Suriye’de hangi duygular hâkim?

Abone Ol

Yarım asrı aşkın süredir Baas rejiminin zulmü altında yaşamak zorunda kalan Suriye’de beklenmedik bir zamanda gelen gelişme, tüm gözlerin acının ve kaosun sıradanlaştığı Suriye’ye çevrilmesine neden oldu.

Uzunca bir süredir yaşadığı kaos ve karmaşadan ziyade bölgesel denklem senaryolarının bir parçası olarak ancak gündeme gelebilen Suriye, 8 Aralık 2024 ile birlikte bizatihi kendisi merkeze alınarak konuşulmaya başlandı.

Bugün artık değerlendirmelerde Suriye’nin geleceği, nasıl şekilleneceği hususu konuşulmak durumunda kalıyor doğal olarak.

Peki Suriye’de dengeler ne durumda, daha da önemlisi, Suriyeliler gelişmeler hakkında ne düşünüyor ve geleceği nasıl görüyor?

Tüm bu soruların cevabını Suriye sokaklarında yürüdüğünüzde, sıradan herhangi bir kişi ile görüştüğünüzde almanız mümkün.

Ama işin özeti olarak, son söyleyeceğimizi baştan söyleyelim. Suriye sokaklarında üç vaktin değerlendirmesi neredeyse ortak kanaat halini almış.

Suriye’nin dününde acı ve öfke, bugününde heyecan ve sevinç, yarınında ise umut ve endişe duygusu hâkim.

Düne dair acı ve öfke var. Çünkü Baas rejiminin, her diktatörün yaptığı gibi, 60 yıldır Suriyelileri maruz bıraktığı zulüm, işkence ve baskı ortamı dayanılmaz bir noktaya ulaşmış. Neredeyse her hanede Esad rejiminin hışmına uğrayan en az bir kişi var. Cezaevlerinde ağır işkencelerle öldürülen yüz binlerce insanın hikâyesi, ülkenin her bir köşesine dağılmış durumda. Hülasa yılların biriktirdiği acı, patlamaya hazır bir öfkeye dönüşmüş.

Bugün sevinç ve heyecan duygusu hâkim. Çünkü olmaz denilen oldu ve Esad rejimi hiç beklenmedik bir anda yıkıldı. Yıllardır umudu kırılan Suriyeliler, nedeni ne olursa olsun, yaşanan değişim sayesinde bir anda yarım asırlık celladından kurtuldu. Bunun haklı sevincini ve heyecanını taşıyor. Bunun için sokaklarda, evlerde insanlar, tebrik etmek anlamında “mebruk” sözüyle birbirini kucaklıyor. Rejimin düşüşünün ardından kılınan ilk Cuma namazında bayramlık elbiseleriyle buluşan ve ardından ailecek meydanlara akın eden yüz binlerce Suriyelinin kameralara yansıyan görüntüsü bunun yansıması olmuştu.  

Yarına dair ise Suriye’de belirgin şekilde umut ve endişe hâkim. Çünkü bugün her ne kadar sevinç duygusunun yaşattığı bir coşku söz konusu olsa da aynı zamanda yarını kimin nasıl yöneteceği hususu da düşünülmek durumunda. Bu düşünmenin bir yanında umut diğer yanında endişe yer alıyor. Zira yıllardır süregelen kaos ve karmaşanın yıpratmışlığı ve yorgunluğu ülke içindeki grupların birbirleriyle çatışmaya girmesinin önündeki en büyük engel olmak bakımından bir yönüyle umut kaynağı. Suriyeliler, bir kez daha çatışma ortamına ya da bölünmeye girmek istemiyor. Geçmişte yaşanan Afganistan tecrübesi, sadece devletler için değil, halklar için de önemli mesajlar içeriyor ve görünen o ki, bu mesaj karar alma sürecine de etki ediyor. Ülke genelinde bütünlüğün sağlanmasının ve kaosun sona erdirilmesinin Suriye’nin ekonomik sorunlarına çözüm olacağı yönündeki beklenti de umudu büyüten önemli bir gerekçe. Suriyelinin birinci düşmanı fakirlik şu anda. Öyle ki, fakirlik ve yoksunluk, kişi başına düşen gelirin oldukça düşük seviyede olduğu ve alım gücünün zayıfladığı Suriye’nin tüm sokaklarına sirayet etmiş durumda. Ülkenin yeniden toparlanma sürecine girmesi bu anlamda ekonomik istikrara zemin oluşturması bakımından umudu ortaya çıkarıyor.

Diğer yandan herkesin farkında olduğu ama şimdilik fısıltıyla konuşulan konular da var. Zira küresel güçlerin Suriye’de değişimin önüne beklenen engelleri çıkartmaması esasında değişimi kabullendiğinin, onayladığının ya da kurguladığının mesajı olarak kabul ediliyor. Örneğin PYD’ye yıllardır verilen desteğin aksine atılan adımlar şaşırtıcı bir gelişme olarak karşılanıyor. Lazkiye, Tartus bölgesinde Nusayri devleti kurulacağı yönündeki beklentinin aksine gelişmeler de benzeri düşüncelere neden oluyor. Bununla birlikte İsrail’in güney bölgeleri dünyanın gözü önünde işgal etmesi ve kimi günlerde 500 hava saldırısı yapacak kadar rahatça hareket etmesi karşısında Suriye’de “kendi iç bütünlüğünü sağlayamayan Suriye’nin İsrail ile savaşmayı göze almasının mümkün olmadığı” fikrinin ortak kanaat halini alması da dikkate alınması gereken bir anekdot olarak duruyor. Zira Gazze’den Yemen’e tüm bölge açısından Suriye’nin yeni konumlanması, İsrail’in politikalarını da doğrudan etkileyecek.

Tüm bu gelişmeler, Suriye’de yeni bir geleceğin kurgulandığını ispat ediyor. Ordunun teşekkül ettirilmesi, anayasa yapım sürecinin yürütülmesi gibi hususlar bu sürecin ilk ama hayati öneme sahip aşamaları olacak. Bu durum aslında Türkiye başta olmak üzere tüm bölge Müslüman ülkelere ve hareketlere önemli fırsatlar sunuyor. Bunun nasıl yönetileceği, atılacak adımlara ve kurulacak diyaloglara göre şekillenecektir.