Suriye'nin yeni bilinmeyenli denklemi

Abone Ol

Suriye’deki mevcut istikrarsızlık tehlikeli bir seyir izlerken, Türkiye’nin Cerablus ve Menbiç politikalarındaki ısrarı, aslında ABD ve İsrail tarafından oluşturulmaya çalışılan yeni siyasi iklimin bir tezahürü olarak ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’nin protagonist (ana eksen) bir ülke olarak Suriye politikasına doğrudan müdahil olması, ister istemez Amerikalı kalemşorları ve fikir adamlarını büyük telaşa sevk etmiştir. Söz konusu malum çevreler, Başkan Obama’ya çağrıda bulunarak, Türkiye’nin Suriye politikasında ancak deuteragonist  ve tritagonist (ikinci veya üçüncü rol) roller üstlenmesi gerektiğini ısrarla vurgulamaya çalışmaları kimlere hizmet etmekte olduklarının da ipuçlarını ortaya koymaktadır.

15 Temmuz günü Büyükada’daki toplantıda yer alan Henri J. Barkey ve Kolombiya Üniversitesi’nden David L. Phillips gibi isimler, Türkiye’nin Suriye’deki mevcudiyetini en sert ifadelerle eleştirmekten geri kalmamaktadırlar. Hatta David L. Phillips, daha da ileri giderek Suriye’nin Erdoğan için yeni bir “Waterloo”su olacağını vurgulamaktan kaçınmamaktadır. 

Türkiye’nin ise ısrarla “Fırat’ın doğusu ve Fırat’ın batısı” politikasını sürdürmesi aslında Amerika ve İsrail’in üzerinde yoğunlaştığı Suriye’deki politik bölünmenin sınırlarıyla örtüşmektedir. Türkiye, bir yandan Cerablus ile Afrin arasındaki dar bir alanı kırmızıçizgisinin nefes burusu görürken, Fırat’ın doğusu konusunda ise sesiz kalması beraberinde yeni riskleri de getirmesi kuvvetle muhtemeldir.

Türkiye, dar bir koridoru değil, Suriye’nin bütünlüğü bağlamında dokuz yüz km uzunluğundaki sınırını ön plana çıkarmasında fayda görüyoruz. Bunun için de Suriye’nin bütünlüğünün gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Fırat’ın doğusu salt YPG tarafından kontrol altında tutulması zaten mümkün değildir. Kuzey Suriye’de mukim nüfusun büyük kısmını oluşturan unsurlar PYD politikalarını tasvip etmedikleri için şu anda göç etmiş durumdadır. Göç edemeyenler ise, YPG’nin zorlama ve tehditleriyle silâhaltına alınmaya çalışılmaktadır.

ABD, YGP kartını Fırat’ın batısında ustaca kullanarak, Türkiye’nin “Fırat’ın doğusu” politikasında akim kalmasını sağlamaya çalışmaktadır. Türkiye’nin, “Fırat’ın batısı” konusundaki çabaları bunun en bariz göstergesi olsa gerek. Böylelikle, “Fırat’ın doğusu” ABD politikalarının lehine biçimlenmeye çalışılmaktadır.

ABD için Suriye’deki kaygılar beklenenden çok daha öte bir anlam ifade ettiğinden, bunların aşılması için YPG’ye yeni roller biçilmesi ABD kadar, daha çok İsrail’in lehine bir gelişme göstermektedir. ABD’nin Fırat’ın doğusunda uzlaşmaz çıkar politikaları gütmesi ve Türkiye ile ortak bir politika izlemeye soğuk bakması, Türkiye adına dikkatle izlenmesi gereken vahim bir gelişme olsa gerek. ABD, geçmişte İncirlik üzerinden Kuzey Irak’ta uyguladığı metodun bir benzerini Fırat’ın doğusunda hayata geçirmeye çalışmaktadır.

Türkiye, geç de olsa, Fırat’ın batısında oynanmak istenen oyunu bozabilmek adına başlattığı hamlenin güdük kalmaması için başta İran olmak üzere, bölge ülkeleriyle kapsamlı bir işbirliğine gitmek durumundadır. Böylece, geçmişte Suriye politikasında izlenen hataların da önüne geçmek adına önemli bir hamle ortaya çıkarabilir.

Türkiye, İran ve Rusya aslında ABD’nin Suriye’deki siyasi manevralarını yavaş yavaş anlamaya başlamıştır. Her üç ülke de, Suriye’nin egemenlik ve toprak bütünlüğünü her vesileyle vurgulamaktadır. Bu durum, ABD’nin “B” planını da derinden etkilemektedir.

Bu nedenle, Suriye’de gitgide derinleşen belirsizliğin sona ermesi için Türkiye’nin pozitif politikalarına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Türkiye’nin yapıcı güç olarak ortaya çıkması, bölgede istikrarı koruma adına önemli katkı sağlayacağı muhakkaktır.