ABD nin yeni müdahale stratejisi eskilerden çok farklı.
ABD Genel Kurmay Başkanı Martin Dempsey in, ABD
Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Demokrat Partili Eiot Engel e,
Suriye ye müdahale edilmesi konusunda gönderdiği mektubun son paragraflarında
yer alan ABD nin yeni stratejisi, manasal değil ama içerik çevirisi olarak
aynen aşağıdaki gibi:
Suriye de çatışan ve bizim taraf olarak seçim
yapabileceğimiz iki güç yok. Çok fazla taraf var ve bazıları da yeni oluşmuş
durumda. ABD nin destek vereceği taraf, müdahaleden sonra güç dengesi kendi lehlerine
döndüğü vakit, kendi çıkarları
doğrultusunda icraatlarını yaparken, bizim çıkarlarımıza da hizmet etmelidir.
Dempsey çok net ve açık şekilde, kurulacak yeni hükümetin
veya yeni yönetimin ABD nin çıkarlarına hizmet edeceğinden yüzde yüz emin
olmadıkça, müdahale etmeyeceğiz demekte.
Gerçekte ABD ve İsrail, Suriye ye müdahale edilip
edilmemesi konusunda kilit konumdalar.
Mısır da demokratik yollarla Cumhurbaşkanı seçilen
Mursi nin, Müslüman Kardeşler safında olması, Türkiye ile olağanüstü bağlar
kurması, İsrail ve ABD ye sempatik gözlerle bakmaması, Kıbrıs Rum tarafı ile
Mübarek yönetiminin imzaladığı MEB antlaşmasını feshi ve İsrail ile Mısır
arasında imzalanan doğalgaz satış antlaşmasını yok sayması, sonunu getirdi.
Mısır da, Suriye de ve Lübnan da yaşanan bu yeni
gelişmenin kökeninde Mısır ın Port Sait Limanı ndan başlayarak Hatay ın
Samandağı ilçesinin Suriye ile oluşturduğu sınır çizgisine kadar uzanan
kıyıların yarattığı Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) içinde yer alan doğalgaz ve
petrol.
ABD ve AB, İran ın nükleer silah sahibi olmaması ve
Ortadoğu da Tahran merkezli bir Şii bölgesi oluşmaması için yoğun bir çaba
gösterirken, aniden karşılarına Türkiye nin başını çektiği, içinde Mısır ve
Suriye de çok etkin olan Müslüman Kardeşler ile Hamas ın da yer aldığı bir
Sunni bölgenin oluşum hareketliliği çıkmıştır. ABD ve AB yi en çok
endişelendiren konulardan bir tanesi de Türkiye nin Kuzey Irak taki Bölgesel
Kürt Yönetimi ile olan sıkı ve sağlam bağı.
Türkiye, Müslüman Kardeşler, Hamas ve Bölgesel Kürt
Yönetimi ittifakının ABD ve AB ye ilaveten Irak ı, İran ı, Suudi Arabistan ı ve
İsrail i de ürküttüğü kesin. Bütün korkuları Suriye ve Mısır da Müslüman
Kardeşler in iktidara gelmesi ve Doğu Akdeniz ile birlikte Ortadoğu nun en
zengin ve kaliteli petrol yataklarının yer aldığı Musul ve Kerkük bölgesinin,
yüz sene evvel olduğu gibi dolaylı veya da dolaysız olarak Türkiye nin kontrolü
altına girmesi.
Türkiye nin Irak ın tüm kuzey bölgelerinde hâkimiyetini
kurmuş olan Bölgesel Kürt Yönetimi ile ileri düzeyde ekonomik, ticari ve
kültürel işbirliği içine girmiş olması ABD ve AB nin endişelerini daha da
arttırmakta.
2011 yılının yazında İran, Irak, Suriye ve Çin arasında
yapılan bir anlaşma bölgedeki dengeleri daha da karmaşık hale getirdi. İran dan
çıkacak olan bir boru hattının Irak ve Suriye topraklarından geçerek Akdeniz e
ulaşacağını ve borunun Akdeniz deki ucunun da sadece Çin in kontrolünde
olacağını içeren bu anlaşma, Çin in Akdeniz e bir daha çıkmamak üzere
yerleşmesini öngördüğünden ABD yi çok endişelendirdi ve bu anlaşmadan tam 8 ay
sonra da Suriye de çatışmalar patlak verdi.
Bu gelişmelerden en çok etkilenecek olan İsrail, 2010
yılında yaşanmış olan Mavi Marmara olayında burnunun dikine gitmeyip, Türkiye
ile iyi ilişkilerini devam ettirebilseydi, büyük bir olasılıkla Mısır ve
Suriye de bu denli geniş çaplı olaylar çıkmayacak ve Müslüman Kardeşler de her
iki ülkede bu denli güçlü hale gelmeyecekti. Bu nedenle de İsrail mecburen
yüzünü Yunanistan a ve Kıbrıs Rum tarafına çevirmek zorunda kaldı.
1916 doğumlu Sykes-Picot Antlaşması ve bunun devamı olan
ve 1921 yılında Ortadoğu da yapay olarak ortaya çıkarılan devletlerin sınırlarını
belirleyen Kahire Antlaşması ömürlerini doldurdular, can çekişiyorlar.
Balkanlarda 20. ve 21. yüzyılın başlarında yaşanmış olan
etnik çatışmalar şimdi Ortadoğu da yaşanıyor ve yüz yıl evvel belirlenmiş olan
sınırlar çatırdıyor. Yugoslavya misali Ortadoğu da da yeni devletlerin ve yeni
sınırların ortaya çıkacağı çok açık.