Son günlerin önemli gündem maddelerinden birisi de,
ülkemizde mülteci olarak bulunan Suriyelilerle ilgili yaşanan gerilim ve
olumsuz gelişmelerdir.
Gizli bir el tarafından düğmeye basılmış gibi bir anda
ortalık, Suriyeli mültecilerle savaş sürecine döndü. Sırayla Adana, Gaziantep,
Kahramanmaraş ve İskenderun gibi her gün bir ilde olayların çıkması tesadüf
değil.
***
Aslında Suriye de
yaşananlar konusunda ne düşündüğümüz baştan beri açık biçimde belli. Diğer Arap
ülkelerinde estirilen Arap Baharı rüzgârının sıçramasıyla Suriye de de iç savaş
çık(artıl)tı.
Baştan beri kararlı bir duruşla, Bu savaş anlamsız bir
savaştır. Kazananı kaybedeni bilinmeyen, hangi amaca hizmet ettiği anlaşılmayan
bir savaştır. Asla kazananı olmayan, savaşan her tarafın kaybettiği bir
savaştır. Ne pahasına olursa olsun derhal ateşkes yapılmalı, akan kan
durdurulmalıdır dedik.
Pek çok kesim camiamızı Esatçılık la, Suriye de rejimin
tarafında olmakla suçladı. Çok daha ileri gidenler oldu. Onları en yüce divana
havale ettik.
Bugün geldiğimiz noktada aman savaş olmasın demekle ne
kadar haklı olduğumuz bir kez daha ortaya çıktı.
***
Suriye bizim iç meselemizdir. Beşşar! Sen yaşayan
ölüsün Humus un Hama olmasına müsaade etmeyeceğiz gibi sözlerle, geç kalıp
pastadan payı kaçırmamak endişesiyle, Suriye hükümeti halkına karşı
kışkırtıldı. Zalim yönetim de vahşice saldırıya geçti. Zaten korku içinde
yaşayan halk da, bu sözleri duyunca arkamızda Türkiye var sanarak sokağa
döküldü.
Sonrası malum. Halk kan revan içinde, ülke yerle bir
oldu. Milyonlarca insan yurdunu yuvasını terk edip başka diyarlara, aç açıkta
olarak göç etmek zorunda kaldı.
Ülke olarak verdiğimiz destek, Suriye den kaçan
mültecilere ev sahipliği yapmak oldu. Suriye den göç eden herkesi kamplarda
barındırdık. Gıda ihtiyaçları karşılandı, sağlık hizmeti verildi. Ama ülkelerinde yaşananlara ilişkin sessizce
seyrediyoruz. Çirkefe taş atıp kenara çekildik.
Bu durum (mültecilerin kabulü) insani açıdan cazip
görünse de dolaylı olarak Suriye yönetiminin ekmeğine yağ sürmüş oldu.
Çünkü onlara göre en iyi düşman ölü düşman, sonra da ülkeyi terk eden düşmandı. Ülkeden
çıkan insan sayısı arttıkça Suriye yönetiminin eli güçleniyordu.
Aslında deyim yerinde ise, Sen istediğini yarala, bir
tedavi ederiz , Sen istediğini kov, biz bakarız denmiş oldu.
Keşke bu yardımları zamanında halkın eli zayıflamadan,
Suriye nin içine ulaştırıp bu savaşın bir an önce bitmesini sağlasaydık.
***
Gelelim bugüne. Maalesef başlangıçta savaşı körüklemekle
başlayan hata, şimdi de devam ediyor.
Savaş tamtamcıları iyi planlama ve koordinasyon
yapmamakla işi eline yüzüne bulaştırdı. Ülkemizde ve -diğer ülkelerde- muhacir
olarak yaşayan milyonlarca Suriyeli perişan vaziyette bir hayat sürüyor.
Hâlâ bin bir sefaletle karşı karşıyalar, analarından
doğduklarına bin pişmanlar. Ev, kulübe, yol, park nereyi bulurlarsa orada
geceliyorlar. Sınır vilayetlerimizde köylüler, ahırlara dahi pencere takıp
kiraya veriyorlar(!).
Yeni dönem deyip fırsatı değerlendirerek Suriye gerçeği
insaflıca görülmelidir. Savaşı sona erdirmek için bölge ülkeleriyle girişimde
bulunulmalı, bu trajediye son verilmelidir.
Ayrıca Suriyeli mültecilerin kısa sürede dönecekleri
değil; uzun süre ülkemizde kalacakları göz önüne alınarak sosyal ve ekonomik
alanda rasyonel çözümler üretilmeli ve milli politika oluşturulmalıdır. Aksi
takdirde pek çok alanda arzu edilmeyen manzaralar ortaya çıkar.