Susarak Konuşmak

Abone Ol

Onca kalabalığa karşın,

Bayram tatilinin ahaliyi çağırdığı o parkta.

Gençlerin, çocukların şen kahkahaları arasında.

Kimse onları görmemişti.

Ailenin perişanlığını fark etmemişti.

Acı çektiklerini hissetmemişti.

Ta ki yorgun, omuzları çökmüş yaşlı çift oradan geçene değin.

Çalıların ardında oluşan kıpırtıyı duymuşlar,

Başlarını çevirdiklerinde ailenin yardımsız kaldığını anlamışlardı.

Yeni doğum yapmış anne köpek ve yavruları dikenli çalıların içerisinde korumasız kalmışlardı.

Yaşlı çift hiç konuşmadan onlara yönelmiş hallerini anlamış, hemen evlerine gitmişlerdi.

Çok geçmeden de geri dönmüşlerdi.

Ellerinde marketten aldıkları karton kutular, eski kazaklar ve ailenin ihtiyacı olan yiyecekler vardı.

Anne ikram edilen yemekleri iştahla yemiş,

Yavrularını emzirmek için sırayla tespih tanesi gibi gövdesine yerleştirmişti.

Yaşlı çift bir çocuk gibi sevinçle karşılarındaki çimene oturup onları seyretmişti.

Lakin o günkü serüvenleri bu aileyle sınırlı kalmamıştı.

Park, semtin yıllarca bataklık olan kısmının ıslah edilmesi ile oluşturulmuştu.

Suları bulanık olsa da inşa edilen yapay gölet ile muhitin yüzü ağartılmıştı.

Gölün etrafında neşvünema bulan hayat, müteahhitlerin iştahını kabartmış,

Yöre bir siteler ormanına dönüştürülmüştü.

Öyle ki göle bakan binalar, yüksek kale burçları gibi gölün etrafını bir metre yer bırakmayacak kerte beton bloklarla kapatmıştı.

Adeta iki eksenli diyar oluşturulmuştu.

Gri beton bloklar.

Yapay da olsa nefes alınan alan,

Bulanık çamurlu suları olsa da nihayetinde göl,

Taraçalandırılmış yeşil alan,

Gelinlik kızlar gibi salınan ağaçlar,

Rengârenk çiçeklerle,

Fıskiyelerdeki su şırıltıları ile bir masal alana dönüştürülmüştü.

Göletin kenarında kazlar, yeşilbaş ördekler ve kaplumbağalarla doğal ortam ziyaretçilere huzur senfonisi dinletmekteydi.

Önlerindeki genç anne çocuğunun elinden tutmuş giderken evladına bağırmıştı;

“Kaz pisliklerine basma.”

Yaşlı çift birbirlerine bakmışlardı,

Sanki senin oturduğun asbestli binalar buradan daha mı temiz der gibi susarak konuşmuşlardı.

“O beton piramitler arasında hayatta mısınız”, der gibi bakmışlardı.

Bir çocuk gölün kenarında hareketsiz güneşlenen kaplumbağaya taş atmaktaydı.

Yine konuşmadan koşup çocuğun yanındaki babaya esefle bakıp bir şey demeden kaplumbağayı daha korunaklı bir yere götürüp bırakmışlardı.

Taşlar başına gelmiş mi diye bakmış, sırtındaki bağayı çizdiğini görmüşlerdi.

Hayvancık korkmuş hızla nefes alıp vermekteydi.

Bir müddet onu sakinleştirmiş sonra kalkmışlardı.

Vazife bitmemişti.

Ceplerinden çıkardıkları eldivenleri giyip büyük poşetleri alıp yeşil çimenlere atılan dondurma külahlarını, mısır koçanlarını, kâğıt helva kaplarını, pet şişeleri toplamaya başlamışlardı.

Yanlarından gülerek geçen gençlerin su şişelerini, izmaritlerini fırlatmalarını engeller, belki dikkatlerini çekeriz demişler,

Susarak konuşmuşlardı.