Süslerinizi örtün, örtünüzle süslenmeyin!

Abone Ol

Genç bir kız yürüyor. Ona ‘İslam’ın kızı’ adı verilmiş ve o ismin ağırlığıyla adım adım yürüyor çizilen yolda. Attığı her adım gülistana çeviriyor beton yolları...

Genç bir kız yürüyor ve bir an olsun durmuyor. “Yürü” denmiş çünkü ona. “Senin sadece yürümen bile tebliğdir insanlara” denmiş...

“Yürü” dendiği için çıkmış evinden. Çıkarken yüreğine Fatıma’yı, gözlerine Sümeyye’yi, ellerine Zeyneb’i almış. Bir koluna Hatice girmiş, bir koluna Aişe. Meryem’i önder etmişler kendilerine, yürümüyor sanki uçuyorlar.

Herkes görür onun bu ayrıcalığını. Onda bir farklılık olduğunu bilirler. Çünkü bu kız sanki semada uçar gibi süzülür önlerinde. Her yeri çer çöple dolmuş bir çukurda, gül gibi açmış rayiha saçarak yürür, etrafına...

O, kendisi gibi olanların iftiharı, olamayanlarınsa gıpta kaynağı olur. Bazıları ise hasedinden bakmazlar bile yüzüne. Hiçbir şey söylemez de o, gözlerinden “Allah süslerinizi örtün dedi, örtünüzle süslenin demedi” haykırışını okur hem cinsleri.

Rabbi’ne duyduğu sevdasını örtmüş başına İslam’ın kızı. Öylece alıvermemiş başına; sıkı sıkıya, uçurumdan düşmek üzere olan birine nasıl sarılırsa insan, o da öyle sarılmış başörtüsüne. O, ondan bir parça olmuş artık. Birçoğunun gördüğü gibi, sadece bir bez parçası değilmiş çünkü başındaki. Bir özellik, bir ayrıcalıkmış. Yüceler Yücesi’yle yapılan bir ahitleşmeymiş. O yüzden bırakmamacasına, kopmamacasına sarılır başörtüsüne. Ona duyduğu sevgiyi haykırır gibi, omuzlarına indirir Rabbi’ne verdiği sözünü. Sanki bütün vücudunu kapatması mümkün olsa, bunu da seve seve yapacak gibi...

Esma’yı hatırlar her gün İslam’ın kızı. Bir yandan pardesüsünü giyer, bir yandan Allah Rasulü’nün, ince bir elbise giydiği için ondan nasıl yüz çevirdiğini hatırlar. Ve özenle seçer alacağı her kıyafeti. Bir mağazaya girdiği zaman gözü takılsa da moda kıyafetlere, hemen yüzünü çevirir. Çünkü Rasulü’nün yüz çevirmesini istemez kendisinden. Uzun olmalı onun pardesüsü, bol ve vücut hatlarını belli etmeyecek kesimde olmalı. Dikkatleri üzerine çekici renkte olmamalı. Ve hatta üzerinde dikkat çekici desen, model bile olmamalı. Gerekirse biraz kalın olup içini belli etmemeli. En sıcak yaz günlerinde yüzünün kızarmasını tercih eder. Yeter ki Rasulü yüzünü ondan çevirmesin. Yeter ki onun karşısında kızarmasın yüzü!

Fatma’yı hatırlar İslam’ın kızı. Cenazesinin gece kaldırılmasını istemişti Fatıma. Ölmüş bedenini bile erkeklerden sakındıran tertemiz bir zihniyete vurulur kalbi. Belleğinden çıkaramaz gayri onu. O da sakındırır kendisini her bir yabancı gözden. O da gece kesilir, görünmemesi gereken gözlere. Görevi büyüktür çünkü. Hem kendi iffetini, hem İslam’ın erkeklerinin iffetini korumayı emretmiştir Rabbi ona. ‘Emrin başım üstüne’ deyip görünmez olur adeta. Bir yabancı baksa yüzüne, cesaret edip bakamaz bir daha İslam’ın kızına!

Aişe’yi hatırlar İslam’ın kızı. Rasulullah’ı görmeye gelenlere perde arkasından cevap vermesini düşünür. O da imanını ve iffetini perde eyler kendisine. Ses tonunu gereken ölçülere göre ayarlar. Ne bir işve vardır sesinde, ne de bir yükseklik. Ne kulaklara hoş gelecek bir ahenk vardır sesinde, ne de bir çirkeflik. Gerektiği yerde, gerektiği kadar konuşur, gerekmiyorsa lâl olur dili...

Meryem’i hatırlar İslam’ın kızı. Onun iffet tablosu hayatını kazır hafızasına. Küffarın ortasında, koskoca bir mucizeyle birlikte, vakar dolu yürüyüşünü unutamaz kalbi bir türlü. Onu pusula seçer kendisine. O nereyi gösterirse oraya gider. “Amenna ve saddakna” der, boynunu büker büyük emrin karşısında ve ziynetlerini saklar yabancı gözlerden. Kendini gösterircesine ayaklarını vurarak yürümez. Ve bu zamanda da Meryem olunabilir dercesine yürür. Kibri çıkarıp atmıştır üzerinden ama asla pısırık dedirtmeyecek şekilde, vakarla yürür. Bir ayettir çünkü o. Allah’ın yürüyen bir emridir. Ona bakınca yüzünde Nur Suresi 31. ayetini okur insanlar. Ne bir eksik ne bir fazla, ilahi vahyin tecellisidir o.

Görenler şaşırır, kızarlar. “Bu zamanda böylesi kaldı mı ” derler. “Gerici, yobaz” derler. “Örümcek kafalı” derler. Bazen “Sen de abartıyorsun” diyenler olur kendi arkadaşlarından. Acırlar onun o haline. Sıcağın altında, onlar rahatça dolanırken, gencecik bir kızın kendini böyle kapatmasını yadırgarlar. Onun yerine bunalırlar sıcaktan. Ama bilmiyorlar ki o, Kevser Havuzu’nun serinliğiyle ıslanıyordur her an. Bilmiyorlar ki, Rabbi damla damla rahmet yağdırıyordur onun üzerine. Onlara bakıp da asla elem dolmaz İslam’ın kızı. Çünkü bazı hazları cennete bırakmıştır o. Burada Rabbi için girdiği zorlukların cennette karşılığını bulacağını bilir. Üç günlük dünya zevkleri için sonsuz Adn Cennetlerinden vazgeçmeyecek kadar akıllıdır o.

***

İsmin her ne olursa olsun fark etmez kardeşim, dünyanın neresinde olursan ol mühim değil.

Bil ki, sen Fatıma’sın, Aişe’sin, Meryem’sin.

Bırak sana ne derlerse desinler, aldırma. Yoluna devam et sen.

Bazıları anlamasa ve asla anlayamayacak da olsalar, sen biliyorsun ki, Rabbin seni çok değerli bir hazine olarak gördüğü için gizlemek istiyor. Senin kıymetin kaybolur diye teşhir etmek istemiyor ortalıkta ve seni cennetine saklıyor.

Bil ki sen, bu dünyada Allah’ı hatırlatan bir nursun. Sana bakan sen de dirilmeli. Kalbi ölü olanlar dirilmese de, diriler hiç ölmemeli. Sana bu dünyada ne kadar zorluk verirse versin, bil ki senin eteklerin şuan da cenneti süpürüyor. Ve sen sadece yolda yürüdüğünü zannederken bile, kim bilir kaç kişi sende doğruyu buluyor.

Asla taviz verme Cennetin Kızı, yürü. Yürü ki, Kevser serinliği seni bekliyor!