I.
Yol, yordam, yöntem, usul...
"Putları" kırma hevesine kapılan ve köklü birikimlere sırt çevirme "özgün"lüğünü gösteren sanat "üreticileri" için bu saydıklarımız "hikâyeden" şeyler olabilir. Üstelik onları "anlayışla" karşılamamız da mümkündür. Fakat, bir sanat eserini inceleyen ve gerek eser, gerekse eser sahibiyle ilgili çeşitli yargılara yönelmek durumunda olan edebiyat eleştirmeni için aynı şeyleri söylememiz mümkün mü
Peki, bu mümkün değilken, edebiyat ortamına "yön vermesi" gereken "eleştiri" kurumunun günümüzdeki hali ne alemdedir Cevabımız sorunun içinde bulunuyor: Böyle bir kurumdan söz edebilir miyiz
Belirtmekte fayda var, bu tür sorular daha önce de sorulmuş, cevaplanmış: Eleştiri var mı yok mu Varsa nedir, nasıldır Hangi ilke ve idealleri bulunmaktadır
Evet, edebiyata yön veren "merkezler" her zaman olduğu gibi, bugün de vardır: Başta, bütün bir "resmi ideoloji". Ardından edebiyatla ilgili sözde kurumlar: Bir tarafta, varlığı ile yokluğu belli olmayan edilgen akademik ortamlar; ötede, popüler bir edebiyatın oluşumuna hizmet eden ve kıstasları edebiyat harici unsurlar olan kurumlar... "Edebiyat harici unsurlar"ın içini dolduran kavramlar: Çok satmak, cinsellik, resmi ideolojiye bağlanmak, aynı dergide yazmak, onbaşı çavuş ilişkisi, karşılıklı sırt kaşıyıcılığı, vb...
Nitelikten ziyade niceliği öne çıkaran bu tutumların bırakacağı yekun hiç kuşkunuz olmasın "sıfır" ile anılacaktır: İleride edebiyat yayınları açıldığında, çöplük değeri olmayan "nesne"lerle karşılaşma bahtsızlığı... Bu bir varsayım değil, geçmişte benzeri yollarla oluşturulan "değer"lerden geriye kalanlara baktığınızda, bunu kolaylıkla görebiliyorsunuz, görebilirsiniz...
Kısaca tasvir ettiğimiz bu ortamın ve bu ortamı yaratan kurumların bizimle aynı kaygıyı paylaşmaları mümkün değil. Böyle bir beklentimiz de yok. Nasıl olsun ki, onlar zaten kendileri için memnuniyet oluşturacak bir ortamı yaratmışlar. Biz ise onların rakibiyiz ve bu yazılarımız ile, işbu ortamı oluşturan hastalıklı kurumlarla "aşık" atma bahtsızlığı yaşayacağız.
Sadece bu kadar değil. Öyle ya, bizimle aynı bahtsızlığı yaşamayı tercih edecekler de vardır. İşte onlarla, burada, büyük bir mücadele birlikteliği oluşturmanın bahtına ulaşacağız.
Öyleyse, önce terimler, kavramlar ve alan araştırması diyoruz. Onlarla gerçekleştirilecek uzlaşma, işimizi kolaylaştıracaktır.
II.
Terminolojik bilgi ve kaynaklara vukufiyet, bilim ve sanat adamlarının olmazsa olmazları arasındadır. Bunlara sahip olan sanatçı veya bilim adamı, ayrıca sanatsal yaratıcılık ve bilimsel kurgu yeteneğiyle donanımlıysa, diğer "meslektaşlarına" göre, kat be kat öndedir. Terminolojik doluluk ve alan bilgisi, aynı alanda samimi emek harcayan kişiler arasındaki dili de akıcı kılacaktır.
Maalesef idealize edilmiş bu hâl bugün, sanat, edebiyat ve özellikle de şiir alanında yeteri derecede müşteri bulmamaktadır. Hatta, denilebilir ki, böyle bir kaygıyla yola çıkanlar, neredeyse tahkir cümleleriyle karşılanır olmuştur. Öyle ki, ortalığa egemen olan gayri samimi çehre, kendisine has bir algı tarzı da geliştirmiştir: Bu, hepimizin bildiği ve yaka silktiği şu hastalıklı şiir ortamı ve oluşturucularından başkası değildir...
