife Darbe Süreci altında
yapılmış olan 7 Haziran 2015 seçimleri ele alınıp değerlendirilecektir. Bu
değerlendirme yapılırken genellikle AKP li kardeşlerimizi, zaman zaman da
Saadetli kardeşlerimizi üzebiliriz. Maksadı aşan ifadeler kullanır isek
şimdiden özür dileriz.
7 Haziran 2015 Genel Seçimlerine Giderken Sivil
Diktatör (!)/ Sivil Diktatörlük (!) İnşası
Kadife darbeler, diktatörün varlığını esas alan ve şiddet
içermeyen uzun vadeli büyük bir stratejiye dayanırlar (1). İnsanlar, genel
olarak diktatörlerden nefret ederler ve korkarlar. Kadife darbeci teoriye göre
bütün mesele, bu korkuyu yıkmak ve halka güven vermektir. Bunun için farklı
eylem türleri ile diktatörün imajını ve gücünü zayıflatmak gerekmektedir.
(Geçmişteki Umran Dergisi ve Milli Gazete Yazılarına bakılabilir.)
Taksim Gezi Parkı operasyonundan bu güne sürdürülen
Kadife darbe süreci, ana bir strateji üzerine oturtulmuş olup farklı aşama ve
evreleri ihtiva etmektedir/edecektir de. Her bir aşama ve evrede, ana
stratejinin ön gördüğü farklı hedefleri elde etmek için farklı taktikler
uygulanmaktadır. Aşamalar arasında meydana gelen olaylar ve söylemler,
birbirinden bağımsız ve kopuk olmayıp birbiri ile koordineli ve birbirini
tamamlamakta ve de desteklemektedir. Hedef alınan yapının strateji ve taktiklerine
göre çizilen strateji ve uygulanan taktikler gözden geçirilerek
yenilenmektedir. Süreç özel bir ekibin yönetimi ve denetimi altında
yürütülmektedir.
Bu açıdan bakıldığında AKP kurmayları ve Cumhurbaşkanı
Erdoğan, Taksim Kadife Darbe sürecini bir bütün olarak görüp buna uygun bir
strateji, söylem ve ittifak geliştirememişlerdir. Mitinglerdeki ve ilk iki
seçimdeki başarı, meselenin halledildiği anlamında yorumlanmış ve
değerlendirilmiştir. Küresel güçlerin kendilerine savaş açtığını seslendirip iç
ittifakları genişletmeleri gerekirken; tam tersini yaparak kendi menfaatlerine,
iyiliklerine söylenen ve fakat kendilerinin o andaki, fikirlerine düşüncelerine
ters düşen ne varsa, kim varsa hepsini paralelci , hain sınıfına sokarak
karşı cephede konumlandırmışlardır. Merkez Bankası Başkanı ve ona destek veren
AKP li bakanlar da buna dâhildir. En kritik zamanlarda kendilerine destek
vermiş olan MHP lideri Bahçeli yi ve Saadet Partisi yöneticilerini,
paralelci , hain kategorisine sokmaları, nasıl bir stratejinin ürünüdür
anlamak mümkün değildir. Böylelikle kendilerini yalnızlaştırmışlar,
karşılarında kendi elleri ile bir cephe oluşturmuşlardır. Kadife darbecilerin
ekmeğine yağ ile balı birlikte sürmüşlerdir. Türkiye de CHP, Gülen Hareketi
Maskesi Takmış Yapı, pek çok köşe yazarı kadrosu, Taksim Gezi parkı olaylarının
öncesinden başlayarak 7 Haziran 2015 seçimleri tamamlanana kadar, Erdoğan ın
diktatörlüğünü ilan etmişler ve Sivil Dikta/Diktatörlük söylemini, şiddeti
değişmekle beraber, hep canlı tutmuşlardır. AKP kurmayları, bu söylemin
rastgele söylendiğini ve neyi hedeflediğini zamanında görememiş, buna karşı
yeni bir söylem geliştirememiş ve tedbir almamışlardır. Böylelikle 7 Haziran
2015 Genel seçimlerine gelinirken sivil diktatörlük (!) söylemi üzerinden
ittifak kurularak geniş bir cephe oluşturulmuştur. AKP kurmaylarının, Yeni
Anayasa yapımını, Başkanlık sistemi merkezli olarak düşünmeleri, bunu
savunmaları, buna karşı çıkanları hain ilan etmeleri, Diktatörlük
söylemlerine malzeme sağlamaktan başka bir işe yaramamıştır.
