Suriye: Savaşlar arasındaki savaş

Abone Ol

Öncelikle şu hususun altını çizelim, “Savaşlar arasındaki

savaş” ifadesi 2 binin üzerinde hava aracı ve 15 civarındaki uydusuyla

Ortadoğu’nun en güçlü hava kuvvetlerinden birine sahip olan ve son Gazze

saldırısındaki yöntemlerinden dolayı İnsan Hakları İzleme Örgütü’nce ismi savaş

suçlusu olarak geçen İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Amir Eshel’e

ait.

Dolayısıyla, karşımızda İsrail’in devlet anlayışını ve

politikasını uygulamaya koyan “muharip zihniyeti” ve onların bundan sonraki

sürece yönelik olarak nasıl bir strateji izleyebilecekleriyle ilgili önemli

ipuçlarını görüyoruz.

Daha net bir şekilde ifade etmek gerekirse; İsrail, Arap

Baharı’nı ve Suriye’deki krizi “Büyük İsrail”in gerçekleşmesi noktasında önemli

bir fırsat olarak görüyor ve bu süreci bir takım provokasyonlar ile daha da

derinleştirmek suretiyle 1948’den bu yana devam eden kazanımlarında nihai adıma

doğru son bir hamle daha yapmak istiyor.

Nitekim, “Siyonizm’in Gizli Tarihi” kitabının yazarı

Schoenman de, Press TV’de yayınlanan bir röportajda bir soru üzerine Eshel’in

bu ifadesini dayanak göstererek şu şekilde cevap veriyor: “Suriye’ye yönelik

hava saldırısının arefesinde, İsrail hava kuvvetleri şefi Tümgeneral Amir

Eshel, İsrail’in savaşlar arasında bir savaşa angaje olduğunu’ ve

gerçekleşmesi halinde savaşı kazanabilecekleri koşullar oluşturduklarını

söylüyordu. Bunun sadece Suriye’ye yönelik değil, aynı zamanda Lübnan’a da

yönelik önceden planlanmış bir saldırı olduğu tartışmasızdır.”

Schoenman, burada “planlı” ve “koordineli” bir saldırıdan

bahsediyor. Hedef olarak da Suriye ve Lübnan’ı gösteriyor, aynen dünyaya servis

edilen diğer haber, yorumlarda görüldüğü üzere...

Fakat, mevcut gelişmeler aslında bu saldırının Suriye ve

Lübnan ile sınırlı kalmadığını, hatta vurulan yerler itibarıyla daha başka

devletleri hedef aldığını gösteriyor. Burada akıllara gelen ilk ülke de İran.

Gerek Esad rejimi gerekse de Hizbullah boyutuyla bölgede Şii eksenini kırmaya

yönelik bu hava taarruzu İran’ın bölgedeki “karşı saldırı” ve “caydırıcılık”

yeteneğini zayıflatmaya yönelik olarak karşımıza çıksa da, esas hedefin “Yeni

Ortadoğu” sürecinde daha dinamik bir güç olan başka bir ülke olduğu görülüyor.

Hangi ülke mi Adım adım gidelim...

Burada, öncelikle Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)’nun yaptığı

açıklamalara dikkatleri çekmek gerekiyor. “Açıklamalar” diyorum, çünkü sadece

bu olay dolayısıyla değil, daha öncesinde de yaşanan bir takım saldırılar

sonrası ÖSO İsrail’in aslında Suriye kuvvetlerini değil de kendilerini hedef

aldığını açıklamıştı. Golan hadiseleri bunların başında geliyor. Kasım 2012’de

Golan Tepeleri’nden Suriye ordusunu hedef aldığı açıklanan saldırıların Suriye

kuvvetlerini değil, onlarla çatışma halinde olan ÖSO’yu hedef aldığı sonradan

anlaşılmıştı.

Bu son saldırıda da İsrail savaş uçaklarının  başkent Şam yakınlarında bir askeri araştırma

tesisini vurduğu belirtildi. Oysa, bu tesisle birlikte aynı zamanda vurulan

araştırma merkezi içerisindeki hassas askeri teknolojiyi ele geçirmek üzere

olan ÖSO idi. Son dönemde Rus ve İran sofistike silah teknolojilerini ele

geçirmeyi hedefleyen ve bu noktada başka unsurlar tarafından püskürtülen

ÖSO’nun bu doğrultuda yaptığı açıklamalar dolayısıyla oldukça dikkat çekici.

Nitekim saldırıyı doğrulayan Suriye ordusu yetkilileri de bu hususa dikkatleri

çekiyordu, fakat tek bir farkla. Onlara göre, hava taarruzu “teröristlerin

tesisi ele geçirme girişimlerinin başarısız olmasının ardından”

gerçekleşmişti...

Diğer taraftan, Türk F-4’ü karşısında aslan kesilen

Suriye Silahlı Kuvvetleri’nin İsrail savaş uçakları karşısında sus pus olması

da bu kapsamda oldukça düşündürücü. Tam 12 uçak, fakat yere göğe sığdırılamayan

Suriye hava savunma sistemi ne hikmetse sus pus. Sus pus olan sadece Suriye

değil, Rusya da...

Burada göz ardı edilmemesi, hatta sorgulanması gereken

bir diğer husus ise Obama yönetiminin Türkiye ve İsrail karşısında takındığı

“ikircikli tutum”. Obama’nın “Yeni Ortadoğu” sürecinde bölgenin “hami gücü”

olarak İsrail yerine Türkiye’yi tercih ettiğine yönelik iddialar, bir anlamda

bu operasyon ile birlikte bir kez daha darbe almış oluyor.

Netanyahu ve ekibinin bu süreçte tasfiye edileceğiyle

ilgili öngörüler gerçekleşmediği gibi, ABD’nin adım adım İsrail çizgisine doğru

kaymaya başlayan yaklaşımları ve Davutoğlu üzerinden Ankara’yı hedef alan

tepkisi de bu arada dikkatlerden kaçmıyor. Nitekim, Dışişleri Bakanlığı adına

konuşan Nuland’ın, Davutoğlu’nun “Esad İsrail jetlerine taş bile atmadı”

şeklindeki  ifadelerine; “Türkiye

ortalığı kızıştırmaya çalışıyor” şeklindeki sert çıkışı ve “Herkes şiddetin

durmasını sağlamaya çalışırken Türkiye bunun aksini yapıyor” sözleri bir kez

daha bu tespitimizi doğruluyor.

Dolayısıyla, son İsrail saldırısı ve bu bağlamda

Türkiye-ÖSO arasındaki ilişkiler ile birlikte buna verilen uyarı ve tepkiler de

göz önünde bulundurulduğunda, “Savaşlar arasındaki Savaş”ta esas hedefin hangi

ülke olduğu bir kez daha sırıtıyor!