Sözlük anlamının aksine takiyye kavramı; belli bir amaç uğruna gerçek kimliğini gizlemek demektir. Bu tavır, bazı din ve mezheplerde meşru hatta bazen gerekli bir tavır olarak görülürken ehlisünnet duruş, bu tavrı meşru görmemektedir.
1. Zira İslam, tüm insanlığın kurtuluşu için gönderilmiştir yani herkesin dinidir. Belli bir grup ya da millete mahsus değildir. Bu yüzden herkese açık olmalıdır. Yani İslam’ın hakikatlerini gizlemek meşru değildir.
2. İslam dininin amacı tüm insanlığı dünyada insan gibi yaşatıp ahirette de ebedi saadete ve rızayı Bârî’ye ulaştırmak olduğuna göre başka amacı da yoktur. Yani İslam, şeffaftır. Bunun haricinde Müslümanların gizli bir emeli ya da amacı olamaz.
3. İslam daveti tabi ki kendine göre bir toplum inşa etme sürecini doğurmuştur. Ama bu bir amaç değil araçtır. Yani amaç, yönetmek ve cihangirlik değildir. Asıl amaç, tüm insanlara adalet, nizam ve huzur getirmektir.
4. Asıl tebliğ, yaşamaktır. O yüzden bir Müslüman asla gerçek kimliğini gizleyemez. Olduğundan başka türlü görünemez. Örneğin biz zahire göre amel ederiz. Yani kalben Müslüman olduğu halde şeklen böyle görünmeyen kimseye, örneğin cenaze namazı kılma gibi görevleri yerine getirme sorumluluğumuz yoktur.
5. “Harp, oyun kurmaktır” hadisi şerifi, tek tek insanların karar verebileceği bir mesele değildir. Yani önde gelen ve uzman kişiler ancak bu tür kararları alır ve uygularlar. O yüzden Müslümanlara düşen, inançlarının gereğini yaşamaktır.
6. Mekke döneminde gizli ibadete ve inancın gizlenmesine izin verilmiştir. Yani olumsuz veya olağanüstü durumlarda bu tavra başvurulabilir. Ama bu geçici ve arızi bir tutumdur. Asli ve sürekli bir durum değildir.
7. Savaşta geri çekilmeye bile “yeniden toparlanmak” veya “başka birliklere katılmak” şartıyla izin verilmiştir. Bunun haricinde bir insan, mukaddesatın müdafaasından kaçamaz ya da geri duramaz. Yani takiyye diye Müslümanların aleyhinde konuşamaz veya hareket edemez. Veya bir Müslüman yine takiyye diye Müslümanlardan uzak durup onlara mesafe koyamaz.
8. Son zamanlarda vakıf, cemaat ve tarikatlarla alakalı olumsuz durumlara düşmeme meselesinde de şeffaf olmanın ehemmiyeti büyüktür. Geçmişteki olumsuz durumların sebebi, bazı grupların topluma göründükleri ve anlattıkları haricinde emelleri olmasıdır. Maalesef aynı durum bugün başka gruplar için de geçerlidir.
9. Bu bazı gruplar; tebliğ, zikir, ibadet ve ilim görünümü altında;
u Ticaret,
u Siyaset,
u Toplumu bölme,
u Milliyetçiliği gizleme,
u Taraftar toplayıp başka emellerin peşinde olma,
u Müslümanlara düşmanlık besleme ve onları parçalama,
u Veya diğer şahsi menfaatlerini gerçekleştirme,
u Yahut başka kusur, suç veya amaçlarını gizleme,
u Veya da din, devlet ve toplum düşmanlarına hizmet etme gibi faaliyetlerin peşindedirler.
10. Bunun için de insanların cahillik veya dini-milli zafiyetlerini kullanmanın yanında bazı psikolojik veya tıbbi yöntemlerle insanları peşlerinden sürüklemeye çalışmaktadırlar.
11. Şu halde bu suiistimal ve kötü durumların önlenmesinin yolu şeffaf olmaktır. Yani insanlar, kendilerine sosyal ya da başka mevkiler edinmek için bu tür oluşumların içinde olmak yerine ilim, ibadet ve ahlakı amaç edinmelidirler. Bu oluşumlar da kendi özel toplantılarında ne konuşuyorlar ise topluma da onu anlatmalıdırlar.
Özetlemek gerekirse; özel toplantılarında konuştukları şey ile topluma anlattıkları aynı olan kişilerden zarar gelmez. Bir grubun amacı topluma adalet ve huzuru getirmek ise ve bunun için de yönetime talip iseler; onlardan zarar gelmez.
Bu tür şeffaf ve dürüst oluşumlar içinde olan insanların korkmalarına da gerek yoktur. Tabi ki bela ve imtihan vardır. Ama istikamet sahibi insanlar, dünyada da temize çıkarlar; ahirette de zaten ebedi saadete ereceklerdir.
Gizli emelleri olanlar yani ihanet edenler ise dünyada rezil olacaklardır. Ahirette ise zaten durumları bellidir.
Zira hain ve zalim, dünyada cezasını çekmeden ona ölüm yoktur.