Yüreğiniz varsa,
Şu laiklik mitinglerinizi Diyarbakır da yapsanız.
Ya da Erzurum da.
Hadi biraz doğudan batıya gelseniz de Malatya da toplansanız.
Hatta Elazığ da.
Öz be öz Anadolu derseniz; Bitlis ya da Bingöl de.
"Saza niye gelmedin" türküsünü söylemiyorlardı ama Batman, Şırnak, Hakkâri ye niye gitmediniz.
Dilese idiniz; Mardin, Muş ve Hakkariye de buyurabilirdiniz.
Hatta Hatay ve Adana yı da deneyebilirdiniz.
Büyük şehirse meramınız. Konya, Kayseri, Sivas ı neden es geçtiniz.
Trabzon, Giresun, Rize ye de düşmedi yolunuz.
Yozgat, Kırşehir, Amasya, Burdur a da ayrımcılık yaptınız.
Listeyi uzatmak mümkün.
Çok merak ediyorum buralardaki mitinglerinize kaç kişi gelirdi.
Ya da sizler Dior ve Chanel kokulu mitinglerinizden ayrılıp; yoksulluk, emek, tezek, erdem, ağıl, peynir, koyun, süt, alınteri, dürüstlük kokan kentlere gidebilir miydiniz.
Gidemezsiniz.
Size Banani ve Theron markalı parfümlerin havasının sindiği büyük şehirlerin meydanları. Bizlere ağıl kokulu tepeler. Oralara biz gideriz. Ve yüreğimize o toprakların güneşini, ayını, insanını, ağılını doldurarak gideriz.
Birkaç gündür Anadolu da, güneşi bile aydınlatan insanların arasında idim. Yeni yeni toparlanıyordu kıştan bahara doğa. Bulutları bile yamıyordu sıcak bakışları. Tertemizdi ayakları. Bastıkları yerden yağmur fışkırıyordu.
Bereket, tevekkül, sabır, şükür, rıza, hamd sancaklarını çekmişlerdi; saraylardan kıymetli kerpiç evlerinin kale bedenlerine.
Çatak ta,Gürpınar da, Sarıcan da, Palu da tarlalarında taş, kaya, diken bitmişti. Bir ot bitmemişti. Tek buğday, dal maydanoz yoktu.
Oralarda, o ot bitmeyen kayalık arazilerde ekmek yoldaşları idi, her hanenin bir çift ineği ya da beş baş koyunu. Kadınla koyun kardaş olmuştu.
Bu yüzden selamlaştığım her kadının ellerinde süt pınarları varmış gibi ağıl kokuyordu üstü başı. Tülbentleri peynir kokulu, tırnakları tezek, gülüşleri emek saçıyordu dört bir yana. Terleri saygın onur kokusunu duyuruyordu.
Kolaysa getirin mitinglerinizi Alacakaya ya, Arıcak a, Ağın a.
Beşiri ye, Hasankeyf e, Nusaybin e, Eleşkirt e gelin de pervasızca bağırın bakalım. Dağlar, kayalar, ağaçlar bile sizden yüz çevirecektir.
Yuhaladığınız örtülü kadınlar ellerinde süt bidonları iki dakika bile eylenip dinlemeyecektir sizi. Ağıldaki işi çok daha saygındır çünkü. Değil mi ki siz yüzüne tükürür gibi onun en saygın tacı olan örtüsüne savaş açtınız. Sadece onun örtüsüne de değil, bu toprakların kutlu kadınları olan Hazreti Meryem in, Hazreti Asiye nin, Hazreti Hatice nin, Fatıma nın, Aişe nin örtüsüne ettiğiniz bu hakaretler için sizi hiç affetmeyecek bir daha. Sahi Gölhisar a, İnegöl e, İznik e, Simav a, Sarıkaya ya niye hiç gelmediniz.
Bu yaşamları yalın ve ortada.
Bu yoksulluğu ekmeklerine katık eden.
Ağır geçen bir hayatın yüküne direnen.
Türkülerini bile sessiz çığıran
Öyle avaz avaz aşkların yaşanmadığı.
Toprağa saygılı bu insanların arasına niye gelmediniz.
Dar geçitte bekliyordu yaşlı kadın. Bir mavzer gibi korunaklı çarşafına bürünmüştü. Tek hazinesi yanındaki çömlekti. Beyaz bir bidona düğümlemişti umutlarını. Tulum peyniri altı lira. Çökeliği bir buçuk. Onunla tütecek ocak.
Onunla deterjan, sabun, pirinç gelecek.
Bu dağ gibi yoksulluğuna inat, kocaman yüreğiyle direnirken yaşlı kadın. Ankara dan, İzmir den, İstanbul dan yükselen tamtam seslerine acıyla gülüyor, değersiz bir şeye bakarcasına dudak büküp baş sallıyor. Süt kokulu ellerini sallıyor, öte gitsinler der gibi.
Sahi siz konuşabilir misiniz;
Kapıları kırık, ahırdan bozma düğün salonlarında. Döşemesine lüks parfümlerin sindiği kürsüler, trilyonluk adamların mikrofonları yok buralarda. Havaya hâkim ağıl kokusuna aldırmadan, terlerine sinen tezek kokusunu yok sayarak; bağrınıza basabilir misiniz baba bir kardeş bilerek.
Günlerdir aralarındayım.
Hiç benzemiyorlardı sizin miting meydanlarında topladığınız öfkeli, asık suratlı, mutsuz kalabalıklara. Köy meydanlarından, belde salonlarına, kasaba kahvelerine, ilçe vakıf binalarına koştum.
Sonra dünyanın en temiz insanları arasında bulunmayı bana nasib eden Yaradana sonsuz şükrettim. Köyleri ne bikini reklâmları ile kirlenmişti. Ne çıplak bedenleri ile gezecek kadar doğaya ve insana saygısızlardı.
Tertemiz toprağa özlemle baktım; şu anda ölsem ne kadar da şanslıydım. Dostlarım en temiz ve has insanlardı. Biliyordum ki zengin bir dua repertuarı ile uğurlayacaklardı beni.
Bizimki gerçek dostluk be arkadaş.