Halk tarafından seçilmiş bir Cumhurbaşkanı olarak
Erdoğan ın, anayasal değişiklik yapılmadan başkanlık sistemi varmış gibi
davranması, Başbakanlık için yapılmış olan binaya gelip oturması, gölge kabine
kurması ya da bu imajı oluşturması, iki de bir Bakanlar kuruluna başkanlık
etmesi, Başbakana medya üzerinden talimatlar yağdırması; aldığı birçok karardan
(Hakan Fidan olayı, Şeffaflık Paketi, Dolmabahçe çözüm toplantısı vb..)
Başbakana geri adım attırması, başta AKP tabanı olmak üzere her kesimde
rahatsızlık meydana getirmiştir.
AKP kurmaylarının ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ın yaptığı en
büyük hata, 7 Haziran 2015 Genel seçimlerini, genel seçim olmaktan çıkarıp
Başkanlık Sistemi seçimlerinin provasına dönüştürmesi olmuştur. Yasal hiçbir
değişiklik yapılmadan Cumhurbaşkanı Erdoğan ın, AKP Genel Başkanı gibi seçim
kampanyasına iştirak etmesi, meydanlara inmesi, başkanlık için 400 milletvekili
istemesi, AKP dışındaki diğer parti liderlerine çatması, onlara hakaret etmesi,
medyaya, köşe yazarlarına, medya patronlarına hakaret etmesi, farklı söz
söyleyen herkesi, hain ve paralelci ilan etmesi ve bu noktada ölçünün
kaçırılması, özellikle, Türk Tipi Başkanlık Sistemi diye bir kavramı seçim
sathı malinde seslendirmiş olması, Kadife darbecilerin diktatörlük söylemlerine
çok ciddi katkı sağlamış ve ittifak cephesinin her geçen gün daha da
genişlemesine imkan vermiştir. İslam coğrafyasındaki diktatörlerin, lüks, israf
içinde yaşadığı, sözlerine güvenilmeyeceği bu toplumda çok yaygın bir
kanaattir. 1000 odalı Cumhurbaşkanı köşkü üzerinden başlatılan, aydınlatma
masrafları , altın klozet (!), bin liralık bardak (!) gibi lüks ve israf
söylemleri ile kamuoyunda bir rahatsızlık meydana getirilmiştir. Bu tartışma
sürecinde, Diyanet İşleri Başkanı nın aldığı arabayı iade etmesi karşısında
Cumhurbaşkanı Erdoğan ın, 330 bin liralık bir araba onun için lüks müdür ,
Ben ona yeni bir araba vereceğim , Uçak tahsis edeceğim demiş olması ve
Maliye Bakanının 3 milyar dolar bizim için çerezdir demiş olması, AKP
tabanında ciddi bir rahatsızlık oluştururken; diğer kesimlerde de diktatörlük
korkusunu, yaygınlaştırmış ve derinleştirmiştir.
Bütün bu verilerden hareketle Kadife darbecilerin
yaygınlaştırıp derinleştirdikleri, Sivil Dikta/Diktatörlük söylemi, özellikle,
en kutsal değeri özgürlük olarak benimsemiş olan yeni nesil gençler
(İslamcı-Dindar Gençlerin bir kesimi dâhil) ve baskılardan çok çekmiş olan Kürt
halkı üzerinde çok olumsuz bir etki meydana getirmiştir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ın, Kobani düştü düşecek söylemi,
seçim sürecinde muhtemelen MHP ye kayan oyların gidişini durdurmak için daha
önceki söylemlerinin tam tersine Kürt sorunu yoktur, Kürt vatandaşlarımın
sorunları vardır , Dolmabahçe görüşmesini tasvip etmiyorum, yanlıştır , HDP
barajı aşamaz anlamına gelecek ifadeler kullanması, Demirtaş a hakaret etmesi,
Kürt halkını rencide etmiş, dindar Kürtlerde etnik duyguların harekete geçmesi
sağlanarak HDP nin saflarına itilmişlerdir.
Sivil Diktatörü Yıkmak İçin (!) HDP Merkezli Gayrı
Memnunlar İttifakı: Seni Başkan Yaptırmayacağız (!)
Kadife Darbelerde en önemli noktalarından biri, diktatörü
inşa etmek ise diğeri de, inşa edilen diktatörün en zayıf noktasını
( Diktatörün Aşılın Topuğu ) tespit edip tüm silahları, o noktaya yönelterek
kesintisiz saldırı düzenlemektir (1). AKP yi, CHP ya da MHP oyları ile
iktidardan düşüremeyeceğini iyi gören Kadife Darbeciler ( Üst Akıl ), AKP nin
öncelikle tek başına iktidar olmamasını hedeflemişler; bunun için de, AKP oy
tabanında oy kaymasının sağlanmasını stratejik hedef olarak benimsemişlerdir.
