Suriye’de muhaliflerin yaptığı ne?

Abone Ol

Arap Baharı diye adlandırılan ve Arap halklarını kendi devletlerine karşı isyan ettirip Batı kontrollerinde kuklalar getirme planı 2010 yılında yürürlüğe kondu. Protestolar Tunus'ta başladı, daha sonra Libya, Mısır, Yemen, Suriye ve Bahreyn olmak üzere beş ülkeye yayıldı. Büyük gösteriler, isyanlar ve şiddet olayları görüldü. Sonunda 2011'de Tunus'ta Zeynel Abidin Bin Ali, Libya'da Muammer Kaddafi, Mısır'da Hüsnü Mübarek, 2012'de Yemen'de Ali Abdullah Salih devrildi. Fas, Irak, Cezayir, Lübnan, Ürdün, Kuveyt, Umman ve Sudan'da yaygın sokak gösterileri gerçekleşti. Cibuti, Moritanya, Filistin, Suudi Arabistan ve Batı Sahra'da ise küçük çapta protestolar meydana geldi. Bu sırada göstericilerin en yaygın sloganlarından biri Eşşa’bu yuriidu ıskaat'en-nizaam (Arapça: الشعب يريد إسقاط النظام,): “Halk rejimi değiştirmek istiyor” oldu. Ne kadar hoş geliyor kulağa, değil mi? Baskıdan bunalanlar özgürlük istiyor, hadi herkes destek olsun. Ama gel gör ki; ipler kimin elinde kimse farkında değil.

Bu gösterilerin en bariz ve yıkıcı etkisi Suriye, Yemen, Libya iç savaşları ile Amerikan projesi olduğunda neredeyse herkesin ittifak ettiği IŞİD’in serpilmesine zemin hazırlaması ve sonucundaki katliamları oldu. Libya ve Yemen’de hükümetleri devirerek idare boşluğu ve iç savaş çıkardılar. Suriye’de ise hükümet dayanınca protestoculardan bir kısmına silah sağlandı. Bunlar -belki de göstericilerin arasına sızan ajanlar- güvenlik kuvvetlerinin sert müdahalesi sırasında silahla cevap verdi. Güvenlik kuvvetlerinden ölümler olması üzerine hükümet çok daha sertleşti ve olaylar çığırından çıktı, muhaliflere silah sağlanması üzerine de iç savaşa kadar vardı. İsrail’in yanı başındaki bu güçlü ordu tamamen çökertildi, Suriye’nin tarımı, sanayisi, ordusu, sosyal düzeni mahvedildi. İnsanlar kaçmaya mecbur bırakıldı, Suriye toprakları insansızlaştırıldı, İsrail’in bir sonraki genişleme dalgasında rahat işgal edebileceği hale getirildi. Suriye’nin çökertilmesinin bir diğer önemli sonucu HAMAS ve Hizbullah’ın lojistiğinin kesilmesiydi. İsrail’le mücadele eden HAMAS’a ve 1982’de Lübnan’ı işgal etmeye kalkan İsrail’i perişan edip geri çekilmeye zorlayan ve Lübnan’ın tüm kesimlerinin kahramanı Hizbullah’a silah ve mühimmat akışı bilindiği üzere İran tarafından, Suriye üzerinden ulaştırılmaktaydı. Bunu tüm HAMAS yetkilileri ve özellikle de Gazze kahramanı merhum şehit Yahya Sinvar defalarca açıktan beyan etmişti. İşte bu mühimmat akışını durdurmanın da tek yolu Suriye’ye kukla bir rejim getirmekti. Suriye’de hükümeti gösterilerle deviremeyince içerdeki her türlü ihanete müsait eşkıyaya silah, para, diplomatik destek sağlayıp iç savaş başlattılar.

