Takdiri İlahi ve Sorumluluk Alanlarımız

Abone Ol

İnsanların anlamadığı takdirdir. Kader ile birbirine karıştırılıyor. Takdiri İlahi, bize verilen süre ve karşımıza çıkacak olan imtihanlardır. İnsanlar, mal eksikliği, bela, musibet ve ölümle imtihan edilir.

“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara 155)

Biz bu imtihanlarda bize verilen özgür iradeyle karşılık veririz. Verdiğimiz bu karşılık bizim amelimizi ve sorumluluğumuzu oluşturur.  Verdiğimiz kararlar bizim sorumluluğumuzdur. Bundan hesaba çekiliriz.

Bir gün, bir kimse Hz. Ömer’e (R.A.);

Bir kavim şarap içiyor, zina ediyor, hırsızlık ediyor ve bir de;

Bizim yaptıklarımızı Allah biliyor. Bizim için kurtuluş yoktur diyorlar ne dersiniz » diye sorunca

Hz. Ömer, kızarak şu cevabı verdi:

«Sühhanallah…  Evet onların yapacaklarını ve yaptıklarını Allah (C.C.) bilir. Fakat Allah’ın bilmesi onları, o işlere zorlamaz ki.»

Hz. Ömer’in Kaderle İlgili Duası

Hz. Ömer, ortadan kaldırılması mümkün olan kazalardan dolayı şöyle dua ederdi:

«Allahım!... Eğer ismimi şakı (günahkar-cehennemlik) divanına yazmışsan ismimi oradan sil!...

Eğer saidler (cennetlik) divanına yazmışsan onu orada sabit kıl!...

Zira sen; Allah ne dilerse mahveder veya vücuda getirir. Ana kitap, O’nun nezdindedir.’ buyurdun. Senin bu sözün haktır.»

Kaderden Kaçış

Müslümanlar Suriye’yi kuşattıklarında burada veba salgını vardır. Sahabeler buraya girme konusunda ihtilaf ederler. Hz. Ömer kuşatmayı kaldırmalarını ister.

Ebu Ubeyde bin Cerrah Ona

“Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun ” diye eleştirir. o da

“Evet! Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyorum.” diye cevap verir.

Resulü Ekrem (S.A.V.), bir gün, yıkılmaya yüz tutmuş olan bir binanın yanından geçerken süratle yürüyünce, kendilerine sorulan

«Ya Resulallah, Allah’ın kazasından mı kaçıyorsun » sualine,

«Allah’ın kazasından, Allah’ın kaderine iltica ediyorum» diyerek cevap vermişlerdir.

Her şey Allah’ın kaderiyledir. Yani onun bilgisi dâhilindedir. Ne yaparsak yapalım sonunda kaderin içinde hareket etmiş oluruz. Yani onun kazasından kaderine kaçarız. Bir halden başka bir hale geçeriz. Çocuk doğmasın diye koruma önlemi alsak bile bu da kaderdir. Sonunda takdiri ilahi gerçekleşir, yani kaza olur. Ölümden kaçmak ve kendimizi korumamız bizim üzerimizde gerekliliktir. Ama sonuçta ölüm bizi bulur. Fakat biz kendimizi korumakla mükellefiz.

İrade Konusu

Külli İrade: Allah’ın dilemesi ve istemesidir. Biz külli iradeye tabiyiz. Ama külli iradeye yönelik unsur olan nerede ve nasıl doğacağım, nerede ve nasıl öleceğim. ömürüm, rızkım, ecelim, nesebim, neslim, eşim ve hangi zaman dilimde yaşacağım gibi konular ezeli bir takdirdir.

Cüzi irade: Kulun dilemesi ve istemesidir. Yani tercihlerimizdir. Bizim özgür irademizdir. Allah bizlere özgür irade vermiştir. Biz özgür irade sayesinde kararlar alır ve bu kararlardan sorumlu oluruz.

Ecel Konusu

Ecel; Belli bir zaman parçası ve bu parçanın sonu; vakit ve son demektir. Bir şey için belirlenmiş zaman dilimine ecel denir. İnsanın veya herhangi bir canlının eceli, kendisine tayin edilen ömürdür. “Ecelin gelmesi” ise, tayin edilmiş bulunan ömrün son bulması, yani ölümdür.

Allah indinde her canlı için tayin edilmiş bir ecel vardır. Eceli geldiğinde dünya hayatı son bulur. “Eğer Allah, insanları, yaptıkları her haksızlıkta cezalandırsaydı, yeryüzünde tek canlı bırakmazdı. Fakat onları takdir edilen bir süreye kadar erteler. Ecelleri (süreleri) geldiği zaman da bir an dahi ne geri kalırlar, ne de ileri geçerler.”

“Eceli geldiği zaman bir kimsenin ölümünü Allah geciktirmez.”

Selefiyye, Mâturidiyye ve Eş’ariyye’den oluşan Ehl-i Sünnet âlimlerine göre ecel daha çok, “Allah’ın canlıların öleceğini bildiği zaman” diye tarif edilir. Buna göre ecel, hayat süresi ve ölüm için takdir edilen zamanı ifade ettiğinden kaderle ilgili bir konudur. Bu sebeple canlıların her birinin yaşayacağı ecel, tek olup kesinlikle değişmez. Hiçbir canlı kendisi için takdir edilen zamandan önce hayat bulamayacağı gibi, hakkında takdir edilen ölüm vakti gelmeden de ölmez

Ecelin ileri alınması ya da geriye bırakılması mümkün değildir. “Bir canlının eceli gelip çatınca, Allah onu asla geri bırakmaz; Allah işlediklerinizden haberdardır.” Her insanın bir eceli olduğu gibi her ümmetin (topluluğun) de bir eceli vardır. “... Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldi mi, bir an ne geri kalırlar, ne de ileri giderler.”

Nasıl ki öldürülen bir insanın zaten eceli gelmişti. Ben bir şey yapmadım diyen katil kendini kurtaramazsa ihmali olanlar da ecel ve kadere sığınarak kendilerini kurtaramazlar.

Hırsızın birini Hz. Ömer’in karşısına çıkartılır. Hz. Ömer’e kaderim böyle olduğu için çaldım der. Hz. Ömer hırsıza had cezası ve 30 kırbaç vurulmasını emreder. Sebebini sorduklarında, had cezası hırsızlık için, kırbaç cezası da Allah’a iftira ettiği için der. Yani herkes kendi yaptıklarından sorumludur. Çünkü bunun kararını biz vermişizdir.

Sonuçta eceli gelen kişi vefat eder, bu kaza da olur ihmal de olur. Ama biz bunu bilmediğimiz için elimizden geleni yapacağız.

Allah bizim ihmalimiz veya kastımıza göre bizi hesaba çeker. Bazı şeyler bazı sebeplere bağlıdır. Sebepler ortaya çıkarsa Allah’ın koyduğu kanun gereği olay gerçekleşir. Allah’ın ezeli bilgisinde bizim ne yapacağımız bilinse de biz sadece üzerimize düşeni yapmakla mükellefiz. Kitap ve sünnete göre yaşamakla mükellefiz. Takdir Allah’ın. Ama biz tercihimizi Allah’ın koyduğu kural ve prensiplere göre yaptığımızdan imtihanı başarıyla vermiş oluruz.

Kader konusu akaidin en zor ve en anlaşılmaz konusudur. Biz bu yazımızda insanların kafalarındaki bazı soruları cevaplayabilmişsek kendimizi bahtiyar hissederiz. Sorusu olan kişiler maille ulaşabilirler.

Allah bizi sıratı müstakimden ayırmasın…