AKP nin oy potansiyeli olarak en zayıf noktası, Milli
Görüş Oyları , Milliyetçi Türk Oyları ile Kürt Oylarıdır. Bu üç farklı oy
tabanının gidebileceği dört parti, sırasıyla Saadet Partisi, MHP/BBP ve
HDP dir. Saadet Partis,, hem dini hem de milli hassasiyeti olan Türklerin ve
dini hassasiyeti olan Kürtlerin oyunu alabilme imkânına sahiptir. Milliyetçi
Türk oyları MHP/BBP ye, Milliyetçi Kürt oyları da HDP ye gitme eğilimlidir.
Numan Kurtulmuş üzerinden yürütülen Saadet Partisi
operasyonu ile Saadet in oy potansiyeli, %2 ler düzeyine çekilerek Saadet, AKP
için uzun bir zamandan beri ciddi tehlike olmaktan çıkarılmıştır. Oy kayması
anlamında geriye kalan en ciddi imkan, BDP (HDP) dir. Bu nedenle AKP yi
iktidardan düşürmek isteyen Kadife Darbeciler ( Üst Akıl ), stratejilerinin
merkezine BDP (HDP) yi yerleştirmişlerdir. Kadife Darbeciler, 2002 seçimlerinde
MHP yi parlamento dışında bırakan Genç Parti deneyimini kullanarak AKP yi tek
başına iktidardan alıkoyacak bir Truva Atı olarak BDP (HDP) yi görmüşler ve
ona göre politika geliştirmişlerdir.
BDP nin isminin HDP olarak değiştirilmesi, terörle özdeş
hale gelmiş bir partinin imajını yenilemek amaçlıydı. HDP kurucuları, toplumun
çok farklı kesimlerinden seçilerek daha sonraki süreçte gayrı memnunlar
ittifakı için gerekli psikolojik zemin var edilmiştir. Kobani olayları ile
ilgili Selahattin Demirtaş, ABD ye davet edilip kendisi ile hem ABD hem de
Kanada da özel görüşmeler yapılmıştır (2,3). HDP eş başkanının
Cumhurbaşkanlığına aday gösterilmesi ve %9,5 civarında rey almasının
sağlanması, 2015 seçimleri için yapılmış en ciddi bir hazırlıktı. Ellerinde
AKP den ciddi rey alarak barajı geçebilecek bir parti vardı. Barajı geçemediği
taktirde de Türkiye yi karıştıracak bir ittifak grubu vardı. Her iki durumda
da, onlar kârlı olacaktı. Böylece her iki kesimin menfaatine çalışan bir sistem
kurulmuştur.
Seni Başkan Yaptırmayacağız sloganı, Kadife Darbenin
Haziran 2015 Seçimleri Aşamasının en stratejik sloganıydı. AKP den şikâyetçi ve
AKP yi başka türlü iktidardan düşüremeyeceklerini düşünen tüm gayrı memnunlar,
çok mahirane bir şeklide HDP ye yönlendirilerek AKP nin tek başına iktidar
olması engellenmiştir.
Sonuç: Bir İkaza İhtiyaç Var!
AKP, kibrine yenik düşmeseydi bu oyunu zamanında görür,
Saadet-BBP ile ittifak kurarak ya da seçim barajını %5 e indirerek bozabilir;
Dini hassasiyeti olan Kürt tabanın HDP ye gitmesine, kavmiyetçiliğe kaymasına
mani olabilir ve Parlamento içinde çok iyi bir ittifak grubu meydana
getirebilirdi.
Genel olarak, AKP Teşkilatlarının, milletvekillerinin,
belediye personellerinin, son yıllarda takındıkları kibirli ve müstağni tutum
ve tavırlar, bu son söylemlerle birleşince; toplumun şuur altında AKP nin bir
ikaza, uyarıya ihtiyacı vardır kanaatinin hâsıl olmasına neden olmuştur. (İlahi
ikaz boyutu, daha sonra değerlendirilecektir.)
Toplum bu ikazı yapmıştır: Dur ve dinle. Her yaptığın
doğru değildir.
Kaynaklar
1- Sharp G., Diktatörlükten Demokrasiye Kurtuluş İçin
Teorik Bir Çerçeve, ABD, The Albert Einstein Enstitüsü, Dördüncü Baskı, Mayıs
2010, S: 10-36.
2- Diler, E., İlk Raund, Takvim, 8.6.2015.
3- Diler, E., 2. Cumhuriyet!, Final Maçı, Takvim,
9-10.3.2015.