Suriyedeki Zulme Son Vermek Herkesin Boynunun Borcu

Abone Ol

Önceki yazımızda, Suriye’deki dehşetli zulümden bahsetmiştik. Bu ülkede 15 Mart 2011’den bugüne yaklaşık 300 bin can toprağa verilmiş, yüz binlerce masum insan yaralanmış, milyonlarca Suriyeli yurdunu yuvasını terk edip civar İslâm ülkelerine sığınmıştır. En çok Suriyeli muhacir barındıran ülkelerin başında bizim ülkemiz gelmektedir. Ülkemizde üç milyona yakın Suriyeli kardeşlerimiz barınmaktadır.

Muhacirlere kucak açmak ve sahip çıkmak bakımından dünyada örnek gösterilecek bir davranış sergilediğimizi söyleyebiliriz. Devletin bütün müesseseleri seferber olmuş ve mükemmel yerleşim merkezleri hazırlamışlardır. Gaziantep, Şanlıurfa, Hatay ve diğer yerlerdeki “seyyar şehirleri” görenler takdirlerini bildirmeden edemez. Ben kendi şehrimden biliyorum. Bütün şehir halkı, kardeşlerine kucak açtı. Çadır kentlerde ve diğer konteynır yerleşim merkezlerinde kalanlar haricinde, binlerce mazlum şehirdeki evlerde barınmakta. Onların bütün ihtiyaçlarını halk ve sivil toplum kuruluşları karşıladı ve karşılamakta. Bu hususta devletin, halkın, sivil toplum kuruluşlarının, imam efendilerinin ve diğer Diyanet İşleri Başkanlığı görevlilerinin fedakârca çalışmalarının şahidiyim. Cenab-ı Hak bütün gayret sahiplerinden razı olsun. Bu işin bir yönü. Bu faaliyetler ne kadar takdire şayan olsa da, bu kardeşlerimizin yüreği memleket hasretiyle dolu. Bülbülü altın kafese koymuşlar, “ah vatan!” demiş. Bir an için kendinizi onların yerine koyun. Hem zaman geçtikte, sosyal sıkıntılar ortaya çıkacak. Alınan abdest ürkütülen kurbağaya değmeyecek. Bu bakımdan bu yara bir an evvel tedavi edilmeli.

Suriye’deki zulme son vermek bu hâdiseyi duyan herkesin boynunun borcu. Şu anda da dünyada bu zulmü bilmeyen yok. İslâmiyet, zulmün zerresini bile kabul etmez. Rabbimiz, Kur’ân-ı Azimüşşan’da biz Müslümanları şu şekilde ikaz etmektedir: “Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur. (Cehennemde yanarsınız)” (Hûd Sûresi / 113)

Dünyanın büyük ekseriyeti, Suriye’deki dehşetli zulme karşı kör, sağır, dilsiz numarası yapmakta. Zulme rıza zulümdür. Zulm ile âbâd olmak isteyen ise kahr ile berbâd olur. Zulmün ortaklarının akıbetini hep birlikte göreceğiz.

Âcizane kanaatime göre, Suriye’deki zulmü sona erdirmekte en büyük görev, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan Beye düşmektedir. Sayın Erdoğan, Başbakanlığı devresinde yüze yakın ülkeyi ziyaret etmiştir. Şüphesiz bu ziyaretlerin birçoğunda dostluk tesis edilmiştir. Bizde “tuz ekmek hakkı” diye bir tabir var. Tuz ekmek hakkı hatırına, o ülkelerdeki idarecilerin vicdanlarına seslenilmelidir. Onlara Suriye’de olup bitenlerin tafsilatlı bir dökümünün, belgelerinin bulunduğu bir mektup gönderilmeli; İslâm ülkeleri başta olmak üzere, dünyanın vicdan sahibi bütün idarecilerine çağrı yapılarak Türkiye’de Suriye ile ilgili bir toplantı tertiplenmelidir. Bunun adına ister kongre, ister konferans deyin, fark etmez. Madem BM zulmü seyrediyor, madem diğer beynelmilel teşekküller seyrediyor. O halde yük bizim omzumuzda kalmıştır.

Halkımız Ensar-Muhacir kardeşliğinin örneğini yaşatmakta kararlıdır. Ama en doğrusu, zulme karşı çıkan bütün insanlar el ele verip bu mazlumları vatanlarına kavuşturmaktır. “Güvenli bölge” tesisi, ilk başta yapılsa iyi olurdu. Muhacirler o güvenli bölgede yerleştirilir ve korumaları sağlanırdı. Ama olmadı. Şimdi bütün Suriye “güvenli bölge” ilan edilmeli. Mazlum halkın üzerine tek kurşun sıkılmaması için tedbirler alınmalıdır. Nasıl mı Yüz ülkenin hükümet başkanları, ya da dışişleri bakanları ortak bir deklarasyon yayınlasın, bakın bakalım ne oluyor Şu Beşar Esad zâlimine dur denilmeyecekse, insanlık ölmüş demektir. Zulme son veremiyorsak, yazıklar olsun hepimize…