Artık çocuklarımızın sınıfında çocukları, Ya da sokağımızdan geçmekte gençleri. Yahut Cuma toplantılarımıza katılmaktalar. Veli toplantısında, markette ya da hastanedeler. Doğrusu ırkçı birkaç örneği saymazsak, halkımız da asaletinden olsa gerek son derece anlayışlı davranmakta onlara.
Birkaç ev ötede kiracı olan Suriyeli komşum bana en yakın olandı ama bir türlü ziyaret etmeye fırsat bulamamıştım. Kızım, anne ailenin genç kızı var, ben ona Türkçe öğreteyim o da bana Arapça öğretsin, önerisini getirince kalkıp gittik. Hasbihal edip tanıştık, daha sonra da ayrılırken bize davet ettik.
Kısa sürede davetimize icabet ettiler. Ailenin annesi son derece düzgün, asaleti yüzünden okunmakta. Çay eşliğinde misafir Suriyeli kardeşlerimizle detaylı sohbet imkânı bulduk. Kızların üstü başı düzgün. Aile reisi marangozmuş, Halep’te mobilya fabrikası ve işçileri varmış, tüccar sınıfındanmış, geniş arazileri bulunmakta imiş. Dört yıldır sokağımızda oturuyorlarmış ama bizim o bitmeyen işlerimizden dolayı dışarıda selamlaşsak da gidip gelmelerimiz yoktu.
Her şeylerini bırakıp gelmişler. Neden Türkiye dedik, bize en yakın, bize en çok benzeyen ülke dedi Türkçesi son derece düzgün, İmam- Hatip Lisesi son sınıfta okuyan Rame.
Babası aileyi geçindirebilmek için Suudi Arabistan’a gitmiş. Arabistan aileyi kabul etmemiş, Türkiye’nin pırıl pırıl şefkati, hepimizin gönlüne ferahlık vermekte. Baba çalışıp ailesine para göndermiş ancak üç aydır o da işsizmiş, sorunlarından biri iş bulamamasıymış. Zira onlar mülteci değil sığınmacı, ülkemizin doğulu milletlerle mülteci anlaşması yok, eğer mülteci olsalardı ülkemizin tüm haklarından faydalanıp düzgün bir yerde iş bulabilecekti.
Rame, bir yandan üniversiteye hazırlanmakta, İlahiyat okumak istemekte ya da tercüman olmayı düşünmekte.
Anne Hesna Hanım, tüccar eşi olmanın getirdiği bir özgüven ve varlık içinde geçirdiği günlerin havası üzerinde ama inancının verdiği huzur, daha baskın. Kaç çocuğun var dediğimde, dörttü dedi, büyük oğlum dört yıl önce Halep de 22 yaşında şehid düştü “elhamdülillah” dedi.
Biz Türklere göre, evladın şehadeti onlara ayrı bir sevinç katıyor, onur veriyordu. İkinci oğlu 25 yaşında üniversite okumuş ve Hollanda ya gitmiş.
En küçük kız ilkokula gitmekte, Rame 18 yaşında, siz neden gitmediniz, dedim. Biz istemedik dedi, inancımızı Türkiye’ de daha iyi yaşayabiliriz, dedi. Hatta ilk önce Hatay’a gelmişler fakat kampta yaşamak istememişler.
Akabinde ver elini İstanbul, Fatih ilçesine gelip bir ev tutmuşlar ama çok kalabalık olduğu için Fatih’te rahat edememişler.
Bir arkadaşları Anadolu yakasının, Beykoz’un daha rahat bir yer olduğunu anlatmış. Onlarda bu yüzden Fatih’ten Beykoz ilçesine taşınmışlar. Şimdi Beykoz’dalar. Komşularından, okuldan, hastaneden, doktorlardan öğretmenlerinden çok memnun olduklarını belirttiler.
Savaş biterse gider misiniz, diye sorduğumda, tabii dediler, vatanımız burnumuzda tütmekte, evimiz, sokağımız, bahçelerimiz, ağaçlarımız mahallemiz, yurdumuzun kokusunu o kadar özledik ki... Biz de, inşallah Halep’te buluşur, sizi ziyaret ederiz, diye temennilerde bulunduk.
Rame’ye, çok güzel Türkçe konuşmaktasın hatta Türklerden daha açık tenlisin sokakta görsek seni Suriyeli sanmayız, burada kalıp vatandaş olup Türklerle kaynaşıp gitmez misiniz, dedim. Genç Rame, hayır ben Arabım. Aslımı inkâr edemem. Arap, Türk elbette fark etmez. Elbet Müslüman Türklerin de yaşayışları, davranışları güzel. Ama zaten biz bir ümmetiz. İslâm ümmetinin fertleriyiz. Fakat vatan bir başka, doğduğun, havasını, suyunu içtiğin diyar bir başka diye Halep’e büyük bir özlem duyan, genç kızın kararlığına, sevdasına, inşallah bir gün Halep’e o özlediğiniz diyara geri dönersiniz diye dualar ettik.
Onları yolcu ederken Rame, bizden Osmanlı Türkçesine dair kitaplar istedi. Osmanlıcayı çok seviyormuş ve kendisini geliştirmek istiyormuş. İslâm harfleri ile yâni Osmanlı Türkçesiyle kitap okumayı çok seviyormuş. Onları uğurlayınca kızım da ben de derinden sarsıldık. Allah korusun ülkemizin başına bir felaket geldiğinde bizi kabul edecek hiçbir ülke olmayacağını düşünüp kahır dolduk. Ne Avrupa ülkeleri ne de İslâm ülkeleri maalesef insanlık dramına her zaman olduğu gibi fazlasıyla uzak durmakta, sırtını dönmekte, başını kuma gömmekte.
Onlarla konuşurken ülkemizde özgürce yaşamanın güzelliğinin hiç de farkında olmadığımızı anladık.