Sykes-Picot Can Çekişiyor (4)

Abone Ol

ABD nin yeni müdahale stratejisi eskilerden çok farklı.

ABD Genel Kurmay Başkanı Martin Dempsey in, ABD

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Demokrat Partili Eiot Engel e,

Suriye ye müdahale edilmesi konusunda gönderdiği mektubun son paragraflarında

yer alan ABD nin yeni stratejisi, manasal değil ama içerik çevirisi olarak

aynen aşağıdaki gibi:

Suriye de çatışan ve bizim taraf olarak seçim

yapabileceğimiz iki güç yok. Çok fazla taraf var ve bazıları da yeni oluşmuş

durumda. ABD nin destek vereceği taraf, müdahaleden sonra güç dengesi kendi lehlerine

döndüğü vakit,  kendi çıkarları

doğrultusunda icraatlarını yaparken, bizim çıkarlarımıza da hizmet etmelidir.

Dempsey çok net ve açık şekilde, kurulacak yeni hükümetin

veya yeni yönetimin ABD nin çıkarlarına hizmet edeceğinden yüzde yüz emin

olmadıkça, müdahale etmeyeceğiz demekte.

Gerçekte ABD ve İsrail, Suriye ye müdahale edilip

edilmemesi konusunda kilit konumdalar.

Mısır da demokratik yollarla Cumhurbaşkanı seçilen

Mursi nin, Müslüman Kardeşler safında olması, Türkiye ile olağanüstü bağlar

kurması, İsrail ve ABD ye sempatik gözlerle bakmaması, Kıbrıs Rum tarafı ile

Mübarek yönetiminin imzaladığı MEB antlaşmasını feshi ve İsrail ile Mısır

arasında imzalanan doğalgaz satış antlaşmasını yok sayması, sonunu getirdi.

Mısır da, Suriye de ve Lübnan da yaşanan bu yeni

gelişmenin kökeninde Mısır ın Port Sait Limanı ndan başlayarak Hatay ın

Samandağı ilçesinin Suriye ile oluşturduğu sınır çizgisine kadar uzanan

kıyıların yarattığı Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) içinde yer alan doğalgaz ve

petrol.

ABD ve AB, İran ın nükleer silah sahibi olmaması ve

Ortadoğu da Tahran merkezli bir Şii bölgesi oluşmaması için yoğun bir çaba

gösterirken, aniden karşılarına Türkiye nin başını çektiği, içinde Mısır ve

Suriye de çok etkin olan Müslüman Kardeşler ile Hamas ın da yer aldığı bir

Sunni bölgenin oluşum hareketliliği çıkmıştır. ABD ve AB yi en çok

endişelendiren konulardan bir tanesi de Türkiye nin Kuzey Irak taki Bölgesel

Kürt Yönetimi ile olan sıkı ve sağlam bağı.

Türkiye, Müslüman Kardeşler, Hamas ve Bölgesel Kürt

Yönetimi ittifakının ABD ve AB ye ilaveten Irak ı, İran ı, Suudi Arabistan ı ve

İsrail i de ürküttüğü kesin. Bütün korkuları Suriye ve Mısır da Müslüman

Kardeşler in iktidara gelmesi ve Doğu Akdeniz ile birlikte Ortadoğu nun en

zengin ve kaliteli petrol yataklarının yer aldığı Musul ve Kerkük bölgesinin,

yüz sene evvel olduğu gibi dolaylı veya da dolaysız olarak Türkiye nin kontrolü

altına girmesi.

Türkiye nin Irak ın tüm kuzey bölgelerinde hâkimiyetini

kurmuş olan Bölgesel Kürt Yönetimi ile ileri düzeyde ekonomik, ticari ve

kültürel işbirliği içine girmiş olması ABD ve AB nin endişelerini daha da

arttırmakta.

2011 yılının yazında İran, Irak, Suriye ve Çin arasında

yapılan bir anlaşma bölgedeki dengeleri daha da karmaşık hale getirdi. İran dan

çıkacak olan bir boru hattının Irak ve Suriye topraklarından geçerek Akdeniz e

ulaşacağını ve borunun Akdeniz deki ucunun da sadece Çin in kontrolünde

olacağını içeren bu anlaşma, Çin in Akdeniz e bir daha çıkmamak üzere

yerleşmesini öngördüğünden ABD yi çok endişelendirdi ve bu anlaşmadan tam 8 ay

sonra da Suriye de çatışmalar patlak verdi.  

Bu gelişmelerden en çok etkilenecek olan İsrail, 2010

yılında yaşanmış olan Mavi Marmara olayında burnunun dikine gitmeyip, Türkiye

ile iyi ilişkilerini devam ettirebilseydi, büyük bir olasılıkla Mısır ve

Suriye de bu denli geniş çaplı olaylar çıkmayacak ve Müslüman Kardeşler de her

iki ülkede bu denli güçlü hale gelmeyecekti. Bu nedenle de İsrail mecburen

yüzünü Yunanistan a ve Kıbrıs Rum tarafına çevirmek zorunda kaldı.   

1916 doğumlu Sykes-Picot Antlaşması ve bunun devamı olan

ve 1921 yılında Ortadoğu da yapay olarak ortaya çıkarılan devletlerin sınırlarını

belirleyen Kahire Antlaşması ömürlerini doldurdular, can çekişiyorlar.     

Balkanlarda 20. ve 21. yüzyılın başlarında yaşanmış olan

etnik çatışmalar şimdi Ortadoğu da yaşanıyor ve yüz yıl evvel belirlenmiş olan

sınırlar çatırdıyor. Yugoslavya misali Ortadoğu da da yeni devletlerin ve yeni

sınırların ortaya çıkacağı çok açık.