Suriye ve İsrail Konusu

Abone Ol

Bu iki kavram üzerinde olaylara bakıldığında sorunun karmaşıklığı, insanların bakışlarındaki çelişki ve tuhaflıkları bir arada görmek olası. Tuhaf ve karmaşık.

Muhafazakârların tutumlarındaki çelişkiler asıl açmazı oluşturuyor.

İsrail; bölgemiz, yani Orta Doğu için sonradan kurgulanmış, yerleştirilmiş, emperyalizmin hem ileri bir karakolu, hem Orta Doğu Müslümanlarının etkisiz kılınması hem de Siyonizm’e hizmet amacına uygun bir durum. Emperyalizmin hemen bütün kollarının bir bütün ve dört yandan desteklediği, Müslümanları kuşattığı bir olgu.

Müslümanların küçümserlikleri, teslimiyetleri, kölelik ruhları edilginleşmelerine neden. Bir varlık göstermeyişleri iradî bilinçlerini yitirişleri. Bir diğer deyişle iktidarlarda kalabilmenin tek koşulu emperyalizmin suyunda gidiş ve ona göre hem yaşayış hem de kabulleniş. Bu, Müslümanların asıl açmazını oluşturuyor.

Batıcı ruha teslim olanların zaten öteden beri İslâm dışı her düşünceyi ve inanışı kabulleniş gibi durumlar söz konusu. Onlar açısından ne bulundukları medeniyet, ne kültür önemli. Önemli olan onlara dönüşme ve onlar gibi yaşama duygusu. Bir diğeri de ırkçı Batıcı, kısmî Müslümanları veya Müslüman görünümleri. Onların bütün derdi hem yaşayış tarzı olarak Batıcı ruhtan beslenme, ama ırkçılık yaparak kendilerini üstün görme. Oysa Batı düşüncesi içinde ne ırklarının ne de kültürlerinin ve harslarının bir değeri var. İyice harmanlanmış bir Batı ruhu içindedirler.

Düşmanlıkları da emperyalizmin hizmetinde ve kölesi olma konumunda. Bütün öfkelerini “Arap”, “Kürt” veya diğer gayrimüslim ırkları merkez almaları bunların üzerine ırkçılık yapmaları, bulundukları mantık içinde çok da yadırganası değil.

Yeniden Suriye sorunu gündemde. Bir yanda “Arap” oluşları bir yandan mezhep farklılıkları, bir diğer yandan iyice kindarlığa dönük bir tutumun ağırlık kazanması asıl sorunlardan biri, bölge açısından. Bunlar başlıca çıkmazlar.

İşin bir de ironik yanı var. O da şudur. İsrail ile her türlü ilişkiler normalleşirken, bunun kin güdülmemesi gerektiği ısrarla vurgulanırken. Öte yandan ilişkiler tam anlamıyla gösterişli ve görkemli bir resitale dönüşürken… Suriye söz konusu olunca birden yutkunmalar, adımları geri çekmeler ya da isteksiz davranmalar iyice belirginleşiyor.

İsrail ve Siyonizm konusu siyasilerin, bir bütün olarak geleceklerinin kaderini sanki tayin ediyor. Böyle olunca o görünmez gücün etkisi iyice belirginleşiyor.

Asıl ironi de yıllar yılı Siyonizm’e karşı direnmiş, gösterilerde bulunmuş, ırkçılık konusunda duyarlı davranmış olanların tutum değiştirmeleri. Bu durumlara gerekçeler uydurmak için türlü tevillerde bulunmaları.

Aynı tevili ne Arap, ne Kürt, ne Suriye, ne bölgedeki sorunlar karşısında gösterebiliyorlar. Hastalık derecesinde kendi geçmişlerini ve yaptıklarını yadsıma, unutma, ilgisiz kalma, geçiştirme ya da bahane üretilmesidir.

İnsanların ideallerinden vazgeçişleri, liberal seküler bir hayat tarzı tercih etmelerinin nedeni modernizm tutkusuna kapılışlarıdır.

Dünya hayatı, görkemi, saltanatı, malı, mülkü, makamı, çıkarı her türlü ideali yadsımaya ve uzaklaşmaya neden olabiliyor.

Suriye konusu yeniden gündeme gelmişken, yıllardır anlattıklarımız, yazdıklarımız ile ilgili haklılıklarımız dile getirilse bile bir gönülsüzlük olduğu seziliyor ve görülüyor. Bir ayak direme var. Kaldı ki İsrail konusunda gösterilen esnekliğin, yaklaşımın bir kısmı bölge için gösterilse Müslümanlar için bir adım olacak. Adım adım yaklaşımlar bölgede huzurun sağlanmasına neden olur.

Ne ki emperyalizmin hazzetmeyeceği bir durumdur bu. Emperyalizmi böyle istiyor diye onlara uyulmaz, gerekirse oyunları bozulur. Müslümanlar ve insanlık için zorunludur bu da.