Tabloyu doğru okumak

Abone Ol

“İçinizde hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun. İşte bunlar kurtuluşa erenlerdir” (Al-i İmran)… Olağanüstü bir hâl döneminde, olağan bir seçim yapılmışçasına demokrasi güzellemeleri yapmanın ve zafer sarhoşluğu içinde “Yeni Türkiye” edebiyatı kesmenin âlemi yok. 7 Haziran seçimlerinden sonra gerek Doğu ve Güneydoğumuzu savaş ortamına çeviren, Batı’nın ve emperyal güçlerin bizim yumuşak karnımız olduğunu bildiği için beslediği, büyüttüğü, lojistik destek sağladığı PKK terörüyle sinir uçlarımıza dokunuldu. Ortadoğu’da Amerika ve yandaşlarının, Irak bataklığında özel olarak mayalandırdığı, bağrımıza hançer gibi sokulan IŞİD terörüyle terbiye edilmeye çalışıldık. Kaos edebiyatıyla, “Çözüm Süreci” denilen safsatanın sakız gibi çiğnenmesiyle, zırvalarla, masallarla siyasi algılarımız biçimlendirildi. Hiç düşünmediniz mi; HDP’lileri İmralı’ya davulla zurnayla götürüp, oradan alacakları iki satır mesajla terörist başını legalleştirmeye çalışan kimdi Allah aşkına Çatışmasızlık döneminde, “Bunlar silah ve mühimmat yığmış” diyerek açıkça uyutulduğunu itiraf eden kimdi peki Kimse kimseyi kandırmasın… Terör, zaten bıçak sırtında olan ekonomimizi dibe çekti. Korku imparatorluğu kuruldu, büyükşehirlerde insanların zihnine “güvenlik endişesi” yerleştirildi. Millet, tek başına iktidardan sonra ortaya çıkan bu siyasi tablonun, daha da kötüleşecek bir sosyal ve ekonomik yapıya doğru evrileceği endişesine kapıldı. Seçimlerde sandıktan çıkan tabloya kayıtsız kalan, “Hayır, hayır” diyerek partisini siyaset üretiminin dışına koyan MHP Genel Başkanı da şu tablonun ortaya çıkmasından sorumludur. Zaten, bütün seçmeni kayıp gitmiş, kendisini Meclis’e zor atmıştır. Teröre sırtını yasladığını itiraf edenler de, kıl payı bir farkla Meclis’e girebilmişlerdir. Kısaca, MHP’nin hayırcı tavrından, HDP’nin teröre yaslanan görüntüsünden kayan tüm oylar, bir sıçrama tahtası olarak AKP’yi şişirmiştir.

Seçim sürecindeki Cumhurbaşkanı’nın siyaseti dizayn yönündeki büyük gayretlerini de unutmayalım. Devletin, her yerdeki kılcal damarı olan muhtarlar, bölük bölük, Beştepe’de ağırlanmış, kendilerine “istikrar” masalları anlatılmış, hizmet üretmelerinin tek yolu olarak AKP iktidarı istikamet olarak gösterilmiş, muhalefet partilerine bombardıman, siyasete ayar verilmiştir. Seçimler boyunca diğer partilerin miting yapma kabiliyeti ise, Ankara’daki menfur canlı terör bombalarının psikolojik baskısıyla tamamen ortadan kalkmıştır.

Bu seçimlerde partilerin kendilerini ifade edebileceği tek mecra vardı… Medya…

Medya mecrası ise “otoriter bir baskının” getirdiği endişelerle şekillenmiş, tamamen “yandaş ve paydaş” bir düzlem sergilemiş, özellikle muhalefet, kamuoyuna kendilerini anlatma imkânını bulamamışlardır. İktidar partisine 50 saat, muhalefete ise sadece 10 dakika ayıran, güya devletin kurumu olan, herkese ve her siyasi partiye eşit uzaklıkta olması gereken TRT’nin nasıl canla başla AKP’yi parlatmaya ve cilalamaya çalıştığını sanki görmedik. Bu süreçte, TRT Haber Dairesi, bu müthiş performansıyla ikişer maaş ikramiyeyi hak etmiştir herhalde. Nasıl olsa, bu ikramiyeyi de elektrik faturalarımızdan sana-bana giydirip tahsil ederler. Devlet Bahçeli’nin seçimler boyunca yaptığı en güzel ve hayırlı hareket, önüne konulan TRT mikrofonunu, “TRT’yi alın buradan” demesi olmuştur. Bahçeli,  bu kez çok doğru bir tavırla “TRT’ye hayır” diyerek, devletin imkânlarını “yandaşlığın daniskasını yaparak” çarçur eden, siyaseti devlet imkânlarıyla dizayn etmeye çalışan, vergi ve fatura hovardalarını masasından kovmuştur.

Allah sonumuzu hayreylesin… Biz hakkaniyetle, doğrulukla, güzellikle, varoluş misyonumuza uygun şekilde yolumuza devam edeceğiz. Kötülükten sakındırıp, iyiliği emredeceğiz. Kararlı duruşunuzu ve istikametinizi bozmayın.