Suriye halkından olup silahlanan, devletine silah çeken ve olayların bu noktaya gelmesini sağlayanların bizdeki PKK’dan ne farkı var Allah aşkına bir düşünün. Devlete silah çekemezsin. Nokta. Efendim bunlar Müslümanmış, hadi ordan. Adaletle davranan Efendimiz’den örnek almayanların lafları bunlar. Katil, katildir. Efendim Suriye ordusu da zulüm yapıyor. Doğru ama devlete silah sıkıp isyan edersen o da zulmünü artırır, kafana bomba atar. Kim kazanır? Kim kazandı? Belli değil miydi? Bu noktaya gelmeden önce Suriye’yle aramız ne kadar iyiydi, onlarla pekâlâ daha iyi bir noktaya yürüyebilirdik ama biz Amerika’nın politikasını Suriye’ye dikte etmeyi tercih ettik. Suriye ile aramızı bozup bu hale getirmekti zaten onların amacı. Eğer bizdeki mesela, Gezi olayları sırasında oraya katılanlar halk değil de silahlı örgütler olsaydı ve güvenlik güçlerine ateş edilseydi buna asker/polis nasıl cevap verecekti belli değil mi? Hangi devlet bir işgale, kamu düzeninin bu derece sarsılmasına izin verir? Haklı taleplerle başlayan gösterilerin haklı metotlarla ve yollarla devam etmesi gerekir. İşte maalesef Suriye’de masum, makul isteklerle ortaya çıkan halkın içine sızarak işi bu hale getirmeyi başardı, dünyayı oyun alanları gibi kullanan çok uluslu Ebu Cehil’ler. Olayları Amerika’yı avucunun içine almış bu Siyonist çete, tam istediği hale çevirdi maalesef. Hoca’nın “ırkçı emperyalizm” diye adlandırdığı bu Siyonist hegemonya maalesef Türkiye’yi de kullandı, kullanıyor. Irak’ta, Libya’da bu mezalimi bu kadar net gördükten sonra hükümetimizin bu derecede basiretsiz davranması aklın alacağı bir şey değildir. Gene aynı sonuç: Amerika’ya güvenenin sonu yanılmak, yanıltılmak, aldatılmaktır.

Suriye’de şu sıralarda hayret verici gelişmeler oluyor. PKK, YPG, HTŞ gibi dışarıdan birbirine muhalif gibi görünen unsurlar birlikte hareket ediyor. Daha da hayret verici olanı; Türkiye de bu denklemde tamamını Amerika’nın silahlandırdığı eşkıya takımıyla aynı kefede. Amerikan/İsrail çıkarlarına hizmet ettiği apaçık ortada olan bu duruma hâlâ hizmet ediyoruz. Bu eşkıya hedefine ulaşırsa artık ne Filistin kurtuluş savaşını yapan HAMAS’a ne de Lübnan kurtuluş savaşını yapan Hizbullah’a silah göndermek belki de mümkün olmayacak artık.

Peki Türkiye nasıl oluyor da bunlarla beraber oluyor? Bizi kandırmak için söylenenlerden birincisi; Esad kötü, zalim. Diyelim bu doğru. Peki aynı şey Saddam için söylendi ve Irak ne hale geldi, görmez misiniz? Kaddafi terörist dendi, ne oldu Libya’ya. Kaç Müslüman katledildi Amerika’nın istediği olsun diye. Daha mı iyi oldu/olacak bu ülkeler? İnsaf edin. Kendinize acıyın, yedi ceddiniz alnını secdeden kaldırmasa bu katliamlara destek oluşunuzun bedelini ödeyemezsiniz. Hiç mi Allah’tan korkunuz yok. Hadi iktidar mevkiindekiler ya Amerika’dan korktuklarından ya da Amerika’ya güvendiklerinden veya bilmediğimiz pazarlıklarla buna alet oluyorlar, peki ya bunu canı gönülden destekleyen, savunan, haklı göstermeye çalışan Müslüman kardeşim, Suriye bu hale geldikçe HAMAS’ın lojistik yolu tamamen kesilmek özere, hiç mi umurunda değil? Suriye hükümeti sıkıştıkça İsrail rahatlıyor, fark etmez misiniz? Sen buna itiraz etmedikçe hükümetimiz bu politikalarını devam ettiriyor, ettirecek. Hükümeti etkilemenin tek yolu halkın tepkisidir, unutmayalım. Ama biz her yapılana bir kulp bulursak bu böyle gider.

Bizi İsrail’le aynı Suriye politikasına ikna etmek için söylenen ikinci argüman daha da vahim: Onlar Şii, onun için bu Suriye politikamız makul. Pes. Pes. Yuh olsun size. Mezhep taassubu yüzünden İsrail’i bile aklamak size zül gelmiyorsa başımıza gelecek belayı beklemekten başka bir şey kalmıyor. Zaten çok beklememize de gerek yok, sıra bize geliyor.

Suriye’de muhaliflerin Halep’i alması veya Esad’ı devirmeye çalışması hoşunuza gidiyorsa Allah hidayet versin. Siz ya ileri derecede bilgisizsiniz ya da imani öncelikleriniz şaşmış.