Netameli ve bir o kadar da önemli bir konu. Herkesin doğru bir tartışma zemininde buluşma zorunluluğu var. Konuyu kamplaşmaya kurban etmeden konuşabilmeyi başarmalıyız. Öncelikle bu yolla Türkiye’nin Halep’i de içine alacak şekilde topraklarını genişleteceğini iddia edenleri akl-ı selime davet ediyorum. Sınır güvenliğimiz için uçaklarımızı havalandıramadığımız yerde, bu tür yorumlara itibar etmek, aynen Emevi Camii’nde Cuma namazı kılacağız denildiğinde olduğu gibi, gülünç duruma düşülmesine sebep oluyor.
Soruları aslında şöyle sorarak başlayalım. Suriyelilerin boşalttığı alanlar ne olacak? Buraları kim veya kimler dolduracak? Bu sürecin sonunu elini ovuşturarak bekleyenlerdeki heyecanın sebebi hikmeti nedir?
Ensar ve muhacir dayanışması üzerinden bir söylem geliştiriliyor. Evet, doğrudur.
Ensar - Muhacir ilişkisi dostluktur, kardeşliktir, diğergamlıktır, ekmeğini paylaşmaktır. Ancak muhacir için asıl olan kendi topraklarına geri dönmesi ve kendi yurdunu ihya etmek için çalışmasıdır. Suriyelilere yapılacak en önemli iyilik, onların adalet, barış, huzur ve güven içinde yaşayacakları bir şekilde yurtlarına dönüşlerini temin etmektir. Vatandaşlık vermek kolaycılıktır ve sürecin olumsuz sonuçları karşısında pes etmektir.
Yunanistan, geri dönüş niyeti olmadan ülkeyi terk ettikleri gerekçesiyle 60 binin üzerinde Batı Trakya Türkünü vatandaşlıktan çıkarmış. Yunanistan neden böyle yapıyor sizce? Peki, buna rağmen bugün biz neden Batı Trakyalılara yurtlarınıza sahip çıkın diyoruz? Çünkü Gümülcine'nin, İskeçe'nin onlara ihtiyacı olduğunu biliyoruz. Suriye'nin de Suriyelilere ihtiyacı var. Srebrenitsa’da savaş öncesi yüzde 90 Boşnak nüfus vardı. Bugün yüzde 10’lara düştüler. Savaş bitti ama dönmek istemiyorlar. Kanada’da, Avustralya’da, Avrupa’nın diğer ülkelerinde yaşamayı tercih ediyorlar. Vatandaşlık yolunu Suriyeliler için açarsak, onlar da dönmeyi düşünmeyecekler. Ayrıca Balkanlardan, Orta Asya'dan, Kerkük'ten, Musul'dan gelmek için can atanlar olacak. Hadi onlara da gelsinler dedik. Bu 100 yıl önce idari olarak çekildiğimiz yerlerden bugün sosyal ve kültürel olarak çekilmemiz anlamına gelmez mi?
Bu sonuç her açıdan kendimizi 784 bin km2 içine hapsetmek değil midir?
Şam'ın, Bağdat'ın, Saraybosna’nın, Kahire'nin bizimle olan bağını zayıflatmamalıyız.
2.749.014 kişi. Bu Suriyeli mülteci sayısı. Gayrı resmileri de sayarsak 3 milyonun üzerinde bir Suriyeli kardeşimiz ülkemizde yaşıyor demektir. 1989’da Bulgaristan'da, zulüm görüp anavatana sığınanların hukuki entegrasyonları bile bugün tam olarak sağlanamadı. Yeni sorunları göğüsleyebilecek altyapımız var mı? Vatandaşlık için bir imza yeter ama olumsuz sonuçlarını tamir etmek gelecek nesillere kalır, onyılları bulabilir.
Saldım çayıra, Mevla’m kayıra mantığıyla, kervan yolda dizilir anlayışıyla vatandaşlık verilmez. En azından halka sormayı tartışmalıyız. Her şeyi referandum konusu yapıyoruz da, bu konuyu neden millete götürmeyi aklımızdan dahi geçirmiyoruz?
Suriyeli kardeşlerimizin bilgi ve birikimlerinden istifade etmek mi istiyoruz? Tamam, olabilir. Elimizde bunun için seçenek çok. Bu yolların tamamını tükettik mi? Vatandaşlığa illa da alınacaklar mı var? İyi de neden bunu sağır sultana bile duyurma ihtiyacı hissediyoruz? Trafik ışıklarında, cami kapılarında el açıp yardım dilenen onbinlerce Suriyelinin karnını vatandaşlıkla mı doyuracağız?. Bağdat boşalsın, Şam, Halep geri dönmesin, Musul, Kerkük terör korkusuyla yerlerini yurtlarını terk etsin. Hedef; Büyük İsrail'e giden yolda, dikensiz gül bahçesi...
Sonuç olarak terörün, iç savaşın asıl maksadının bizi birbirimize düşman etmek olduğu konusunda şüphe yok. Yerlerimizi, yurtlarımızı terk etmemizi istiyorlar. Allah kimseyi vatanından ayrılmak zorunda bırakmasın. Eyvallah! Ancak ilk fırsatta geri dönüşü düşünmek lazım. Taş yerinde ağırdır demiş atalarımız. Problemlerin üstesinden gelmek vatandaşlık vermekle değil, sorunları yerinde çözmek için siyaset üretmek ve tarihi hinterlandımızı daima canlı tutmakla olur.