Bu yazı bir muhalefet yazısı değil, ekonomik durumun gidişatından duyulan endişenin ifadesidir. Ruhumuzun derinliklerinden gelen "Bu böyle gitmez/gitmemeli" feryadının dile getirilişidir.
Nedir bizi endişeye sevkeden ekonomik manzara
Hergün artan işsizlerin sayısı bizi korkutuyor. Buna karşılık iş bulmuş olup da işsizlikten kurtulanların büyük bölümünün içine düşürüldüğü ekonomik sıkıntı ayrı bir tehlike işareti olarak kendini gösteriyor.
Bazıları "Sizin söylediğiniz gibi toplumun büyük bir bölümü ekonomik sıkıntı içinde olsaydı, şimdiye kadar sosyal patlama yaşanırdı" diyebilirler. Hemen belirteyim ki, ülkemizde sosyal patlama yaşanmaya başlanmıştır, bilinmesinde yarar var. Ahlâki çözülüş ve çöküntüyü düşündüğümüzde bile sosyal patlamanın yaşandığını görürüz. Fuhuş sektöründe artık çocuklar boy göstermeye başlamıştır. Onların hepsinin de bir anne ve babası vardır elbet. Uyuşturucu, alkol, sigara kullanım yaşı artık ilköğretim yıllarına inmiş bulunuyor. Ekonomik nedenlerle evlenme yaşı sürekli yükseliyor, kurulmuş yuvalar ise ya çatırdıyor ya da yıkılıyor.
Sosyal patlama deyince birileri sadece sokağa dökülüp yakıp yıkmayı anlıyorsa yanıldıklarını hatırlatmak isterim.
Bilinmledir ki, bardağın taşmasına her zaman son bir damla sebep olur. Yani bardak dolana kadar geçen süre toplumun tahammül sınırını gösterir. Toplumsal tahammülün de bir sınırı olduğu, bu sınırın aşılması için son bir damlanın yeterli olduğunu sorumluluk sahiplerinin sürekli akılda tutması gerekir.
İşsizliğin sürekli artışı, iş bulup çalışanların ise boğaz tokluğuna bile yetmeyecek bir gelirle yetinmek zorunda oluşları, toplumumuzda giderek yardımlaşma ve dayanışma duygularını törpülemektedir. İş bulup çalışabilenler gerektiği kadar bir ücret alıyor olsalar eminim ki bu toplum kendi elindekini üç-beş yakını ile paylaşır. Şu anda yapılan da elde son olarak kalmış olanların paylaşımından ibarettir ibarettir. Ancak, aldığı kendisine yetmiyorsa neyi kiminle paylaşacak
Peki niçin böyle oluyor Niçin emeği ile geçinmek durumunda olanlar boğaz tokluğuna talim ediyorlar Niçin ülkenin milli gelirinin çok büyük bir bölümü yüzde 20lik üst gelir grubuna giderken, geriye kalanlar bulduğu ile yetinmeye mecbur bırakılıyor
Şu anda ülkemizde sosyal adaletten, milli gelirin adil dağılımından falan söz etmenin hiçbir anlamı kalmamıştır. Üstad Necip Fazılın (Onu rahmetle anıyorum) ifadesi ile manazara şundan ibarettir:
"Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara Şah olsa,
Bir kişiye dokuz, dokuz kişiye bir pul!.."
Bir ülkede 9 kişi, bir kişiyi doyurmak için çırpınıp duruyorsa, o ülkede bir ekonomik politikanın uygulandığını söylemek mümkün olabilir mi Bir başka ifade ile böylesine çarpık bir dengesizliğe razı olduktan sonra birilerini seçip, "Gelin bizi yönetin" demenin bir anlamı olur mu
Kendilerini insanımızın refahını artırmak, gelir dağılımındaki dengesizliği gidermek gibi sorumlulukla yükümlü görmeyip, sadece alınmış borçların faizlerini yeni borçlar alarak ödemekle övünenlere ne demeli bilmiyorum ki.
Bir ülkenin zaman zaman ekonomik bakımdan dar boğaza girmesi söz konusu olabilir. Ve bu dar boğazdan çıkmak için de toplumdan fedakarlık istenebilir. Böyle bir durumla karşılaşan herkes de seve seve üzerine düşen fedakarlığı yerine getirir. Ama, bir ülke sadece kötü yönetim sebebiyle borç batağına saplanmışsa ve bundan kurtulabilmek için de hep toplumun dar ve sabit gelirli, kısacası fakir kesiminden fedakarlık isteniyorsa bilinmelidir ki bu gidiş gidiş değildir. Ve toplumun tahammül sınırı zorlanmaktadır.