Bizim buradaki alanımız şiir-tenkid ilişkisi ile sınırlı... Amacımız söz konusu alan içinde kendisini sorumlu görenlere yardım sunmak olduğuna göre, bu çerçeve içindeki temel bilgi unsurlarına yönelmek birinci işimiz olsa gerek. Böylece belki de, "Ben yaptım oldu", "Zar attım, tuttu", "Keşfettim", "İşaret ettim", "Piyasaya sürdüm", "Dergimizi sattı, öyleyse değerlidir." gibi hiçbir edebî ve estetik değeri olmayan gerekçelerle hüküm veren "eleştiri uzmanları"nın önünü almak, ayrıca, Ahmet Hamdi Tanpınar ın, dış kaynaklı, öykünmeci, yapay, sırt kaşımacı, kısacası yukarıda da örneklendirdiğimiz hastalıklı tenkid anlayışına parmak basmak için söylediği "Tenkit, münekkitsiz geldi." cümlesinin müsebbiplerini saf dışı bırakmak konusunda bir şansımız doğacaktır.
Evet, önceliğimiz şiire değil, tenkide...
Tenkid (Arapça "intikad"tan galat-ı meşhur), varlık ve eşya üzerinde etkisi olan herhangi bir unsuru, dikkate değer yönleri bakımından keşif ve ihya etme etkinliğidir. Değişik dönemler içinde ilm-i nakd, intikad, takriz, muhakeme, muâhaze, münakaşa, kritik (critique), polemik (polémique) eleştirme gibi kelimeler, tenkid anlamında kullanılmıştır.
Bu kavramlardan tenkid, Arapça "intikad"tan galat-ı meşhur olmuş Osmanlıca bir adlandırmadır. Türediği "nakd" ve "intikad" ("k" kalın), "kalp parayı gerçeğinden ayırma" anlamına gelir ki, bu anlamın "tenkid"e yüklenilen anlamla ne kadar ilgili olduğu ortadadır: Sanatımsı olanla sanat olanı birbirinden ayırdetme...
Tenkidle ilişki içinde kullanılan kavramlardan "takriz", "ödünç verme, takdim, takdir ve tenkid" gibi anlamları olan bir ifade iken, "muhakeme", "bir hüküm çıkarmak için bir işi zihinde inceleme, yargılama, usa vurma" demektir. Tenkid dairesi içinde yer alan "muâhaze" ile "polemik" terimleri birbirlerine daha bir yakın görünürler: "Muâhaze"nin sözlük karşılığında "azarlama, paylama, çıkışma, çekişme, darılma/tenkid" ifadeleri yer alıyor. Tahsin Saraç ın "Grand Dictionnaire"sindeki "polemik" maddesinde ise şunlar kayıtlı: "kalem kavgası yapmak, tartışmak/ Saldıran, kavga eden, tartışma çıkaran (kişi)"... Görünürde, "münakaşa"nın da anlamı bunlarla benzerdir: Özellikle "atışma, çekişme, tartışma" ve "hîle" (ki bu nak(ı)ş la da ilgilidir.) gibi anlamları barındırması, bu benzerliği pekiştirir. Fakat kökünde, dolayısıyla özünde taşıdığı "nak(ı)ş" ve bundan kaynaklanan "renk", "sır" gibi iç anlamlarından ötürü muâhaze ve polemikteki sertliğe karşıt bir nitelik kazanır.
Sıra "kritik"te. Köken itibariyle ve sözlükteki ilk anlamıyla "tehlikeli" demek olan "kritik", Frenkçe (Fransızca) de "tenkit" "eleştirmek" ve "eleştirmen" anlamlarında da kullanılmış, oradan da bize "şöyle bir göz atarak değinmek" olarak intikal etmiştir. Bugün, söyle bir bakılıp, üstünkörü yazılıp çizilen tanıtım yazıları bu cinsten sayılabilir.
Son olarak, "elemek" mastarından ve dilbilgisi açısından yanlış şekilde türetilmiş olan "eleştiri"... Bu kavramın özrü sadece yapısında değildir; bununla birlikte "ele"meyi öncelemesi ve bundan kaynaklanan menfi niteliğinde de problem vardır. Bu tür arızalarından ötürü, eleştiri denilince akla gelen, ele alınan değerin "menfi taraflarını göstermek" anlaşılır olmuş, dolayısıyla eserin künhüne vakıf olmak ve onun menfi olduğu kadar müspet taraflarına yönelmek unutulmuştur.
Bu bilgi sunumlarının sonunu şöyle bağlayabiliriz: Estetik keşif ve ihyalar oluşturmak için tenkid önemli bir kurumdur. Bu kurum, kendisine ve sanata ait "kıstaslar", "miyarlar", "mihenk taşları" ve "ölçütleri" kullanarak eseri tanıtır, açıklar, sınıflandırır, değerlendirir.
Fakat bu iş burada söylendiği kadar kolay değildir. Üstelik, konuyla ilgili söylenecek hususlar da bitmemiştir...