Terör bir kez daha vurdu. Bu seferki hedef Suruç’tu. Peki, bu bir sürpriz miydi Elbette hayır! Sadece bir zamanlama mevzusuydu ve “öyle” de oldu. Yöntem de yeni değildi. Farklı olan, zamanlaması, fail noktasında yaşanan kafa karışıklıkları ve Cumhuriyet tarihinin en kanlı canlı bomba saldırılarından birisi olarak gerçekleştirilmesiydi.
Fail noktasında her ne kadar IŞİD’e işaret edilse de, şu ana kadar bu saldırıyı üstlenen bir örgüt yok. Bu husus, terörün tabiatına çok da uygun bir durum değil, özellikle de bu yöntemi tercih edenler açısından. Dolayısıyla, ortada sahipsiz bir canlı bomba terörü daha var.
***
Yöntemin kendisi bile başlı başına ürkütücü ve yol açtığı ölümcül sonuçlar, şiddet boyutu ve son dönemde iç savaşlar noktasında yol açtığı algı yönüyle tam bir kâbus niteliğinde.
Aslında canlı bomba yöntemi bize çok da yabancı değil. Yöntemi hassas ve önemli kılan, içinde bulunulan süreç. Yanı başındaki iç savaşlardan, uluslararası terörün artan gücünden ve ülkedeki iç-dış siyasetten kaynaklanan bir takım gelişmelerden dolayı etnik-mezhepsel bazlı büyük oyunda fazlasıyla kırılgan bir noktada bulunulması, Türkiye’yi diken üstünde tutuyor.
***
Bunun için Türkiye’deki canlı bomba hadiselerinin ilk ortaya çıkışına ve aldığı seyre kabaca da olsa bakmak gerekiyor. Terör örgütleri tarafından psikolojik faktör ve sindirmede etkili bir silah haline dönüştürülen canlı bomba eylemleri ya da intihar saldırıları, sağladığı eylem üstünlüğü ve benzeri birçok avantajları nedeniyle 90’lı yılların ikinci yarısından itibaren Türkiye’de de gündemdeki yerini almış durumda.
Zilan kod adlı PKK terör örgütü mensubu Zeynep Kınacı’nın 30 Haziran 1996’da üzerindeki bombayı patlatmasıyla Türkiye ilk defa canlı bomba hadisesiyle karşılaşıyor. Saldırı sonucu 12 asker şehit olurken, 29’u yaralanıyor. PKK, bu tarihten itibaren Türkiye’de bu yönteme ilk ve en çok başvuran örgüt olarak ön plana çıkıyor. Özellikle de kadın canlı bombalar boyutuyla!
***
Sonrasında DHKP-C terör örgütü bu yöntemi eylemlerinde kullanmaya başlıyor. Örgüt, son olarak 6 Ocak 2015’te İstanbul’da Sultanahmet’teki İstanbul Turizm Şube Müdürlüğü’ne Rus uyruklu Diana Ramazova tarafından gerçekleştirilen intihar saldırısıyla gelmiş durumda.
Örgüt, her ne kadar daha sonra bu saldırıyı üstlendiklerine dair yaptıkları açıklamayı geri çektiğini ilan etse de, bu eylem onlara ihale edilmiş durumda.
***
Buraya kadar, gerek PKK gerekse de DHKP-C terör örgütlerinin temel hedefinin Türkiye Cumhuriyeti devleti olduğu görülüyor. Hedefleri farklı olmakla birlikte, her ikisi de din faktörünü bir gerekçe ve yöntem olarak kullanmaktan uzak duruyorlar. Dolayısıyla etki alanları sınırlı kalıyor ve baş edilebilmesi mümkün daha lokal bir görüntü sunuyorlar.
***
2003 yılı, bu bağlamda Türkiye’de intihar bombacıları ve terörün ulaştığı boyut itibarıyla tam bir dönüm noktasını oluşturuyor. İstanbul’da üst üste gerçekleştirilen saldırılar, en kanlı canlı bomba saldırıları olarak tarihe geçiyor. 100’e yakın ölü ve 1000 civarında yaralı, Türkiye’yi El Kaide üzerinden uluslararası terörizmin hedefi ve çatışma alanı haline getiriyor.
PKK ve DHKP-C’den farklı olarak ilk defa radikal bir “dini” örgüt böyle bir eylemi gerçekleştiriyor ve başka devletlerle, halklarla olan hesapları Türkiye üzerinde gerçekleştirme yoluna gidiyor.
Daha somut bir ifadeyle, “hedef(ler)” de değişmeye başlıyor. Türkiye yabancı terör örgütlerinin eylem alanına dönüşüyor ve o tarihten itibaren hızlı bir şekilde ülkede güç kazanmaya başlıyorlar.
***
Farklılıklar elbette bunlarla sınırlı değil. Özellikle de Türkiye ve Suriye ağırlıklı ön plana çıkan bölgesel iç savaşlar-istikrarsızlıklar boyutu burada oldukça önemli bir yer tutuyor.
Dolayısıyla, Suruç’taki canlı bomba hadisesini daha öncekiler ile özellikle de 2003, 2007 ve 2008’le bir tutmak çok doğru değil. Bu saldırı, birçok açıdan farklı. Bunları bir sonraki yazımızda ele almaya çalışacağız.